Gıda ekosistemi neden dönüşmeli? (II)

Acil ve kaçınılmaz dönüşümün olası senaryoları
Gıda ekosistemi neden dönüşmeli? (II)

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Geçtiğimiz hafta Blockchain’in gıda ekosistemindeki dönüştürücü teknolojilerden biri olarak gıda izlenebilirliğindeki yerini irdelemiştik. Peki gıda ekosistemi neden dönüşmeli? Cevabı yine bir soruda gizli: “Mevcut sistem yakın gelecekte bizi besleyebilecek mi?”

Rakamlarla mevcut sistem: Günümüzde her zamankinden fazla gıda üretimi olsa da açlıkla karşı karşıya olan insan sayısı 2014’den beri artıyor ve bugün dünya nüfusunun %9’unu oluşturuyor. Çevresel açıdan bakıldığında, gıda ekosistemi dünyadaki sera gazı salınımının %25’inden, temiz su kaynakları kullanımının %70’inden, biyoçeşitlilik kaybının ise %65’inden sorumlu. 

Biraz geriden: 2017 yılında Dünya Ekonomik Forumu (The World Economic Forum), “2030 yılında 8,5 milyara ulaşacak dünya nüfusunu mevcut gıda ekosistemi sürdürülebilir şekilde besleyebilecek mi?” sorusuna cevaben Deloitte ortaklığıyla gerçekleşmesi olası dört gıda sistemi senaryosu ortaya koydu.

Tüketim ve erişim: Senaryolar oluşturulurken iki faktör temel alındı: Birincisi; tüketiciler, yoğun kaynak tüketimi gerektiren beslenme tipine mi yoksa sürdürülebilir üretime mi talep gösterecek? İkincisi; hükümetler ürün, teknoloji ve kaynak paylaşımında küresel pazarlara açık ve iş birlikçi bir yol mu yoksa korumacı ve izole bir politika mı tercih edecek?

Birinci senaryoda (Unchecked Consumption), artan küreselleşme ve ticaretle birlikte yüksek kalorili-düşük besleyici nitelikte batı tipi beslenme talebi artacak ve tüketiciler miktar olarak daha fazla tüketmeye yönelecekler. Küresel oyuncular güçlenirken küçük-orta işletmeler rekabet edemeyecek. Tüketiciler düşük fiyatlarla gıdaya ulaşabilecek çünkü kaynak yoğun üretim pratikleri ve dolayısıyla gıda fiyatlarını ucuz kılmaya devam edecek. Obezite ve sağlık sorunları artarken su kaynakları ve biyoçeşitlilik azalacak. Doğal kaynaklara erişimi zaten kısıtlı olan bölgeleri ise daha da zor günler bekleyecek.

İkinci senaryoda (Survival of the Richest), kaynak yoğun ürünlere tüketim talebi devam edecek ancak gelişmiş ülke hükümetleri gündemdeki iklim krizi ve bunun gibi başka krizlerden kendi vatandaşını korumak için daha kapalı bir politika izleyecek. Böylece kaynak erişimi olan gelişmiş ülkeler, üretmeye ve ihtiyaçlarını karşılamaya devam ederken kaynak bakımından yoksun ve ithalata dayalı ekonomileri olan toplumlar açlık ve yoksullukla karşı karşıya kalacak. Artan nüfus, yükselen gıda fiyatları ve gıdaya erişimdeki sosyal eşitsizlikle birlikte çatışma ve göç de artacak. En nihayetinde, tüm gelecek nesiller geri dönüşümü olmayan çevresel felaketler ve zayıf küresel ekonomiden nasibini alacak.

Üçüncü senaryoda (Local is the New Global), gelişmiş ekonomiler yerel üretime dayalı gıda tüketimini benimsendiği için kaynaklar daha verimli kullanılırken hükümetler, korumacı ticaret politikalarını izlemeye devam edecek. Gıda üretiminde kendi kendine yetebilme becerisi olanlar ihtiyaçlarını sürdürülebilir şekilde karşılayabilecek ancak kaynaklar bakımından yoksun ve ithalata dayalı ekonomisi olan ülkeler kendi ihtiyacını karşılamakta zorlanacak.

Dördüncü senaryo (Open-Source Sustainability) ise gıda ekosisteminin dönüşmesinin istendiği yer. Kaynakların verimli kullanıldığı beslenme biçimlerine talep artacak ve gıda ürünlerinin ticareti daha bütünleşmiş pazarlarda ve daha şeffaf bir şekilde gerçekleşecek. Güçlü küresel ekonomi, tüketiciye ürünü gerçek maliyeti yansıtan bir fiyatta sunacak.

İyi senaryo: Bu senaryonun kazananı daha fazla. Dünya nüfusunda yetersiz beslenmeyle karşı karşıya kalan birey oranının en düşük seviyeye inmesi, iklim krizinin sürmeye devam etse de çevresel tahribatın kısmi olarak yatışması, çiftçilerin verimini artıracak teknolojilerin ise daha ulaşılabilir olması bekleniyor.

Acil ve kaçınılmaz: Dolayısıyla Dünya Ekonomik Forumu aracılığıyla tüm bölgelerden ve çeşitli sektörlerden bir araya gelen liderler; sağlıklı, besleyici, sürdürülebilir ve verimli bir gıda ekosistemine sahip olunması gerektiği konusunda hemfikir. Ancak bugünün gıda sistemleri bu dilekleri karşılama konusunda maalesef yeterli değil; bu yüzden de dönüşüm acil ve kaçınılmaz.

Dönüşümde çözüm: Blockchain teknolojisi, nesnelerin internet (IoT) ve yapay zekâ gibi dördüncü sanayi devrimi teknolojileri, gıda ekosistemlerini olumlu şekilde dönüştürme potansiyeline sahip. Ancak yapılan yatırım diğer sektörlere yapılan yatırımların çok gerisinde kalıyor. Belirsiz bir gıda geleceğine doğru yol alırken dönüşüme önayak olacak güç, tüketici talepleri olacak gibi duruyor. Bir sonraki yazımıza tüketicinin gıda dönüşümünde rolünü inceleyeceğiz. 

Kaynakça:
Shaping the future of global food systems:A scenario analysis Report, World Economic Forum, Jan 2017

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🌶️ Bu acı geçiyor mu?

Yok, geçmiyor. Ateşli iştah açıcılarla başlıyor, Meksika ilhamlı "acı" girişimiyle ve ruhun acıya açılan penceresiyle devam ediyor.

30 Eyl 2020

🌶️ Bu acı geçiyor mu?

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli