Savaş, Türkiye ekonomisini hangi yöne sürüklüyor?


Yaşamları aydınlatır : TEPTA “ Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir. ” diyor değerli mimar Le Corbusier. Tek bir mimari detayın aydınlatmasından kompleks yapılara, özel ihtiyaçlardan kentsel aydınlatmaya kadar geniş çaplı projelere imza atarak tarihin aydınlatma mücadelesinde yer alan TEPTA , 1991’den bu yana insanın dokunduğu her alana ışık getiriyor. Neden TEPTA? TEPTA , dünyanın önde gelen aydınlatma markalarının temsili ve ürünlerinin satışından başlayıp, ölçek gözetmeksizin projelendirme ve “doğru” aydınlatma danışmanlığını, satış sonrası bakım servislerini kapsayan geniş bir aydınlatma hizmeti sunuyor. TEPTA bu hizmeti tasarımcılardan, pazarlama uzmanlarından ve teknik ekipten oluşan 55 kişilik deneyimli kadrosuyla sağlıyor. İstanbul’dan tüm dünyadaki projelere teknik, tasarım, kalite ve ekonomi bakımından en uygun ve dengeli aydınlatma çözümleri sunan TEPTA, yurt içinde ve yurt dışında Arter Müzesi, Medine Prens Muhammed Bin Abdülaziz Havalimanı, İzmir Adnan Menderes Havalimanı, İstanbul Atatürk Havalimanı, OMM Odunpazarı Modern Müze, St.Regis, Renaissance, Sheraton, Rixos Premium, Hyatt, Aman Hotel New York, Blvgari Hotels Residences ve yenilenen AKM (Atatürk Kültür Merkezi) gibi önemli mimarların ve tasarımcıların imzalarını taşıyan öncü ve ilgi çekici işlerin tercihi konumunda. Ayrıca TEPTA, İKSV binası, Çemberlitaş Sütunu, Dolmabahçe Sarayı Saltanat Kapısı, Saha Derneği gibi alanların yanında kuruluşundan bu yana aydınlatma desteği verdiği İstanbul Modern Sanat Müzesi gibi Türkiye’nin değerli kültür miraslarının ve sanat mekânlarının aydınlatma sponsorluğunu da üstleniyor. Nasıl? Bugün pek çok farklı ülkeden temsilcisi olduğu 30’dan fazla global markanın aydınlatma alanındaki bilgi birikimi ve binlerce ürün çeşidi birlikte, yerel tasarım stüdyolarından özel bir tasarım seçkisini son kullanıcıların, mimarların ve tasarımcıların beğenisine sunan TEPTA, 30. yılında Tasarım Merkezi unvanıyla, projelere özel üretimleri kendi bünyesinde gerçekleştirmek üzere girişimler başlattı ve bu alanda gelişmeye devam ediyor. TEPTA’nın markaları ve ürünleriyle bu bağlantı üzerinden tanışabilir; aydınlatma tasarımına değer katmak adına gerçekleştirdiği ve 30. yıl kutlamaları kapsamında sürdüreceği etkinlikleri buradan takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Türkiye ekonomisine olan etkileri üzerine ilk günden bu yana tartışmalar sürüyor, analizler paylaşılıyor. Bir adım geriden baktığımızda; savaşın ne kadar süreceği ve Türkiye’nin taraflar arasında nasıl konumlanacağı, gelişmelerin orta ve uzun vadedeki en önemli belirleyicileri olacak gibi görünüyor.
Yürütülen tartışmalarda Türkiye’nin en kırılgan yönü, mevcut faiz-kur-enflasyon üçlemesindeki tercihlerden kaynaklanıyor. “Türkiye Ekonomi Modeli” ile üretim ve ihracatın destekleneceği bir model tasarlanırken; savaş şoku karşısında ekonomi yönetimi tercihlerinin yeniden gözden geçirilmesi gündeme getiriliyor. Sektör bazında incelendiğinde ise ilk sırayı enerji, tarım ve turizm sektörlerindeki gelişmeler alıyor.
Para politikasında yüksek faiz baskısı
Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Selva Demiralp’a göre, mevcut kırılganlıklara savaş şoku da eklenince %50’yi aşan enflasyonun daha da artacağına dair bir endişe ortaya çıkıyor. Enflasyonun altında kalan kredi faizi, bilinçli bir tercih olarak sürdürülüyor. Piyasa faizleri enflasyon beklentisi ve risk primi ile yükseldikçe de bir çıkış yolu olarak reel faizi düşürmenin yolu, daha fazla enflasyon yaratmaktan geçiyor.
Kur Korumalı Mevduat (KKM) gibi enstrümanlarla TL’deki değer kaybı bir miktar baskılanıp politika yapıcılar için zaman kazandırılsa da Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgalinin başlangıcı 24 Şubat’tan bu yana kurda yeniden bir artış gözleniyor. Kur artışı, cari açığın daha hızlı artması ve enflasyonun yükselmesi bakımından kritik.
Buradaki endişe, Türkiye’nin savaş sürerken dâhi düşük faiz politikasını sürdürmesi üzerine. Gazeteci Erdal Sağlam, sıkı para politikasının reddinde ısrar edildiği sürece Merkez Bankası’nın döviz talebini müdahaleler ile önlemekte zorlanacağı ve rezervlerin hızla erimesinin paniği daha da büyüteceği görüşünde.
Enerji, gıda ve turizm
Başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere, Rusya’ya yönelik yaptırımlar birbirini izliyor. Bunlar arasında Rusya’nın SWIFT (Dünya Bankalararası Finansal İletişim Topluluğu) dışında bırakılmasının özellikle ülkenin ticaret partnerlerini etkilemesi bekleniyor. Peki, Türkiye’nin hem Rusya hem de Ukrayna ile olan ticari ilişkileri bize ne söylüyor? Sektör bazında nasıl bir görünüm söz konusu?

Enerji: Rusya, 2017-2021 dönemi kümülatif ticaret verileri (TÜİK) incelendiğinde; Türkiye’nin en yüksek hacimde ihracat gerçekleştirdiği on birinci ülke konumunda. İthalat tarafında ise Çin’in ardından Türkiye’nin en yüksek hacimde ithalat gerçekleştirdiği ikinci ülke ve bu alanı domine den doğal gazın payı ise seneler içerisinde daha da artıyor.
Enerji bağımlılığı: Türkiye doğal gaz tüketiminin neredeyse tamamında dışa bağımlı bir ülke. EPDK’nın 2020 verileri, ithal edilen 48 milyar metreküp doğal gazın ise % 33,6’sının Rusya tarafından sağlandığını gösteriyor.
Anlaşma belirsizliği: Türkiye’nin Rusya ile iki doğal gaz anlaşması var. 1997 tarihli anlaşmanın süresi 2025’e kadar geçerliyken 1998 tarihli anlaşma 2021 sonu itibariyle sona erdi. Bu konuda prensipte bir anlaşmaya varıldığı açıklansa da resmî bir açıklama henüz gelmedi.
Kırılganlıklar: Ocak ayında İran’ın Türkiye’ye doğal gaz akışındaki kesintisi ve akabinde sanayide doğal gaz kullanımındaki kısıtlamalar, Türkiye’nin enerjide acil eylem planının eksikliğine dikkat çekmişti. Bu tabloya bir de artan emtia fiyatları -daha pahalı petrol- ve küresel enerji krizi eklendiğinde mesele Türkiye için daha da kırılgan bir hal alıyor.
Gıda: Rusya ve Ukrayna tahıl üretiminde dünyanın önde gelen ülkeleri arasında olmakla birlikte tarım ve tarım ürünleri ticaretinde Türkiye için en önemli iki partner. Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının %26,9’u, ithalatının ise %10,3’ü gıda ürünlerinden oluşuyor. Ukrayna’dan ithalatımızın ise yaklaşık %60’ı yine gıda ürünleri. Buğday, mısır, soya fasulyesi ve ayçiçek yağı ise bu iki ülke ile ticaretimizin başlıca ithal ürünleri.
Gıda fiyatlarında artış: Ukrayna’da limanların kullanılamaması ve Rusya için ise yaptırımların getireceği kısıtlar, gıda fiyatlarında artış beklentisini yükseltiyor. Uluslararası borsalarda başlıca ithal ürünlerimiz buğday, mısır ve soya fasulyesi fiyatlarında rekor artışlar görülüyor. Bu durum, Türkiye’nin söz konusu tarımsal ürünleri artık ithal edemeyeceği ya da başka ülkelerden çok daha pahalıya ithal etmesi anlamına geliyor. Tüm bunların yanında Türkiye’nin 2021’de tarımsal üretiminin %2,2 oranında azaldığının da altını çizmek gerek.
Turizm: Pandemi döneminde hizmetler sektörünün en büyük kaybedenlerinin başında turizm işletmeleri geliyordu. 2021 ve sonrası bir toparlanma dönemi olarak kurgulanırken savaşın tehdit ettiği bir başka alan ise yine turizm. 2021 verileri Türkiye’ye gelen toplam turistin %27,3’ünün Rusya ve Ukrayna’dan geldiğini gösteriyor. Bir diğer taraftan tur satışları iptal edilirken rezervasyon ve ön satışlarlarda şimdiden durağanlık söz konusu.
Sonuç yerine
Bir NATO üyesi olan Türkiye, bir tarafta Batı ittifakının bir parçası iken diğer tarafta da Rusya ile yakın askeri ve ekonomik ilişkilerini sürdürüyor. Bu durum, Türkiye’nin atacağı adımlar ve ekonomisinin hangi yönlerden etkileneceğine dair hassas bir denge oluşturuyor. Türkiye hem bu dengeyi bir de mevcut ekonomik problemlerini gözeterek sağlamak zorunda.
Savaş, alacağımız ekonomik kararlarla iç politika ve yaşantımıza doğrudan etki edecek. Para politikası üzerindeki baskının düşük faiz politikasında bir yol ayrımı yaratıp yaratmayacağı, savaşın gidişatı kadar, Türkiye’deki iktidar ilişkilerinin -özellikle seçim trafiğinin yoğunlaşmaya başladığı bugünlerde- alacağı biçimle de ilgili.
Artan enerji ve gıda fiyatları ile TL’deki değer kayıplarının etkilerini cari denge ve harcamalarımızda görmek mümkün. 2022 Şubat’ta ithalat, enerji fiyatlarındaki artışların bir sonucu olarak 28,1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Şubat ayında enerji ithalatı 8 milyar dolar seviyesinde. Aynı dönemde TÜFE yıllık bazda %50 seviyesini aşarken TÜFE’de artış %100'ü üzerinde. Akaryakıttaki zamların ise en kısa sürede diğer ürünlere de yansıması bekleniyor. Etkilerini önümüzdeki aylarda daha belirgin hissedecek olmakla birlikte hizmetler sektörü tarafında etkilerin sadece turizmde değil inşaat sektöründe de görüleceği belirtmek gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Rusya'ya yönelik yaptırımlar küresel piyasaları nasıl etkiledi? Enerji ve gıda fiyatlarındaki artış stagflasyona neden olacak mı? Türkiye'de hangi sektörler savaştan olumsuz etkilenecek?
04 Mar 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Gün bittiğinde o yapılacaklar listesindeki bütün tikleri atmış olmak profesyonel hayatın gereği olabilir. Müşterinizin, yöneticinizin memnuniyeti elbette önemli… Ancak bir şekilde kendi düşüncelerinizle baş başa kalma lüksünü bulabildiğiniz bir an olursa kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Bugün sadece önüme yığılan işleri mi erittim, yoksa ortaya gerçekten bana ait bir şeyler koyabildim mi?"

Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?



