Keşfetmenin dayanılmaz hafifliği

Caddebostan’da hayatıma geç giren bir restoran: Nazende.
Keşfetmenin dayanılmaz hafifliği

7 Eylül - Schweppes - apéro
Schweppes ile birlikte

Ne istediğini bilenlerin mocktail randevusu: Schweppes Bitter Lemon ile Chili Appointment Schweppes Bitter Lemon Farklılıklara açık, keşfetmediklerimizi deneyimlemeye daha meraklı bir hâldeyiz bu aralar. Malum yeni bir mevsim, yeni bir biz. Değişen ayların esen rüzgârlarına kapılsak da biz her zaman ne istediğini bilenlerdeniz, orası ayrı. Bu kararlı ve meraklı hâlimiz apéro’nun mutfağına da yansımış olmalı ki biraz egzotik , biraz acı , oldukça da lezzetli bir diyara adım atmak için bugün çantamıza Schweppes Bitter Lemon ’ı attık. Bize farklı tatların büyüleyici dengesini sunacak olan Chili Appointment ’la ilk mocktail randevumuza hazırız. Hazırlanışı: Baharatlı mocktail ’imiz için öncelikle shaker ’a bolca buz ve 2 dilim misket limonu ekliyoruz. Ardından duyularımızı harekete geçirmenin iki lezzetli anahtarı; 3 ince dilim kırmızı acı biber ve 50 ml çarkıfelek meyvesi püresini ekledikten sonra farklılıkların mükemmel uyumunu yakalamak için shaker ’ı adına yakışır bir şekilde çalkalıyor, çalkalıyor, daha da çalkalıyoruz. Karışımı kenarda biraz bekletirken servis bardağının ağzına misket limonu sürüp sonrasında tüm çevresinin pul biberle kaplanmasını sağlıyoruz. Tarifi hazırladığımız bardağa alıyor ve bu maceralı tada son dokunuşu yapmak üzere günün yıldızı Schweppes Bitter Lemon ’ı ekliyoruz. Üzerini bir adet çarkıfelek meyvesiyle süsleyebilirsin ama sen bize bakma, ne de olsa sen ne istediğini bilenlerdensin . Schweppes’in lezzetlendirdiği daha pek çok mocktail tarifi için buraya davetlisin.

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İçtiğim kokteylden nizamında çakırkeyif hâlde sarı dolmuştan inip Sahilyolu’ndan ara sokağa geçmek için trafik ışığını bekliyorum. Ağzımda akoru bozuk bir ıslık, Nazende Sevgilim’i üflemekteyim.

Bu sefer Nazende Sevgilim’in ağzıma takılma sebebi çocukken zaruri şekilde dedemin dizinin dibinde televizyondan Türk sanat musikisi dinlemem değil (muhtemelen bu yüzden Nalan Altınörs versiyonuna aşinayım - hoş ıslığım hakkını katiyen vermiyor). Bu sefer melodinin sebebi arkadaş tavsiyesiyle ismi Nazende isimli bir restorana gidiyor olmam.

Bir yemek yazarı için yeni yerler keşfetmek günümüz restoran külliyatında imkânsıza yakın. Hakiki, pür bir “keşif” için arşın arşın gezmek dahi yetersiz. Nitekim her restoranın en az bir platformda değerlendirmeleri var. Sosyal medya hesaplarında takipçileri var. Açıldığı gibi vasat bir metinle “yeni açılan” listelerine girdiği, tık peşinde koşan bloglarda yeri var. Kısacası ilk öğünü yemediğin takdirde yeni restoranları keşfetmek ancak ikinci elden (ilk sipariş şansını yakaladığım tek bir keşfim oldu, tesadüfen ilk öğlen yemeği servisine oturduğumuz Yirmibir Kebap).

Fakat bir yemek yazarının görevi bir mekânı yoktan var etmek değil zaten. Aksine, etrafında kendi güven standartlarıyla oluşturduğu damak tadı gelişmiş bir ağızdan gelen önerileri şevkle denemek ve umuma değer yaratacağını düşündüklerini sunmak. Yani, başkalarının keşiflerine önayak olmak.

Ama yine de dürüst olayım bir restoranı, hele ki bir süredir aktif bir restoranı, bilmeyen kişi olmak bir yemek yazarı olarak tansiyon yükselten, diz oynatan bir his. Nazende’ye giderken dolmuşta dizim bu yüzden atıyordu, ıslığımın temposu birkaç bpm fazlaydı. Neyse ki Nazende sunmaya değer oluşunu hafızamdan asla silinmeyecek kimi tabaklarıyla hızlıca kanıtladı.

Nasıl ki akranlarım internet kullanımında anne-babamın nesline nazaran hızlıca neyin reklam neyin sahte bilgi; hangi içeriğin önemli hangisinin boş olduğunu ayırt etmekte daha akıcıysa yemekle haşırneşir olanların da menüler ve mekânlarla benzer şekilde hızlı okuma kabiliyetleri var. Bunlardan başlıcası büyük, her telden çalan menüler. Her yemeği iyi yapan bir restoran, hele ki menüdeki tabaklar farklı kültürlerin ve tekniklerin ürünüyken, imkânsıza kılpayı kadar yakın.

Bir başka göze eğreti duran kelime de “Akdeniz mutfağı” damgası. Bu genelde Batı’ya oynayan, geniş bir coğrafyanın popüler yemeklerini özensizce ortaya koyan restoranların sıkça başvurduğu bir betimleme. Hatta sahil kasabalarının sahil şeritlerinde vasıfsız restoranların İngilizcesi yanlış yazılmış hâlde tabelasına eklettiği bir ibare.

Bu iki temel “buradan iş çıkmaz” refleksini oluşturan tespitlerin kesişiminde upuzun menülü, Akdeniz mutfağı Nazende oturuyor. Ancak Nazende bu iki temkin içgüdüsünü kırar nitelikte bir yer. Kendine Akdeniz mutfağı diyor, gururla. Böyle diyen mekânların menüleri genelde averaj tabaklar geçit töreninden ibaret kalır. Fakat Nazende öyle değil. Menüsü kendine Akdeniz mutfağı diyen yerler kadar geniş, Akdeniz mutfağının kendisi kadar güzel. Yalanım olmasın menünün tamamını denemedim, deneyen de olduğunu sanmıyorum. Zira puntosu ve satır aralığı küçük, sayfa boyutu büyük bir menü.

Burası Caddebostan’da yüksek binalar arasında herhangi bir mekâna benziyor. Geniş masalar, geniş sandalyeler, sakin bir servis, müdavim bir iki kedi. Yine de İstanbul’da menüsünde yenmeye değer bir kalem yemek olan mekân sayısı dahi azken Nazende’de mutlaka yenmesi gereken bir değil pek çok tabak var.

Bahsettiğim arkadaş tavsiyelerinde güvendiğim birkaç farklı damaktan gelen tabak önerileri şaşırtıcı sayıda olunca kaşlarım kalkmıştı. Ama o kaşlar yerine indi. Masayı dolduran tabaklar arasında mide emlağımda hangisine yer ayırmam gerektiğini bu kadar zorlanarak düşünmeyeli epey zaman olmuştu.

Geldiğimizde taze biten oğlak tandır dışında içimizde kalmayıp aklımızda kalan pek çok tabak oldu. İşkembeli nohut; işkembenin kıvamı, nohutun pişmişliği ve salçalı suyunun dolgunluğuyla sadece biyolojik değil duygusal açlığı da doyuran aşlardan. Karışık sakatat tabağında böbrek gayet kararında pişmiş, kokoreçin yağı yerinde. Midye tava sanki Japon-Amerikan füzyonu bir kızarmış panko ustalığında, dışı çıtır çıtır.

Bebek kalamar ise tabakların şahı. Izgaralanmış hâlde çukur tabakta gelen kalamar ağızda dağılmanın referans noktası. İstopta top havaya fırladığında kaçışan çocuklar, içine deterjan damlayınca kenarlara uzayan karabiberli su, bir rakun tarafından suya sokulduğunda eriyip giden pamuk şeker, hepsi bu bebek kalamardan dağılmanın püf noktalarını öğrenmeli.

Kısacası Nazende Avrupa Yakası’nda oturan biri için Kadıköy’den kalkan sarı dolmuşa binip trafikli saatte yarım kalça oturarak para uzatan kişi olmaya dahi değer. Keşfetmekte geç kalmış biri olarak umuyorum ki Nazende’yi bilmeyenler için geç keşfetmenin ağırlığını biraz tatlılaştırıp keşfetmenin dayanılmaz hafifliğine çevirebilmişimdir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🍴Karadeniz, Akdeniz ve esnaf lokantası, ileri!

Haftanın menüsünde Karaköy, Beyoğlu ve Caddebostan var bu hafta. Esnaf lokanlarının yeni yorumları, yöresel lezzetler ve dahası. Midesine düşkün iflah olmazlara ithafen.

07 Eyl 2022

Schweppes ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Berkok Yüksel

A former child writing about food and London for Aposto.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

26 Eyl 2026

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Ceren Aral Desnos

·

19 Eyl 2026

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün
apéroapéro
∙

HİKAYE

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Reyhan Ülker

·

12 Eyl 2026

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Emre Onar

·

05 Eyl 2026

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Reyhan Ülker

·

29 Ağu 2026

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi