Küçük Antep'te bir akşamüstü

Güneydoğu Anadolu mutfağının İstanbul'daki merkez noktası Güngören'den, namıdiğer Küçük Antep'ten tadı damakta kalan yemekler ve zihin açan sohbetler.
Küçük Antep'te bir akşamüstü

1 Haziran - Tefal - apéro
Tefal ile birlikte

Harekete katılma zamanı: Tefal Pure Pop Buharlı Düzleştirici Hayatın bizi nereye sürükleyeceği belli olmasa da yanımızda kimi sürükleyeceğimiz belli. Nereye gidersek gidelim Tefal Pure Pop Buharlı Düzleştirici ile artık hiçbir kırışıklık bizden kaçamaz. Harekete katılın: Hafif, pratik, renkli ve eğlenceli Pure Pop buharlı düzleştirici , nerede olursak olalım tarzımızı keyifle üstümüzde taşımaya devam etmemiz için artık hep bizimle. Kırışıkları gidermek, giysileri tüylerden ve tozlardan arındırmak, yenilemek ve sterilize etmek için buharın doğal gücünü kullanan Tefal Pure Pop, kadife yumuşak pedi sayesinde en hassas giysilerde bile güvenle kullanılabiliyor. Küçük ve hafif: Hızlı, pratik ve anında çözüm arayanların yardımına koşan Pure Pop , kompakt ve hafif yapısıyla çantalarda kendine rahatça yer buluyor. İster toplantıdan toplantıya koşarken ister hafta sonu tatillerinde pratik bir çözüm ararken; buharın gücüyle imdada yetişiyor. Senin tarzın hangi şehir? Paris mavisi, Bankok yeşili, Manhattan sarısı ve Cape Town kırmızısı renk seçenekleriyle tarzın her an her yerde seninle. Yeni yol arkadaşını seçmek için Tefal Pure Pop Buharlı Düzleştirici ile buradan tanışabilirsin.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Fotoğraflar: Deniz Sabuncu

Nisan ayının sonlarına doğru serin mi serin bir akşamüstü. Üçyüzlü metro istasyonunda inip güneye doğru yöneliyorum; Güneydoğu Anadolu mutfağının yöresel yemek ve malzemelerinin servis edilip satıldığı restoran ve dükkanlarla dolu Güngören’in Köyiçi Mahallesi’ne doğru yola çıkıyorum. Küçük Antep olarak da bilinen bu mahalle İstanbul’un ana yemek noktalarından biri. 

Uzun süren bir sinüs enfeksiyonum vardı. Baharatlı bir kase beyranın işe yarayacağından emin adımlarla ilk durak Hakkıoğlu’na giriyorum. Gaziantep’in dışına çıkıldığında belki de en iyi beyranı bulabileceğimiz yer burası. Tezgahın arkasındaki genç adam baharat ve sarımsak isteyip istemediğimi soruyor. Yanıtım gayet net: "Ekleyelim."

Cömert bir tabak roka, yanında limon dilimleri ve taze lavaş ile servis edilen bu çorba sofraya sıcacık geliyor. Her siparişimde olduğu gibi bu sefer de dilimi yakmayı başarıyorum. Bazı Gaziantepliler beyranı sadece bir çorba değil başlı başına bir yemek olarak kabul ediyor. Bu iddiada pek de haksız sayılmazlar. 

Bir yığın pirinç ve kıyılmış kuzu eti üzerine eklenen acı kırmızı pul biber ve bol miktarda sarımsakla lezzetlendirilmiş bir et suyuyla ıslatılıyor. Burnum, aldığım ilk yudumdan itibaren daha iyi hissetmeye başlıyor.

Hakkıoğlu'dan beyran


Rota oluşturuldu

Yaşadığım mahalle Kurtuluş'tan Küçük Antep'e toplu taşıma ile ulaşmanın kolay bir yolu yok. Her koşulda ya iki otobüs ya da iki metro yolculuğunun üstüne bir de 20 dakikalık yürüme mesafesi ekleniyor. Trafiğe takılmamak için ben genellikle ikinci yolu tercih ediyorum. 

Güngören, İstanbul'un hem en küçük hem de en yoğun nüfuslu ilçesi. İlçenin Bağcılar ve Esenler ile kuzey sınırından Bahçelievler ile güney sınırına kadar yürümek yarım saatten biraz fazla sürüyor. Mahalle T1 tramvayı ile M1 metrosu arasında eşit uzaklıkta yer alıyor, ilki yokuş aşağı olduğu için bazen eve dönmek için M1 metrosunu kullanıyorum. 

Culinary Backstreets için düzenli olarak yemek hikayeleri yazmaya başladığım 2015 yılından beri Küçük Antep sık ziyaret ettiğim noktaların başında. İlk yazım, nefis lahmacun ve fırında tava kebap konusunda uzman olan Hakkıoğlu'nun hemen karşısındaki Hizmet Kardeşler hakkındaydı.

