Topraktan: Atalık tohumun mücadelesi

Atalık tohumların hayatımızdaki yeri ve monokültür çağındaki mücadelesi üzerine
Topraktan: Atalık tohumun mücadelesi

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Tohum yaşamın sonsuz döngüsünü temsil eder. Tohumun yolculuğu boyunca ürettiği meyve, çiçek, bitki ve sayısız tohum tüketilse ve geriye sadece bir tohum kalsa bile bu yaşamı yeniden başlatmak için yeterlidir. Tohumun toprakla bulandığı, güneşin sıcaklığını hissettiği, yağmur suyuyla buluştuktan sonra mahsul olarak soframızı şenlendirmesinden çok daha uzun soluklu bir hikâyesi var. Yerli bir başka deyişle atalık tohumların ekosistemle bütünlüğünü anladıktan sonra soframıza yeni bir gözle bakmaya başlayabiliriz.

Atalık/yerel tohum: Geleneksel tarım sistemi içerisinde yer alan binlerce yıl içinde nesilden nesile aktarılan tarımsal ürünler, çiftçiler yardımıyla sürekli geliştirilmiş, bulunduğu yerin iklim ve arazi koşullarına en iyi uyum sağlayan “yerel/atalık çeşitler” elde edilmiştir. Damak zevkine uygunluk, verimlilik ve iklime uyumluluk gibi özellikleri göz önüne alarak hangi tohumu saklayıp günümüze getirmemiz gerektiğini belirleyen çiftçileri bu görevin ıslahçıları olarak görebiliriz. Saklanan bu tohumlar ise bir sürü açıdan çoğaltılmaya uygun ve besin devamlılığını sağlar niteliktedir. Fakat bugün, bu yerel tohumların korunması ve saklanmasının bir mücadeleye dönüştüğü görülmektedir. 

Yerel tohumlar neden yok oluyor? Yerel tohumların yaşam döngüsünün bir parçası olduğunu unutmadan bu soruya yanıt aramalıyız. Yerel tohumların iklim beklentileri vardır ve buna uyumlu olarak mahsul verebilir. Gıda endüstrisinde belirli gıdaların diğerlerinden daha fazla talebi olması veya talebin yaratılmasıyla (her mevsimde domates tüketilmesi gibi) atalık tohumların mevsimsel olarak talebe karşılık veremediği bir durum ortaya çıkmıştır. Endüstri ise aynı toprakta tek çeşit ürünün yetiştirildiği bir tarım düzenine geçmiştir. Monokültür olarak adlandırılan bu tarım biçiminde araziler boyunca aynı ürünün ekilmesi sonucu bitki, farklı bitkilerle iletişime giremediği ve mevsimine uygun zamanda ekilmediği için hastalığa sebep olan organizmalar o topraklarda çoğalmaktadır. Çözüm olarak bitkinin iklim beklentilerini yok sayan genetiğiyle oynanmış tek kullanımlık tohumlar ve hastalıkları engelleyecek pestisit (kimyasal tarım ilaçları) üretilmiştir. Ekonomik beklentiler sebebiyle çiftçiler GDO’lu tohumları bir sonraki yıl mahsul vermeyeceğini bilerek her yıl satın almakta ve dolayısıyla pestisit kullanmak durumunda kalmaktadır. Yani bir başka deyişle tohum, nesilleri besleyen bir miras olmaktan çıkıp genetiğiyle oynanmış tohumlarla birlikte “kullan at” konumuna geçmiştir. Durum böyle olunca doğayla bağımızın azaldığı bir gelecekle ve şirketlerin ürettiği tek kullanımlık tohumlara bağımlı kalacağımız "tehlikeli" bir senaryoyla karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. 

Ne yapabiliriz? Beslenme alışkanlığımızda mevsimselliği ön plana alarak monokültür tarım politikalarına hizmet etmeyi birey nezdinde azaltmak ilk adım olabilir. Yemek yemeyi beslenme ve doymanın ötesinde gören bireyler olarak o besinin soframıza varmadan önceki başlangıç noktasının neresi olduğunu düşünebiliriz. Yediğimiz her lokmanın önce vücudumuza sonra etrafımızdaki canlılara ve ardından bütün ekosisteme etkisi olduğunu fark ettiğimizde beslenmeye farklı bir gözle bakmaya başlayacağız. Buna bağlı olarak da bireysel ölçekte düzenli alışveriş yaptığımız yerlerde nasıl tohumlarla nasıl mahsuller elde edildiğini sorgulamaya başlayabilir veya atalık tohumlarla üretim yapan üreticilerin olduğu ekolojik pazarlardan alışveriş etme alışkanlığı edinebiliriz.

Sofranızda yer alan besinlerin insanın dışında kurda, kuşa, aşa dokunduğunu hatırladığınız ve besin zincirinin en tepesinde değil çemberinde olduğunu kabul ederek yemeklerden keyif aldığınız öğünler dilerim. 

Kaynakça: 
Vandana Shiva, Earth Democracy, 2005
Buğday Derneği, Atalık Tohumlar Yetiştiricilik Rehberi, 2015

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🌱 Tohum, toprak, tabak: Gıdanın serüveni

Günün menüsü: Kumkapı'da bir kaymakçı güzellemesi, atalık tohumlarımız, blackchain teknolojisiyle gıda takibi ve tatlı.

23 Eyl 2020

🌱 Tohum, toprak, tabak: Gıdanın serüveni

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

The Bear’e veda: Her şey yolunda

Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.

18 Tem 2026

The Bear’e veda: Her şey yolunda
apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra