Sıtma tedavisinden barın arkasına: Tonik 101


Sürdürülebilir yaşam ve doğa üzerine keyifli okumalar Tazedirekt’te
İklimi ve doğayı geri döndürülemez bir seviyede tahrip ettiğimiz ne yazık ki artık inkâr edilemiyor. Yanan ormanlar, yok olan verimli topraklar, sel felaketiyle karşı karşıya kalan şehirler iklim kriziyle mücadelede durumun ehemmiyetini…
Daha fazlasını öğren →
Klasikliği ve sadeliğiyle bize konfor alanı oluşturan ve botanik özelliğe sahip cinin, yarı-acı tonikle birleşiminin getirdiği canlılığa sahip, modası asla geçmeyecek bir kokteyl: Cin tonik veya diğer yaygın isimleriyle G & T, ginto! Üretildiği bölgeye ve stiline göre değişmekle birlikte genelde bitkisel, çiçeksi, narenciyemsi veya baharatımsı profile sahip, en klasik aroması ardıç olan cin, yakinen tanınıyor, fakat eşlikçisi toniğe genellikle aynı ölçüde önem verilmiyor.
Nedir?: Tonik, basitçe kinin içeren karbonatlı bir içecek. İsmini Eski Yunanca'da "güç veren, canlandırıcı" anlamlarındaki tonikós sözcüğünden alıyor; cin başta olmak üzere vodka, viski, rom ve tekila bazlı kokteyllerde ve son zamanlarda espressoyla birlikte sıklıkla kullanılıyor. Aynı zamanda atıştırmalıklar arası iyi bir damak temizleyici olma özelliğiyle de biliniyor.
Güney Amerika'da Peru, Bolivya ve Ekvador'da yetiştirilen acı toz, Cinchona (Kınakına) ağacının kabuğundan elde edilen alkaloitlerden biri olmakla birlikte, geçmişte sıtma tedavisi için kullanılan tıbbi toniğin ana bileşeni. Mixology dergisi, günümüzde kininin tonik suda kullanımı kısıtlanarak çoğu ülkede Gıda ve İlaç Daireleri tarafından 85 mg/L olarak belirlendiğini ifade ediyor. Bu miktarla oluşan kinin konsantrasyonu, tedavi edici dozun çok altında olduğu için günümüzde tükettiğimiz tonikler, sıtmaya karşı koruma sağlamıyor.
Kininin keşfi: Tozun Cinchona ağacı kabuğundan ilk kimin tarafından çıkarıldığı bilinmiyor. Yalnız, 17. yüzyılda Güney Amerika'nın yerli halkları tarafından iyileştirici etkilerinin bilindiği ve tedavilerinde kullandıkları düşünülüyor. Tarihsel bir kanıtı olmamakla birlikte, kininin sıtma tedavisinde kullanımıyla ilgili günümüze kadar gelen hikâyeler mevcut.
Bunlardan ilki ve daha eskiye dayananı, And Dağları'nda yerel bir kabile şefinin kızının, Chinchón Kontesi'ni sıtma hastalığından bu ağacın kabuğunu kullanarak kurtardığını ve ağacın isminin de bu kontesten geldiğini anlatıyor. Diğeri, sıtma nöbeti geçiren bir İspanyol askerinin tesadüfen Cinchona ağaçlarıyla çevrili bir gölete düşmesi ve sağlıklı uyanmasına dayanıyor. Science Museum Group'taki resmî kayıtlara göre 1820 yılında Fransa'da yaşayan eczacı Pierre Joseph Pelletier ve Joseph Bienaimé Caventou, Paris laboratuvarında formüle geliştiriyor ve böylece Cinchona kabuğundan saf kinin elde ediliyor.
Tıbbi tonikten meşhur iksire
19. yüzyılın başında sıtmanın yaygın olarak görüldüğü Hindistan'daki Birleşik Krallık'tan gelen askerler, kininden yapılan ilaçları daha lezzetli hâle getirmek için soda ve şekerle karıştırmaya başladığında amaçlarından çok daha fazlasını, tonik suyunu geliştiriyorlar. Bu karışıma en sık tükettikleri alkollü içeceğin — cinin — eklenmesiyle meşhur ikili doğmuş oluyor.
Tonik su için alınan ilk patent, 1858'de Londra'da yaşayan Erasmus Bond'a ait. Bugün en bilinen tonik su markalarından biri Schweppes, 1783 yılında kuruluyor ve 1870'de ilk tonik suyunu Indian Tonic Water ismiyle çıkarıyor.

Kolaj: Yağız Erdoğmuş ve Ola Chrzastowska
Cin tonik: Toniğin aromaları, genelde üretilen bölgeye özel olmakla birlikte markaya göre değişiyor. Bazı tonikler daha belirgin acı notalara sahipken bazıları yüksek dozda ilave şeker sebebiyle daha tatlı oluyor. Örneğin, Güney Afrika'dan bir tonik üreticisi Barker and Quin'in toniklerinin aroma paletinde bölgeye özel honeybush çayı ve hibiscus bulunurken ABD merkezli üretici Q Mixers, And Dağları'ndan temin ettiği saf kinini agave şurubuyla tatlandırarak geleneksel tarza daha yakın tonikler üretiyor.
Cin ve tonik uyumunun bu kadar başarılı bulunmasının sebebinin tonik sularındaki aromatik çeşitliliğin cini desteklemesi ve kininden kaynaklı acıyla tatlandırıcılar arasındaki denge olduğu açık. En iyi Cin tonik eşleşmesin öncelikle kullanılacak cin belirlenerek baskın aromalarına uyumlu bir tonik seçilmeli — bunun için hem cinin hem de toniğin kalitesi önemli. Birlikte nasıl çalıştıkları, kokteylinizin kaderini belirliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Cine koyduğumuz toniğin hikayesi, alkolsüz içki segmentin yükselişi. apéro vakti devam ediyor.
18 Ağu 2021

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.