Hizmet Kardeşler'den lahmacun


Nizip’ten Güngören’e

Dik caddenin diğer tarafında ise muhtemelen yıllardır İstanbul'un tek nohut dürüm restoranı olan Hamo'nun Yeri yer alıyor. Nohut dürüm, bol maydanoz, soğan, biber ve çeşitli baharatlarla hazırlanıyor. Hamo'nun Yeri, aynı zamanda dürümlerinde kullanılan taptaze tırnak pideyi de üreten yandaki fırının sahibi Nizipli Sakıp Gül ve ailesi tarafından işletiliyor. 

Sakıp, nohutun sırrının kemik suyunda pişirilmesi olduğundan bahsediyor. Bu da ilk bakışta "vegan gibi" görünen bu yemeğin aslında pek de öyle olmadığını gösteriyor. Sakıp nohutların et suyunda pişirilmesinden öte esas lezzet sırrının bütün hazırlığın annesi tarafından yapılması olduğunu keyifle anlatıyor.

Tam iştahla nohut dürümümü yemek için oturduğum esnada Sakıp’ın annesi içeri giriyor ve gülümseyerek beni selamlıyor. Nohut dürüm Gaziantep dışında pek bilinmemekle beraber kendi yöresinde kahvaltılarda yeniliyor. Memleketine özgü bu yemeği sunan Sakıp’ın, mekana sadece nohut dürüm yemek için gelen geniş ve sadık bir müşteri kitlesi var. 

Hamo’nun Yeri’nde servis her sabah 6'da başlıyor. Yıllar evvel malzemeleri erkenden bitirip dükkanı kapatıyorlardı fakat menüye sonradan ekledikleri kuzu ciğer dürümle artık servis akşama kadar devam ediyor.

Hamo'nun Yeri'nden nohut dürüm


"Hayalimdeki ocakbaşı"

Bölgenin en popüler restoranı, Vedat Milor'un da bir zamanlar hakkında "Hayalimdeki ocakbaşı" dediği Bağdat Ocakbaşı'na geçiyorum. Burası o kadar kalabalık ki işletme sahibi mahallenin bir taş atımı uzağında ikinci şubeyi açmak zorunda kalıyor. İçli köfte ve açık ayran, Hamo’nun Yeri'ndeki gibi tazecik tırnak pide ile servis edilen ve üzerine yeşil soğan eklenen dürüm tabir-i caizse uğrunda ölmeye değer. 

Yanında yiyeni deli yangınlara sürükleyen ızgara Samandağ biberleri ve sevimli gümüş kaplarda, en az yarım düzine seçenekle bol baharat eşliğinde servis ediliyor. Buraya içli köfte ve dürüm yemek için çok sayıda arkadaşımı getirdim ve herkesin ortak kararı: Bunca yola değer. 

Her ne kadar mahalleye Küçük Antep desek de Bağdat Ocakbaşı'nın sahibi Urfalı. 30 yıldır mekanda çalışan ızgara ustalarından Mehmet Dündar ise Malatyalı. Mahallelinin ocakbaşına ilgisini sorduğumda "Çevreden gelen var ama çok az" diyen Mehmet Bey, İzmit, İzmir ve Ankara'dan çok sayıda müşterileri olduğunu söylüyor. İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin her yerinden insanı kendine çeken bu mekan bölgenin bir yeme içme destinasyonu hâline gelmesini sağlayan ünde öncü role sahip. 

Mehmet Bey, bana enfes içli köfte, çiğ köfte ve serinletici açık ayrandan ikram ediyor. Restoranın ortasına yerleştirilen ve içinde yalnızca bir tane Japon balığının yüzdüğü süs havuzunun kenarına oturuyorum. Mehmet Bey gidip gelip balığa ciğer parçaları atıyor, balık da suya düşer düşmez yakaladığı ciğer lokmalarını hızla parçalıyor.

Bağdat Ocakbaşı'ndan içli köfte ve açık ayran


Acı, acı, acıdır... 

Küçük Antep’in şehrin yeme içme merkezlerinden biri olarak konumlanmasına vesile olan bu mekanların bitişiğindeki dükkanlarda, dolma yapımında kullanılan sıra sıra kurutulmuş patlıcanlar, acılık derecesine göre sınıflandırılan biberler ve farklı yöresel baharatlar satılıyor. Bir dükkanın tabelası, "tüm" biberlerinin acı olduğu konusunda epey ısrarcı. Yediklerimizden sonra içimde dükkan sahibinin kulağına eğilip "Bundan zerre şüphe etmediğimizden emin olabilirsin" deme isteği uyanıyor. 

Bir uyarı da caddenin karşısındaki tatlı dükkanının bitişiğindeki apartmanın duvarında karşıma çıkıyor: "Bu kapının önünde oturmak, tatlı yemek yasaktır." Gören herkes için yeterince caydırıcıdır umarım. Kafamı sola doğru çevirdiğimde ise otobüs şirketi ve aynı zamanda baklavacı olarak çalışan bir firma yer alıyor. 

