Metro hattı dâhilinde

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Daha önce 1875’te Tünel’in açılma hikâyesini kısaca aktarmıştım: İstanbul’a yaptığı bir ziyaret sırasında şehri çok beğenip Galata-Karaköy ulaşımına bir çözüm bulmak isteyen Eugene-Henri Gavand, önce bir asansör sonrasında bir tünel sistemi tasarlamıştı. Bunu başardıktan sonraki hedefiyse Kumkapı-Ortaköy arası için bir metro hattı olmuş fakat finansal olarak bunun karşılanması söz konusu olmamıştı.
Diğer proje girişimleri: Sadece bununla kalmayan metro girişimleri ilk olarak 1912’de kayda alındı. Fransa doğumlu mühendis L. Guerby, Topkapı-Şişli güzergâhı için bir hat önerse de şehir plancısı Henri Prost’unki gibi kendisinin önerisi de kabul edilmedi. Prost’un 1936’da önerdiği hattın başı Taksim sonuysa Beyazıt’tı. Haliç’in üzerinde yer alacak viyadüklü plan, Valide Sultan Camii’nin ihtişamını azaltabileceği için kabul edilmedi. Fakat bu planı esas alan Hollanda merkezli NEDECO (Netherlands Engineering Consultants), aynı hat boyunca eğimin dikkate alınarak zikzaklar çizilmesi gerektiğini belirtti. 1871’de kurulan İETT’nin 1952’de davet ettiği mühendis Marc Langevin, sunduğu raporda İstanbul’un o zamanki ulaşım problemlerine çözüm sunması için teklif yaptı. Fakat uygulamaya konulmayan bu proje serisinin ardından sırasıyla 1953, 1960, 1964 ve 1965 yıllarında farklı şirketler iş birliği yapmak istedi. 1968’de Sovyetler Birliği merkezli bir ekibin iki hat önerisiyse bugün benzer hatların hâlâ değerlendirilebileceğini gösteriyor: Beyazıt-Topçular ve Zincirlikuyu-Topkapı. Yine 1972’de çok uluslu bir karma ekip, 4. Levent-Karaköy hattının değerlendirilmesi gerektiğini işaret etti.
Günümüzdeki durum: İstanbul Demiryolu/Tünel Danışmanlığı tarafından 1987’de projelendirilen hatlar ancak hayata geçirildi. İlk metro hattı da 1989’da açılan M1 hattıdır. Bunun ardından 2000’de beş duraklı Taksim-Levent hattı açıldı. İlk çalışmalara göre epey geç kalınsa da şehrin ihtiyacı sebebiyle toplu ulaşıma yapılan yatırımlar hızla devam ediyor. Bu hafta yeni metro hattı M7 kullanıma açıldı. Mecidiyeköy’den Mahmutbey’e uzanan hat şehrin gizli merkezi gişelere de oldukça yakın. Hattın ikinci etabında Kabataş’tan Mecidiyeköy’e bağlanması amaçlanırken üçüncü etabında Mahmutbey-Esenyurt ve hatta Beylikdüzü’ne uzanması söz konusu. Üçüncü etabın ne zaman biteceği tam olarak bilinmese de Yuvam Bahçeşehir’in açıklanmasıyla değişecek çehreden daha önce bahsetmiştim. Bir yapılaşmanın açılması beraberinde ulaşım ihtiyacı doğurduğu için metro hattının aynı zamanlarda uzanacağını tahmin edebiliriz. Elbette bütün bunlar olurken kalabalık bir metropolün başka projeleri de hayata geçirilebilir.
Kaynak
Mehmetoğlu Güneş, B., (2008) Tarihî Kent Merkezlerinde Metro Yapımı ve Arkeolojik Değerleri Koruma İlişkisi; İstanbul Tarihî Yarımada Örneği. İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ara Güler, Kalender Vapuru, Matrakçı Nasuh, Sultanahmet ve hava kirliliği (?)
08 Kas 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




