Keşfetmenin dayanılmaz hafifliği

Caddebostan’da hayatıma geç giren bir restoran: Nazende.
Keşfetmenin dayanılmaz hafifliği

7 Eylül - Schweppes - apéro
Schweppes ile birlikte

Ne istediğini bilenlerin mocktail randevusu: Schweppes Bitter Lemon ile Chili Appointment

Schweppes Bitter Lemon Farklılıklara açık, keşfetmediklerimizi deneyimlemeye daha meraklı bir hâldeyiz bu aralar. Malum yeni bir mevsim, yeni bir biz.

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İçtiğim kokteylden nizamında çakırkeyif hâlde sarı dolmuştan inip Sahilyolu’ndan ara sokağa geçmek için trafik ışığını bekliyorum. Ağzımda akoru bozuk bir ıslık, Nazende Sevgilim’i üflemekteyim.

Bu sefer Nazende Sevgilim’in ağzıma takılma sebebi çocukken zaruri şekilde dedemin dizinin dibinde televizyondan Türk sanat musikisi dinlemem değil (muhtemelen bu yüzden Nalan Altınörs versiyonuna aşinayım - hoş ıslığım hakkını katiyen vermiyor). Bu sefer melodinin sebebi arkadaş tavsiyesiyle ismi Nazende isimli bir restorana gidiyor olmam.

Bir yemek yazarı için yeni yerler keşfetmek günümüz restoran külliyatında imkânsıza yakın. Hakiki, pür bir “keşif” için arşın arşın gezmek dahi yetersiz. Nitekim her restoranın en az bir platformda değerlendirmeleri var. Sosyal medya hesaplarında takipçileri var. Açıldığı gibi vasat bir metinle “yeni açılan” listelerine girdiği, tık peşinde koşan bloglarda yeri var. Kısacası ilk öğünü yemediğin takdirde yeni restoranları keşfetmek ancak ikinci elden (ilk sipariş şansını yakaladığım tek bir keşfim oldu, tesadüfen ilk öğlen yemeği servisine oturduğumuz Yirmibir Kebap).

Fakat bir yemek yazarının görevi bir mekânı yoktan var etmek değil zaten. Aksine, etrafında kendi güven standartlarıyla oluşturduğu damak tadı gelişmiş bir ağızdan gelen önerileri şevkle denemek ve umuma değer yaratacağını düşündüklerini sunmak. Yani, başkalarının keşiflerine önayak olmak.

Ama yine de dürüst olayım bir restoranı, hele ki bir süredir aktif bir restoranı, bilmeyen kişi olmak bir yemek yazarı olarak tansiyon yükselten, diz oynatan bir his. Nazende’ye giderken dolmuşta dizim bu yüzden atıyordu, ıslığımın temposu birkaç bpm fazlaydı. Neyse ki Nazende sunmaya değer oluşunu hafızamdan asla silinmeyecek kimi tabaklarıyla hızlıca kanıtladı.

Nasıl ki akranlarım internet kullanımında anne-babamın nesline nazaran hızlıca neyin reklam neyin sahte bilgi; hangi içeriğin önemli hangisinin boş olduğunu ayırt etmekte daha akıcıysa yemekle haşırneşir olanların da menüler ve mekânlarla benzer şekilde hızlı okuma kabiliyetleri var. Bunlardan başlıcası büyük, her telden çalan menüler. Her yemeği iyi yapan bir restoran, hele ki menüdeki tabaklar farklı kültürlerin ve tekniklerin ürünüyken, imkânsıza kılpayı kadar yakın.

Bir başka göze eğreti duran kelime de “Akdeniz mutfağı” damgası. Bu genelde Batı’ya oynayan, geniş bir coğrafyanın popüler yemeklerini özensizce ortaya koyan restoranların sıkça başvurduğu bir betimleme. Hatta sahil kasabalarının sahil şeritlerinde vasıfsız restoranların İngilizcesi yanlış yazılmış hâlde tabelasına eklettiği bir ibare.

Bu iki temel “buradan iş çıkmaz” refleksini oluşturan tespitlerin kesişiminde upuzun menülü, Akdeniz mutfağı Nazende oturuyor. Ancak Nazende bu iki temkin içgüdüsünü kırar nitelikte bir yer. Kendine Akdeniz mutfağı diyor, gururla. Böyle diyen mekânların menüleri genelde averaj tabaklar geçit töreninden ibaret kalır. Fakat Nazende öyle değil. Menüsü kendine Akdeniz mutfağı diyen yerler kadar geniş, Akdeniz mutfağının kendisi kadar güzel. Yalanım olmasın menünün tamamını denemedim, deneyen de olduğunu sanmıyorum. Zira puntosu ve satır aralığı küçük, sayfa boyutu büyük bir menü.

Burası Caddebostan’da yüksek binalar arasında herhangi bir mekâna benziyor. Geniş masalar, geniş sandalyeler, sakin bir servis, müdavim bir iki kedi. Yine de İstanbul’da menüsünde yenmeye değer bir kalem yemek olan mekân sayısı dahi azken Nazende’de mutlaka yenmesi gereken bir değil pek çok tabak var.

Bahsettiğim arkadaş tavsiyelerinde güvendiğim birkaç farklı damaktan gelen tabak önerileri şaşırtıcı sayıda olunca kaşlarım kalkmıştı. Ama o kaşlar yerine indi. Masayı dolduran tabaklar arasında mide emlağımda hangisine yer ayırmam gerektiğini bu kadar zorlanarak düşünmeyeli epey zaman olmuştu.

Geldiğimizde taze biten oğlak tandır dışında içimizde kalmayıp aklımızda kalan pek çok tabak oldu. İşkembeli nohut; işkembenin kıvamı, nohutun pişmişliği ve salçalı suyunun dolgunluğuyla sadece biyolojik değil duygusal açlığı da doyuran aşlardan. Karışık sakatat tabağında böbrek gayet kararında pişmiş, kokoreçin yağı yerinde. Midye tava sanki Japon-Amerikan füzyonu bir kızarmış panko ustalığında, dışı çıtır çıtır.

Bebek kalamar ise tabakların şahı. Izgaralanmış hâlde çukur tabakta gelen kalamar ağızda dağılmanın referans noktası. İstopta top havaya fırladığında kaçışan çocuklar, içine deterjan damlayınca kenarlara uzayan karabiberli su, bir rakun tarafından suya sokulduğunda eriyip giden pamuk şeker, hepsi bu bebek kalamardan dağılmanın püf noktalarını öğrenmeli.

Kısacası Nazende Avrupa Yakası’nda oturan biri için Kadıköy’den kalkan sarı dolmuşa binip trafikli saatte yarım kalça oturarak para uzatan kişi olmaya dahi değer. Keşfetmekte geç kalmış biri olarak umuyorum ki Nazende’yi bilmeyenler için geç keşfetmenin ağırlığını biraz tatlılaştırıp keşfetmenin dayanılmaz hafifliğine çevirebilmişimdir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🍴Karadeniz, Akdeniz ve esnaf lokantası, ileri!

Haftanın menüsünde Karaköy, Beyoğlu ve Caddebostan var bu hafta. Esnaf lokanlarının yeni yorumları, yöresel lezzetler ve dahası. Midesine düşkün iflah olmazlara ithafen.

07 Eyl 2022

Schweppes ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Berkok Yüksel

A former child writing about food and London for Aposto.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Büşra Soydemir

·

17 Eki 2026

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi
apéroapéro
∙

HİKAYE

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Emre Onar

·

10 Eki 2026

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e
apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları
apéroapéro
∙

HİKAYE

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

Reyhan Ülker

·

26 Eyl 2026

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?