Akıllarda tek soru: Birbirinden bu denli bağımsız görünen bu iki iş alanı nasıl biraraya geldi? Hâlihazırda otobüsler İstanbul-Gaziantep arası sefer yaparken Gaziantep'in ikonik tatlısı baklavayı her gün İstanbul'daki küçük dükkanlarına yine kendilerine ait otobüslerle getiriyorlar. Kulağa şimdi mantıklı geldi.


Pastacı, balıkçı, turşucu; ilelebet yan yana

Mahallenin hemen ucunda ise dördüncü kuşak turşucu Taha Ufuk'un işlettiği, 1975'ten beri bulunduğu küçük dükkanda mahalledeki yerini sağlamlaştıran Acaral Turşucusu yer alıyor. Hemen bir bardak bol baharatlı turşu suyundan alıyor ve dükkana göz gezdiriyorum. Kendilerinin hazırladığı geniş turşu ve turşu suyu seçkisinin yanı sıra akla gelebilecek her türlü sirke çeşidinin bulunduğu raf dikkatimi çekiyor. Mahalle Gaziantep'in minyatür bir hâlini andırmadan önce de Acaral Turşucusu’nun yine aynı yerde olduğunu öğreniyorum.

"Mahalle esnafının çoğu Trabzonlu, Kastamonulu, Sivaslı ve Malatyalı. Restoranlar Gaziantepli belki ama Güngören Gaziantepli değil" diyen turşucu Taha, bölgeye Gazianteplilerin çoğunun 1990'lı yılların sonlarında gelmeye başladığını belirtiyor. Turşu dükkanının hemen yanında bir balık dükkanı, onun yanında da bir pastane var. Bu dükkanların üçü de onlarca yıldır aynı yerde. 

Acaral Turşucusu'ndan turşu suyu


Taha, üç yıl önce mahalle mezarlığında şok edici bir durumu fark ediyor: "Dükkanların yıllardır yan yana olması yetmezmiş gibi aile mezarları da yan yana! Pastacı, balıkçı, turşucu orada bile buradaki aynı sırayla."  Taha İngiliz olup olmadığımı sorduğunda "Hayır" deyip ekliyorum: "Amerikalıyım. Belki hatırlarsınız, birkaç yıl önce de buraya uğramıştım ve yine ayaküstü sohbet etmiştik." O ziyaretimde bana hâlâ okumadığım dinî bir kitap hediye ettiğinden bahsediyorum. Belki bir gün. 

Sohbet devam ederken Taha, tüm itirazlarıma rağmen İngiliz gibi göründüğüm konusunda ısrarcı davranıyor. Turşu tezgahının yanından bir anda İngiliz Casusunun İtirafları adlı bir kitap çıkarıp gösteriyor. Taha benim İngiliz bir casus olduğum konusunda kendinden emin. Ancak bu benim o mükemmel turşu suyu için Acaral’a tekrar uğramayacağım manasına gelmesin.

Tatlı son


Sıradan bir cumartesi akşamı Hizmet Kardeşler ve Bağdat Ocakbaşı, yemek yiyen ailelerle dolup taşıyor. Sokaktaki satıcılar çocuklara balon ve ışıklı oyuncaklar satarak bu fırsatı değerlendirmeye çalışıyorlar. Çetin Usta ve Beleş Ocakbaşı da diğer kebap mekanları arasında yer alırken, Kilisli Hacıoğulları Gaziantep'in komşu ili Kilis'e özgü ızgara yemekleri sunuyor.

Bir tabak baklava, künefe, halka tatlısı ya da Maraş dondurması için başka bir dükkana geçme dürtüsüne direnerek yokuş aşağı tramvaya doğru ilerliyorum. Son anda rotamı değiştiriyor ve sokak sokak dolaşıp, dipdibe sıralanmış apartmanların arasından geçerek Bağcılar'a doğru yöneliyorum. İstanbul'un en küçük ve nüfusun en yoğun ilçesi Güngören’den ayrılıyorum. Bağcılar'daki ana meydandan M1 metrosuna biniyorum, dilimde kalan sarımsak ve acı kırmızı biberin tadı eşliğinde.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

❤️‍🔥 Güngören Merkez'de, namıdiğer Küçük Antep'te

Bir akşamüstü Güngören'de girip çıktığımız dükkanlarda tattığımız lezzetleri ve esnafla edilen sohbetleri Paul Benjamin Osterlund kaleme aldı. Küçük Antep yeme içme rehberi ise İştah Açanlar'da.

01 Haz 2024

Tefal ile birlikte
Hamo'nun Yeri, nohut dürüm. Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Paul Benjamin Osterlund

Serbest gazeteci ve yazar. 14 yıldır İstanbul’da yaşayan Osterlund, kendini “şehir gezgini ve tutkulu bir gurbetçi İstanbullu” olarak tanımlıyor.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR