
Kök Projekt ile yerli gıda teknoloji şirketleri, tarım startupları ve yemek ekosistemindeki envaiçeşit projeyi tadımlık tanıttığımız "yan mutfağımızda", bu hafta bağların gizli süper kahramanı, zararlı mikroorganizmaların korkulu rüyası, yerli bir biyoteknoloji girişimine yer veriyoruz: Nanomik.
Dünya genelinde her sene üretilen 2,5 milyar tonluk meyve ve sebzelerin çeyreği, gözle görülmez, elle tutulmaz canlılara kurban olarak tarladan tabağa değil, Tahtalıköy'e gidiyor. Hâlihazırda bu durumu engellemek için bulunan kimyasal tabanlı koruyucular insan sağlığı için olduğu gibi toprak ve su kaynakları için de zararlı. Mikroorganizmalara dur diyecek, bir yandan da sağlığımıza toz kondurmayan bir kahraman ihtiyacını karşılamak için Nanomik kolları sıvamış ve meyve sebze üretiminde hasat sonrası kullanılacak doğal içerikli bir koruyucu üretmiş.
Hem ekonomik hem çevre dostu: Ürün çeşidine göre hasat sırasında yapılan ilaçlama veya hasadın ardından yıkama esnasında kullanılan koruyucu ürünleri Mikoks, hasat randımanını artırıyor ve ürünlerin raf ömrünü uzatıyor. Doğal tabanlı formülü sayesinde sağlıklı alternatif olmanın yanı sıra Nanomik, kimyasal koruyuculara nazaran daha ekonomik ve daha çevreci bir seçenek. Ortalama bir narenciye tarım şirketinin yıllık masraflarını %65 azaltırken süreçteki karbondioksit salınımını da yarıya indiriyor.
Küfe ve bozulmaya karşı: Tüketici kanalında Nanomik, Biomik adlı ürünüyle raflarda olmayı hedefliyor. Evde meyve ve sebze yıkadığınız suya binde beş oranında koyduğunuz çözelti, küf ve bozulmaya yol açan mikroorganizmalara açtığı savaşla yiyeceklerinizin raf ömrünü uzatıyor.
As bayrakları: Devlet hibeleri ve fon yatırımları sayesinde hızlı ilerleme kateden girişim, geçtiğimiz ay Avrupa’nın meşhur girişim hızlandırıcılarından Rockstart’ın Agrifood programına kabul alarak Avrupa pazarına doğru ilk adımını attı. Nanomik’in iki kurucusundan biri ve CEO’su Buse Berber Örçen’in detaylı bir röportajına buradan, öbür kurucusu ve CTO’su Arda Örçen’in ürünü ve stratejilerini anlattığı yatırım sunumuna buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.
26 Eyl 2026

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.





