

Siemens EQ900 Tam Otomatik Kahve Makinesi : Kahvenizi nasıl alırdınız?
Siemens EQ900 Kalbi damağında atan sevgili apéro okuru, kendi zevklerinizin peşinden tutkuyla gittiğiniz yolculuğunuzda sizi en yakın arkadaşınız olmaya aday Siemens EQ900 Tam Otomatik Kahve Makinesi ile tanıştırmak isteriz. Nedir? Kahve…
Daha fazlasını öğren →
Bir pazar kahvaltısı anı: Göğermiş peynirinin kokusu önderliğinde en az beş farklı peynir. Envaiçeşit reçeller, zeytinler, hamur işleri. Nesrin annesinden "masada saatlerce oturtacak kahvaltıların uzmanı” olarak bahsediyor. Hâl böyle olunca da evin babasının çalışmadığı tek gün olan pazar sabahları kurulan sofrayla kahvaltı şölen havasında geçiyor. Pazar günlerinin anlamını değiştiren, diğer günlerin hızlıca geçmesini sağlayan bu yemek ritüeli için Nesrin’in uygun gördüğü tanım: “Masanın etrafında saatlerce oturtan rakı sofrasından hâllice.”
I) Sofranın huzurunda: Pişirmek ve beslemek
Nesrin’in küçüklüğünden kalma kahvaltı anıları rengârenkken büyüdükçe işler epey değişiyor: “Sabahın yedisinde hazırlanan istiridye sosları, susam yağları, farklı unlarla elde edilen fırından yeni çıkmış ekmeklerin test ettiğim köşesi, personele pişirdiğim çorba, ekşi salata sosları derken sabahtan akşama hatta geceye kadar devam eden döngüyle bir şefin tattığı her lokma. Bir bakmışsın ki masaya oturup yemek yenilmeden biten bir gün daha.”

Yumurta salatası
Beden hem yemeğe hem de yemeğe dair içselleştirilen birçok duyguya açken güne devam edebilmek adına o an için mantıklı gelenin sadece kahve içmek olduğunu belirtiyor Nesrin ve ekliyor: “Sadece tadarak hazırladığım birçok yemeğin huzurunda, onları pişiren ve insanları besleyen ben olunca bir masaya oturduğumda yediklerim de zamanla sadeleşmeye başladı.”
Çok uluslu peynir tahtası
II) Peki ya kahvaltı?
Bir şefin günlük rutininde tadımlarla geçiştirilen diğer tüm öğünler gibi kahvaltı da es geçiliyor. Fakat başka bir sebeple: “Kahvaltı kalabalık sofralarda anlamlıydı. Yalnız başına yenilmemesi gerekiyormuş gibi hissettiriyor. En azından benim hayatımda uzunca bir süre böyle oldu diyebilirim. Ta ki Danimarka’ya taşınana kadar. Çalışma saatlerinin azalması, masanın kalabalıklaşması ve iştahımın zamanla yerine gelmesiyle sabah kahvaltı ritüelim bir dilim kızarmış tahıllı çavdar ekmeği, tuzlu tereyağı ve incecik kesilmiş Tilsit Havarti peyniriyle tekrar hayatıma girdi.”
Pålægschokolade: Beyaz ekşi maya ekmek üzeri ince kıtır çikolata
III) Yumurtanın hâlleri ve eşlikçileri
Beyaz ekmeği yücelten menemen, pazar kahvaltısında hep köşede duran otlu yumurta salatası ya da Fransız mutfağına âşık eden ve üniversitede öğrenilen kadifemsi dokuda çırpılmış yumurta: Nesrin’in olmazsa olmazı yumurtanın en sevdiği hâlleri. Danimarka’da kurduğu kahvaltıları en az üç çeşit yumurtayla başlattığından bahsediyor: “Bu sefer masaya herkesin kendine özgü yumurta eşleşmesini bulması adına her türlüsünü ekledim.” Yumurtaya eşlik etmek üzere peşi sıra; halhali ve portakal dolgulu zeytinler geliyor. Diğer yanda çilek ve portakal reçeli. Devamındaysa kuru domates, kahvaltılık zahter, keçi peyniri ve tabii ki börek.
Kahvaltı sofrasının tam ortası Akdeniz hasadı
IV) İthal kahvaltı sofrası: Nereden? Memleketten
Kopenhag’ta göçmenlerin yoğunlukta olduğu bölgelerin marketlerinde her türlü malzemeye ulaşılabiliyor. Norrebro’da yer alan Lygten Bazar Nesrin’in Türkiye’den ithal ekmek ayvasını dahi bulduğu ve ara sıra uğrayıp yokladığı bir dükkân: “Geçen gün Türk marketinde kendimi sivri biber ararken buldum. Her gün bakıp alıştığın bir manzara olarak pazar kahvaltısı beni tekrar heyecanlandırmaya başladı. Tek sorun iyi kaliteli malzemenin buraya sık uğramaması. İyi kalite bir nar ekşisi veyahut keçi peyniri ya da sucuk bulmak neredeyse imkânsız. Bir İtalyan süpermarketine girip ithal edilen ürünlerin ambalajlarını görünce çok içlenmiştim.” Peki ya Türkiye ziyaretlerinden getirilenler? “En son dönerken yanımda sadece halhali zeytin, turşu biber ve kuru zahter getirdim. Kilo kilo peyniri bavulda taşımaya henüz hazır değilim.”
Son lokma Nesrin’in geleneksel Türk kahvaltı sofrasına uyguladığı yaratıcı dokunuşla: “Sütle çırpılmış yumuşak tereyağına zeytin ezmesi ekliyorum. Üzerine portakal kabuğu rendesiyle tam bir Noel kahvaltısı havasında.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
"Meğerse peynirin tadı birlikte saatlerce vakit geçirebilmenin güzelliğindeymiş." Bu hafta Nesrin'in memleketten ötede kurulan sofrasında halhali zeytini, kahvaltılık zahter ve el açması börek var.
16 Eyl 2023

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Kemikleri ve iç organlarıyla yenen ortolan kuşu, Fransız gastronomisinin en tartışmalı yemeklerinden biri. Dumas’nın mutfak sözlüğünden "Succession"a uzanan hikayesi, bir lokmalık haz uğruna hayvanlara çektirilen acıyı gündeme getirirken geleneksel olarak ortolanları yerken başa örtülen peçete, başka bir soruyu da akla getiriyor: Yemek yerken neden saklanırız?

Nezleyken elma neden elma gibi gelmez, kırmızıya boyanmış beyaz bir şarap kırmızı şarap gibi algılanabilir mi? Lezzet yalnızca dilimizin işi değil. Koku, görme ve ağızda oluşan duyumların kesişiminde şekillenen bu deneyim, bir yiyeceği tanımamızdan onu sevmemize kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.







