Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.
Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Borough Market’a ilk kez gidiyorsanız muhtemelen yapacağınız ilk şey durup etrafınıza bakmak olacak. Sıra sıra yemek tezgahlarının önünde uzun kuyruklar var; tavada bir şeyler kızarıyor, peynirler tadılıyor, bir yandan da elinde dumanı tüten bir tabakla biri geçiyor… Londra’nın en turistik noktalarından biri olmasına rağmen yemek seven herkes için hâlâ karşı konulması zor bir yer burası.

  • Üstelik Borough Market’ı yalnızca pazarın kendisi olarak düşünmemek gerekiyor. Son yıllarda çevresinde açılan birbirinden iddialı restoranlarla başlı başına bir gastronomi bölgesine dönüştü. 

Birkaç dakika yürüdüğünüzde ise Bermondsey Street’te mahallenin ritmi tamamen değişiyor. Kalabalık azalıyor ve mahalle restoranları, kafeler ve sanat galerileri ile Londra’nın hala daha lokal hissettiren köşelerinden birine geliyorsunuz. 

Bu kez, Borough Market’in tezgahlarından başlayıp her tür dünya mutfağına ait restoranlara uğrayıp oradan da Bermondsey Street’e uzanan bir rotadayız. 

Bin yıllık pazarın içinde 

Borough Market’ın geçmişi yaklaşık bin yıl öncesine uzanıyor. 11. yüzyılda London Bridge’in güney ucunda tüccarların balık, et, sebze ve meyve sattığı bir pazar varmış ve Thames Nehri’nin karşı tarafındaki City of London’a açılan kapılardan biri olması da burayı doğal bir ticaret noktası haline getirmiş. Pazar 1756’da bugünkü yerinde kuruluyor. 19. yüzyılda demiryolunun bölgeye ulaşmasıyla İngiltere’nin farklı yerlerinden gelen ürünler trenlerle buraya taşınmaya başlıyor ve Borough, Londra’nın en önemli toptancı pazarlarından birine dönüşüyor. 

Bugün başınızın üzerinden geçen trenlerin gürültüsü de Borough Market deneyiminin bir parçası zaten. Demiryolu kemerlerinin altında birbirine açılan geçitler arasında tezgahlar ve restoranlar biraz karmaşık ama kendine has bir görüntü yaratıyor. Bugünkü halinin önemli dönüm noktalarından biri ise 1998’de düzenlenen Food Lovers’ Fair. Küçük üreticileri, çiftçileri, fırıncıları ve peynir üreticilerini Londralılarla buluşturan etkinliğin gördüğü ilgi sonrasında Borough yavaş yavaş bugün bildiğimiz gastronomi merkezine dönüşüyor. 

Günümüzde pazarda 100’ü aşkın tezgah, dükkan, bar, kafe ve restoran var. Özellikle 2015 ve sonrasında ise şef restoranları peşi sıra açılmaya başlıyor. Dolayısıyla hepsini bir günde tüketmeye çalışmak imkansız ama listenizde kesinlikle bulunması gereken yerleri sizin için derledik. 

Önce kahve, sonra pazar 

Gelin önce kahveyle başlayalım. Borough’a sabah geldiğimde en sevdiğim ilk duraklardan biri The Gentlemen Baristas. 2014’te açılan bu kahvecide oturup gelen geçeni izlemeye bayılıyorum. Bölgenin eski şapka üretim merkezi olmasından ötürü özel kahvelerine Bowler, Top Hat gibi klasik İngiliz şapkalarının isimlerini veriyorlar.

Buradaki en klasik noktalardan biri ise Monmouth Coffee Company. 1978’de açılan Covent Garden’daki Monmouth Street’teki dükkanları orijinal yeri ama Borough’daki dükkan da yıllardır pazarın demirbaşlarından. Zaten adresini bilmenize gerek yok, önündeki kuyruk büyük ihtimalle sizi doğru yere götürecektir. Sokağa açılan geniş cephesinde oturup Borough’nun insan trafiğini izlemek de ayrı keyif. 

Monmouth Coffee Company.

Pazarın içindeki tezgahlara karıştığınızda karşınıza çıkan The Colombian Coffee Company ise biraz başka bir hikayeye sahip. Burası Kolombiya’dan kahveler getiren bir sosyal girişim ve gelirinin bir bölümünü Kolombiya’daki sosyal projelere aktarıyor. Bir diğer Borough klasiği ise Flat Cap Coffee. Fabio ve Rob’un 2008’de bir kahve arabasıyla başlayan hikayesi hala burada devam ediyor. 

The Colombian Coffee Company.

Kahvenin yanına bir şey almadan olmaz tabii. Londra’nın farklı yerlerinde şubeleri olan Bread Ahead, ilk olarak 2013'te burada açılıyor. Borough Market'ın sevdiğim taraflarından biri de bu aslında çünkü Bread Ahead gibi burada başlayıp sonra Londra'nın farklı köşelerine yayılan markalara rastlıyorsunuz. 

Burası özellikle vanilyalı custard dolgulu ve üzeri şeker kaplı doughnut'ları sayesinde Instagram’da viral oldu ve markanın imzasına dönüştü. Özellikle haftasonları her zaman önünde uzun kuyruklar oluyor. Doughnut'ların yanı sıra dolgulu kruvasanlar ve ekşi maya ekmekler de satılıyor ve aynı binada bulunan Bread Ahead Bakery School'da ise ekmekten farklı hamur işlerine kadar atölye çalışmaları ve dersler veriyorlar. 

Tatlı demişken Humble Crumble’dan bahsetmemek olmaz elbette. Bu sene Galler Prensesi Kate Middleton’ın da ziyaret edip ekiple birlikte kendi crumble’ını hazırladığı mekan iyice popüler olmuş durumda. Kim Innes, İngiliz mutfağının en klasik tatlılarından crumble’ı daha “Instagramlık” bir formatla pazardaki tezgahında 2018’de satmaya başlıyor; şu an Londra’da altı şubeye ulaşmış durumda. 

Borough Market tezgahlarının arasında 

Borough’da asıl mesele ne yiyeceğinize karar vermek. En iyisi buraya kalabalık gelmek ve birkaç şeyi bölüşerek tezgahlar arasında ilerlemek. İlk durak Borough Market klasiklerinden Kappacasein olabilir. Montgomery cheddar, Ogleshield ve Comté gibi peynirler ile hazırlanan “cheese toastie” yani peynirli tostları belki görüntü olarak basit bir tost gibi durabilir ama bir ısırık aldığınızda Borough Market’ta yıllardır önünde neden kuyruklar oluşturduğunu anlayacaksınız. 

Eğer istiridye seviyorsanız Wright Brothers’ı pas geçmemelisiniz. Londra’da günümüzde birkaç şubesi olan mekanın ilk restoranı 2005’te Borough Market’ta açılıyor ve burası bence hala en özel şubesi. İngiltere ve İrlanda’nın farklı kıyılarından mevsime göre değişen istiridyeler geliyor ve sokağa bakan masalarında oturup bir şeyler içmek çok keyifli. 

Berenjak.

Borough Market’ın en büyük özelliği ise dünyanın bambaşka köşelerinden lezzetleri keşfetmenin sadece birkaç adımda gerçekleşmesi. 2024’te kapanan Londra klasiklerinden Pidgin’in şefi Elizabeth Haigh’in açtığı Mei Mei’de nasi lemak, rendang ve Hainanese usulü tavuklu pilav gibi farklı Singapur yemekleri deneyebilirsiniz. Horn OK Please ise vejetaryen Hint sokak yemekleri tadabileceğiniz bir yer. Pirinç, sebzeler, chutney ve baharatlarla hazırlanan bhelpuri burada çok meşhur. Khanom Krok ise ismini aldığı Tayland usulü küçük hindistancevizli pancake’leriyle öne çıksa da farklı Tayland sokak lezzetlerini de bulabilirsiniz.

Yemek standlarının önündeki kuyruklar bir yana, Borough hâlâ alışveriş yapılan bir pazar. Mesela Turnips, Borough’nun eski meyve sebze ticareti geleneğini bugün sürdüren aile işletmelerinden. Ayrıca Borough Market’in ufak sokaklarında dolaşırken keşfedilmeyi bekleyen pek çok şarküteri, baharat, peynir ve konserve dükkanı var.

Sokak tezgahlarından şef restoranlarına 

Borough Market’ın son yıllardaki asıl dönüşümü ise bence pazarın etrafında açılan restoranlar ile yaşanıyor. Camille, Rambutan, Berenjak ve OMA gibi restoranların art arda açılmasıyla burası kendi başına bir yemek rotasına dönüştü. Eskiden Borough’ya pazarı gezmek için gelirken artık sırf bu restoranlardan birine gitmek için gelen ciddi bir kitle var. 

Padella.

Padella, bu hareketin erken örneklerinden. Tim Siadatan ve Jordan Frieda tarafından 2016’da açılıyor ve kısa sürede Londra’nın en bilinen İtalyan restoranlarından birine dönüşüyor. Özellikle o dönemlerde önünde bir saat sıra beklemek gayet normal karşılanıyordu. Bugün önünde hala kuyruklar olsa da artık Soho ve Shoreditch’te de restoranları var. Menü ise birkaç ana ürüne odaklı ve ağırlık her gün taze hazırlanan makarnalarında. Pici cacio e pepe ve sekiz saat pişirilen Hereford dana ragù ile hazırlanan pappardelle açıldığı günden beri menüde. Özellikle pici cacio e pepe o kadar popüler ki masaya oturmayı beklerken mutfaktan tabak tabak çıktığını görüyorsunuz. Bu popülerliğin hakkını da kesinlikle veriyor. 

Padella.

Önünde yine kuyrukların eksik olmadığı Agora ve OMA ise son yıllarda Borough’nun, hatta Londra’nın en çok konuşulan restoranlarından. Bu iki kardeş restoran Nisan 2024’te açılıyor ve OMA daha ilk yılında Michelin yıldızı alıyor. Restoranın arkasında Smokestak ve Manteca ile tanınan David Carter, mutfağın başında ise daha önce bir Michelin yıldızlı Sabor’da executive şef olarak çalışan Ekvador doğumlu Jorge Paredes var. 

Restoran “Yunan restoranı” olarak geçiyor ve menünün çıkış noktası Yunanistan olsa da Türkiye ve Levant bölgesi başta olmak üzere Doğu Akdeniz’in farklı kıyılarından tatlar menüye karışıyor. Mesela menüde “açma” olarak geçen bir ekmek gibi bizim mutfağımızdan da detaylar var ve modern bir şekilde yorumluyorlar. Tam anlamıyla Yunan değil ama ruhen Yunan diyebiliriz. Mesela Yunanların ıspanaklı böreği spanakopita, klasik börek formu yerine sıcak, kremamsı ıspanak harcının yanında kat kat ve çıtır bir hamur ile geliyor. İkisini birlikte yiyerek tabağı tamamlıyorsunuz. 

OMA ve Agora'nın önündeki kuyruklar.

Diğer not alınması gereken yerler ise İran mutfağını modern bir şekilde sunan Berenjak ile mevsimsel değişen Fransız bistro yemekleri yapan Camille. Özellikle uzun bir öğle yemeği için sevdiğim seçeneklerden. Hemen yakınındaki Rambutan, Cynthia Shanmugalingam’ın Sri Lanka mutfağından yola çıkan restoranı. Kolae ise Güney Tayland’dan ilham alıyor. 

OMA.

Aylarca sıra beklenilen bir Türk restoranı

Borough Market’ta en yeni açılan restoranlardan biri ise bir Türk restoranı. Temmuz 2026’da açılan Kısmet, Kıbrıs Türk asıllı şef Keiran Mustafa’nın yıllardır hayalini kurduğu bir proje ve Londra’da Bistro Freddie ve Crispin gibi pek çok başarılı restoran projesinin arkasındaki isim olan Dom Hamdy ile birlikte hayata geçirmişler. 

Borough Market’ta bir pub olan The Globe Tavern’ın üst katında olmasıyla biraz gizli saklı bir yer ama neredeyse şu an o kadar popüler olmuş ki Aralık’a kadar rezervasyon yok. Sizi kapıda dantel örtünün üzerine konmuş eski bir televizyon, ekranda nostaljik Türkiye görüntüleri karşılıyor ve fonda bizi duygudan duyguya taşıyan Türkçe şarkılarla mekana giriyorsunuz. 

Mezeler ahşap tepsilerle geliyor, metal peçetelikler, dantel örtüler, eski Türkiye fotoğrafları ve posterleri, “sigara içilmez” tabelası, çaylar klasik metal tepsiyle servis ediliyor… Neredeyse İstanbul’da bir meyhanede gibi. Paralel evrene ışınlanmış gibi hissediyorsunuz. Zaten girişteki perde tesadüf değilmiş. Keiran ile konuşmamızda, Borough Market’ın kalabalığından çıktıktan sonra o perdeyi aralayıp içeri girmenin gerçekten başka bir yere geçiş gibi hissettirmesini istediklerini söylüyor. 

Bu proje için Dom’la Türkiye ve Kıbrıs’taki meyhaneleri gezmişler. Yalnızca yemeklere değil servis şekline, masa üstündeki objelere, bir meyhanenin insanda yarattığı duyguya kadar her şeye bakmışlar. Yemekler ise yalnızca dekorun yarattığı nostaljiye yaslanmıyor. Bulgur köftesi, yaprak ciğer, güveçte yoğurtlu pazı, kuzu şiş gibi klasik meyhane tabakları en başarılı formlarıyla karşınızda. Ayrıca özel hafta sonu menülerinde Türkiye ve Kıbrıs’ın farklı bölgelerinden yemekler dönüşümlü yer alıyor. 

Kısmet bir yıllık bir proje olarak başlasa da, gördüğü ilgi sonrasında Keiran ve Dom kalıcı bir yer aramaya da başlamış. O yüzden Borough Market’a yolunuz düşerse Kısmet’in perdesini bu bir senelik mekanlarındayken aralayın derim. 

  • Editörün notu: Kısmet’in hikayesini kurucuları Dom Hamdy ve Keiran Mustafa’dan dinlediğimiz söyleşi çok yakında apéro’da.

Şehrin en özel restoranlarından biri: Trivet 

Borough bölgesinden bahsederken, buradaki iki Michelin yıldızlı Trivet’ten bahsetmemek olmaz. Üstelik arkasında bir Türk imzası var. Türk Master Sommelier İsa Bal, uzun seneler İngiltere’nin en önemli restoranlarından biri olan The Fat Duck’ta birlikte çalıştığı Kanadalı şef Jonny Lake ile 2019’da Trivet’i açıyor. 2022’de ilk Michelin yıldızlarını alıyor ve 2024’ten beri de iki Michelin yıldızına sahip. İki yıldızlı olmasına rağmen oldukça rahat bir ambiyans sizi karşılıyor. 

İngiltere’de tadım menüsü olmayan tek iki Michelin yıldızlı restoran ve menüsü tamamen alakart. Hatta bar tarafına rezervasyon bile yapmadan gidebilirsiniz. Özellikle öne çıkan yanı ise İsa Bal’ın hazırladığı şarap menüsü. 450’yi aşkın şişe ülkelere göre değil, şarap üretiminin tarihsel gelişimine göre sıralanıyor. Yani menüde Fransız veya İtalyan şaraplarından önce Türkiye, Gürcistan, Ermenistan gibi eski şarap ülkelerinin şarapları önünüze çıkıyor. Ayrıca Londra’da Türkiye’den butik üreticileri bulabileceğiniz yegane restoranlardan biri. 

Şehrin lokal noktalarından: Bermondsey Street 

Trivet’ten biraz ilerlediğinizde Bermondsey Street’e geliyorsunuz. Borough Market’a bu kadar yakın olmasına rağmen çok daha lokal olmasıyla Londra’da en sevdiğim sokaklardan biri. Buraya adım attığınız gibi turist kalabalığı azalıyor ve tek bir sokak üzerinde gerçekten çok iyi restoranlar, kafeler, küçük dükkanlar ve galeriler yan yana. 

İspanyol mutfağı seviyorsanız ünlü şef José Pizarro’nun iki restoranı da burada. José, 2011’de açtığı küçücük tapas barı. Burada oturup birkaç tapas ve içecek bir şeyler söyleyip ufak bir mola vermek en güzeli. Croquetas ve tortilla gibi klasiklerin yanında mevsime göre değişen tabaklar da oluyor. Sokağın biraz ilerisindeki diğer restoranı Pizarro ise daha klasik restoran formatında. José birkaç tapas yiyip devam edebileceğiniz bir yerken, Pizarro’da uzun bir öğle veya akşam yemeğine oturabilirsiniz.

Pizarro, Bermondsey Street.

Hemen yakınında Casse-Croûte ise küçücük masaları, duvarındaki kara tahta menüsü ve klasik Fransız yemekleriyle yıllardır sokağın en sevilen bistrolarından. İçeri girdiğinizde Londra’dan çok Paris’te küçük bir mahalle restoranındaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Her gün değişen menülerinde pate, escargot, confit de canard gibi klasik Fransız lezzetlerini bulabilirsiniz. Uzun zamandır Bermondsey Street’in en popüler restoranlarından bir diğeri ise taze makarnalarıyla öne çıkan Flour & Grape. 

Casse-Croûte.

Biraz daha ilerlediğinizde ise benim çok sevdiğim bir başka İtalyan restoranı olan Baccalà var. Şef Moreno Polverini ve sommelier Fabio De Nicola’nın restoranının hikayesinin İstanbul’da başlaması da ayrıca hoşuma gidiyor. İkisi İstanbul’da çalışırken tanışıyor, Türk eşleri Elif ve Ilanit ile birlikte kurdukları arkadaşlık ve uzun sofralar daha sonra 2019’da Londra’da açtıkları restorana dönüşüyor. 

Baccalà.

Baccalà’nın menüsü ağırlıklı olarak balık ve deniz ürünleri üzerine. Siyah pirinç unu ile kızartılan kalamar, fener balığı yahnisi ve çırpılmış morina balığı gibi tabaklar favorilerimden. Fabio’nun hazırladığı şarap listesi ise Londra’da kolay kolay bulamayacağınız küçük İtalyan üreticilere odaklanıyor. İtalya’daki farklı bölgelerin zeytinyağlarını tadabildiğiniz zeytinyağı menüsüyle de öne çıkıyor ve zeytinyağı tadımları düzenliyorlar. 

Borough Market’tan başlayıp Bermondsey Street’e uzanan bu bölge aslında haritada oldukça küçük bir alan ama birbirinden farklı yemek seçenekleri sayesinde tekrar tekrar dönmelik bir rota. Pazarı rahat gezmek istiyorsanız mümkünse sabah gidin, birkaç tezgaha uğrayıp öğle yemeğini çevredeki restoranlardan birinde yiyebilir, sonrasında Bermondsey Street’te sokağa bakan bir masaya oturup gelen geçeni izleyebilirsiniz. Bermondsey Street’e gelmişken Londra’nın en önemli çağdaş sanat galerilerinden White Cube’u da rotanıza eklemeyi unutmayın elbette.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

🍽️ Londra rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden keşfetmek için şehrin tamamını dolaşmak gerekmiyor. Emre Onar, Borough Market’tan Bermondsey Street’e uzanan kısa bir rotada sevdiği kahvecileri, pazarları ve restoranları anlatıyor.

10 Eki 2026

Peynir standları, Borough Market. Fotoğraf: Emre Onar.

YAZARLAR

Emre Onar

Dijital pazarlama stratejisti, podcaster ve seyahat yazarı. "Bi Gidene Soralım" adlı podcast serisinin yaratıcısı.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları
apéroapéro
∙

HİKAYE

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

Reyhan Ülker

·

26 Eyl 2026

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Ceren Aral Desnos

·

19 Eyl 2026

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün
apéroapéro
∙

HİKAYE

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Reyhan Ülker

·

12 Eyl 2026

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?