Londra'da bir pazar günü rehberi: Columbia Road’dan Broadway Market’a bir gastronomi rotası

Seyahat yazarı Emre Onar, Londra’da Columbia Road’dan Broadway Market’a uzanan bu rotayı ne zaman yapsa kendisine Londra’da pazar günlerini neden sevdiğini hatırlattığından bahsediyor. Bir demet çiçek, bir sıcak çikolata, bir plak, bir peynir dükkanı, bir kadeh şarap, bir park yürüyüşü, belki de hayatınızın en iyi falafeli... Şehirde keşif yapma imkanı veren ve dolaşırken şekillenen rotaları sevenlere.
Londra'da bir pazar günü rehberi: Columbia Road’dan Broadway Market’a bir gastronomi rotası

6 Haziran - Metro - apero
Metro Türkiye ile birlikte

Avokadonun en pratik hali Metro Türkiye’de Sağlıklı tariflerin vazgeçilmezi olan avokado, Metro Türkiye kalite ve güvencesiyle hiç olmadığı kadar pratik! Yeni Metro Chef Avokado Püresi olgunlaştırma, soyma ve ezme zahmetini ortadan kaldıran, koruyucu içermeyen yapısı ve 500 gramlık ambalajıyla hem zamandan hem de maliyetten tasarruf etmenizi sağlıyor. Üstelik seriye eşlik eden Acılı ve Acısız Guacamole çeşitleri de mutfağınıza hız ve lezzet katmaya hazır. Metro Chef Avokado Püresi: %99 avokado püresi ve %1 limon suyundan oluşan ürün, yüksek basınç teknolojisiyle havası alındığı için açılmadığı sürece 60 gün boyunca tazeliğini ve rengini koruyor. Acılı ve Acısız Guacamole: Orta Amerika’nın dünyaca ünlü avokado bazlı sosu, Metro Chef kalitesiyle %95 avokado püresi ile domates, limon suyu, soğan, kişniş ve deniz tuzunun birleşmesiyle hazırlanıyor. Acılı seçeneğinde ise karışıma jalapeño biberi eşlik ediyor. Neden seviyoruz? Ürünler hiçbir koruyucu veya renklendirici madde içermiyor . Profesyonel mutfakların beklentilerine uygun olarak, her pakette lezzet standardı sağlıyor; kahvaltı tabaklarından burgerlere, sushi’den soslara kadar geniş bir yelpazede değerlendirilebiliyor. Metro Chef’in yeni avokado lezzetleriyle tanışın!

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Yazı & Fotoğraflar: Emre Onar

Güneşli bir pazar gününde Londra’nın doğusundayız. İstikamet: Columbia Road Flower Market. Daha sokağa varmadan yaklaştığınızı anlıyorsunuz. Ellerinde lale buketleriyle yürüyen iki kız, onların arkasında koca bir palmiye saksısını sırtlanmış bir adam, karşı kaldırımda torba içinde rengarenk sardunyalar taşıyan başka biri.

  • Bir noktadan sonra yol boyunca çiçek taşıyan insanlar sıklaşıyor ve siz de ister istemez aynı soruyu düşünüyorsunuz: Bu kadar insan her hafta bu kadar çiçeği ne yapıyor?

İlk gittiğimde ben de bunun güzel havanın yarattığı geçici bir coşku olduğunu sanmıştım. Sonra en soğuk kış gününde de gittim, yağmurlu bir Londra pazarında da. Manzara hep aynı. Biri evine dekor olsun diye difenbahya sırtlanmış, biri sevgilisine taze güller götürüyor, bir başkası yeni evinin balkonuna yakışacak zeytin ağacını kalabalığın içinden taşımaya çalışıyor. Columbia Road’da çiçek almak, şehrin pazar günü ritüellerinden biri.

Çiçek pazarından fazlası

Son yıllarda Instagram’ın da etkisiyle çok daha görünür bir noktaya dönüşmüş olsa da Columbia Road hâlâ yerelliğini koruyan bir bölge. Buraya sadece fotoğraf çekmeye gelenler de var, her hafta evine çiçek alan müdavimler de. Kalabalık bazen yorucu olabilir. Hatta ilk kez giden biri “Ben bu izdihamda ne yapacağım” diye düşünebilir. Yine de birkaç dakika sonra sokağın ritmine alışıyorsunuz. 

“Çiçek pazarında ne yapacağım” diye düşünen varsa da lütfen hemen fikrini değiştirsin çünkü bu sokak aslında çok kendine has bir bölge. Çiçek tezgahlarının arasında bağıran satıcılar, kaldırıma taşan kafeler, sokak müzisyenleri, plakçılar, küçük tasarım dükkanları ve pub önlerinde bir şeyler içenlerle burası pazar günleri Doğu Londra’nın en canlı yerlerinden birine dönüşüyor.

Columbia Road’un en sevdiğim yanı, tek bir estetiğe sıkışmaması. Londra’da bazı mahalleler zamanla aynı hayat tarzını, aynı kahveci tipini, aynı dekorasyon dilini tekrar etmeye başlıyor. Columbia Road’da ise farklı insanlar ve tarzlar yan yana duruyor. Çok özenli giyinen de var, evden çıktığı gibi gelmiş gibi görünen de. Doğu Londra’nın biraz aykırı, biraz bohem, biraz da kendine has ruhu burada hâlâ hissediliyor.

Columbia Road.

Plaklar, peynirler ve bazı keşifler

Çiçek tezgahlarından sonra sokağın küçük dükkanlarına girip çıkmak bu rotanın asıl keyiflerinden. Plak meraklıları için World of Echo iyi bir başlangıç. Adını Arthur Russell’ın World of Echo albümünden alan bu bağımsız plakçı, yeni ve ikinci el plakların yanında müzik kitapları ve fanzinler de satıyor. Seçkisi cazdan elektronik müziğe, post-punk’tan deneysel türlere uzanıyor. Sonic Youth’tan Thurston Moore’un 2019’da kişisel koleksiyonundan 300’den fazla plağı burada satışa çıkarması, dükkanın müzik çevrelerindeki yerini anlatmaya yetiyor. 

Sokak üzerinde bir diğer plak dükkanı Idle Moments ise müziği şarapla birleştiriyor. İyi DJ’leri ve barıyla Dalston’ın klasikleşmiş mekanlarından Brilliant Corners’ın ekibinin açtığı bu küçük dükkanda raflarda hem iyi seçilmiş plaklar hem de organik ve doğal şaraplar var.

Idle Moments.

Şarabınızın yanına güzel bir peynir almak isterseniz Columbia Road’un paralelinde, Hackney Road üzerindeki Provisions benim favorim. İlk dükkanını 2015’te Holloway Road’da açan Provisions, bu şubesini 2022’de açtı. Ağırlıklı olarak Fransa ve İtalya’dan pastörize ve pastörize olmayan peynirler, doğal ve biyodinamik şaraplar, şarküteri ürünleri satıyorlar.

Provisions.

Küçük, doğal ve organik üreticilerden seçtikleri ürünlerle çalışıyorlar. Sokak boyunca antikacılar, takı tasarımcıları, tasarım eşya mağazaları gibi yerler var. Hepsine girip çıkmak bile başlı başına güzel bir Pazar aktivitesi. Özellikle Milagros’a uğrayın. Renkli, Meksika esintili objeler satan bu dükkanın arka kapısından küçük bir pasaja açılıyorsunuz. 

Hemen önünde Andrea’s Cacao var. Meksikalı Andrea, Orta Amerika tekniklerinden ilham alarak baharatlı sıcak çikolata hazırlıyor.

Andrea’s Cacao.

Pasajın en sonunda Londra’nın en ünlü pastacılarından biri var: Lily Vanilli. Mütevazı dükkanına aldanmayın zira burası Madonna, Kate Moss, Elton John gibi ünlü İngiliz isimlerin özel kutlamaları için pastalarını aldıkları yer olarak iyice ünlendi. Özel bir gününüz için pasta sipariş etmeseniz bile buradan cupcake’lerini veya dilim pastalarını deneyebilirsiniz ama pazar günleri elinizi çabuk tutmanız lazım. Saat 14.00 gibi çoğu tatlı tükenmiş oluyor.

Lily Vanilli.

Pub’lar, şarap barları ve uzayan öğle saatleri

Bu pasajdan çıktığınızda sokağın açıldığı Ezra Street ise bence çiçek pazarının en keyifli noktası. Arnavut kaldırımlı taş bir sokaktan oluşan ufak bir alan, sokak müzisyenleri, kaldırımlarda ellerinde çiçeklerle oturanlar... 

Bir köşede seyyar bir kokteyl dükkanı ve önünde sıraya girenler, diğer köşede İtalyan restoranı Campania’nın önünde oturup gelen geçeni izleyenler... Kokteylini alan yere çöküyor, hava sıcaksa yüzünü güneşe dönüp kış aylarının acısını çıkarıyor.

Campania.

Bu kadar gezdikten sonra soluklanmak isteyenlere pub önerilerim ise Birdcage ve Marksman. The Birdcage, Columbia Road üzerinde köşe konumuyla hem çiçek tezgahlarını hem de gelen geçeni izlemek için çok iyi bir noktada. Bazen önünde sokak müzisyenleri de oluyor. 

Marksman ise Hackney Road üzerinde. Güneşli günlerde terası özellikle keyifli ama aynı zamanda yemekleriyle de öne çıkan bir gastropub. 

The Birdcage.

Marksman, 2015’te şef sahipleri Tom Harris ve Jon Rotheram tarafından yenilendikten sonra kısa sürede Londra’nın en iyi gastropub’larından biri olarak anılmaya başlıyor. Şeflerin, Londra’nın ünlü İngiliz restoranı St. JOHN geçmişleri olması sayesinde ürün odaklı, sade ama karakterli bir İngiliz mutfağı sunuyorlar. Özellikle İngilizlerin klasik Pazar yemeği “Sunday roast” için öne çıkan yerlerden biri. Ayrıca burası, Londra’da Michelin Pub of the Year seçilen ilk pub!

Marksman.

Hackney Road’un Columbia Road’a paralel bu kısmında birkaç adres daha var. Brags & Brams, kahvaltı için sevdiğim yerlerden. Pazar günleri çiçek pazarının da etkisiyle önünde kuyruklar olabiliyor. Burası ayrıca akşamları pop up etkinlik alanı olarak kiralanabiliyor. Ben de, Prens Adaları’ndan ilham alan pop up yemek serim Adadayız’ın son üç etkinliğini burada düzenledim.

Brag & Brams.

Öğlen veya akşam yemeği noktası olarak kaç kez gittiğimi sayamayacağım tapas restoranı Morito çok iyi bir seçenek. Exmouth Market’taki şubesiyle de bilinen Morito’nun en sevdiğim yanı tapas fikrini tek bir coğrafyaya sabitlememesi. Klasik tapaslardan ziyade Türkiye, Yunanistan, Kuzey Afrika gibi yerlerden de esintilerle biraz füzyon bir tapas menüsü sunuyor. Mesela kızarmış patlıcan dilimlerini hurma pekmezi ve beyaz peynir kreması ile birlikte servis ediyorlar, kuzu pirzolanın üzerinde ançuezli tereyağı eritiyorlar. O yüzden patatas bravas ve padron biberin haricindeki tapas tabaklarına da bir şans verin.

Morito.

Morito’nun bitişiğindeki Sager + Wilde, mumlarla aydınlanan atmosferiyle özellikle akşamları çok keyifli bir şarap barı. Hatta burası Londra’daki yeni tarz şarap barı kültürünün öncü adreslerinden. 2013’te Michael Sager ve Charlotte Wildeve tarafından açılan bar, iyi şarabı daha ulaşılabilir bir formatta sunmasıyla biliniyor. Yüksek kalite şarapları daha düşük restoran marjlarıyla servis ederek “fine wine” kültürünü demokratikleştirdiklerini söylüyorlar. Bağımsız üreticiler, biyodinamik şaraplar ve tabii yanında meşhur ızgara peynirli sandviçini de atlamayalım. 

Sager + Wilde.

Yine bu cadde üzerinde köşe konumuyla dışarıda oturup gelen geçeni izlemek için Equal Parts da kokteyl severlerin haritasında işaretlenmeli. 

Gündüz çiçek pazarının hareketinden sonra akşam aynı mahallede daha yavaş, daha şık bir sofraya oturmak isterseniz Brawn iyi bir kapanış olabilir. 2010’da şef Ed Wilson tarafından açılan bu mahalle restoranı, Doğu Londra’nın klasik adreslerinden biri. Mevsimsel değişen ve ufak, paylaşımlık tabaklardan oluşan modern İngiliz bir mutfağa sahip. Şarap listesinde ise organik seçenekler, biyodinamik şaraplar ve küçük üreticiler dikkat çekiyor.

Brawn.

Doğu Londra’nın yeni yeme-içme dili

Farkındaysanız bu rota boyunca benzer bir iz sürüyoruz. Doğu Londra’da, iyi yeme içme deneyimi artık çoğu zaman küçük üretici şarapları, doğal şarap seçkileri, mevsimsel tabaklar ve fazla kasmayan mahalleli bir atmosferle birlikte ilerliyor. 

Columbia Road’dan yaklaşık 15 dakika yürüyünce rota doğal olarak Broadway Market’a bağlanıyor. Burası özellikle haftasonları yemek standları, kafeleri, küçük dükkanları ve kalabalığıyla Doğu Londra’nın en canlı sokaklarından biri. Paella, Asya mantıları, sandviçler, Hint yemekleri, istiridye standları, kahveciler derken neredeyse her şey var. Bölge tabii son senelerde popülerliği ile bir dönüşümden geçiyor. Bir yanda hala bohem ve mahalleli ruhunu koruyan bir sokak, diğer yanda Aesop, A.P.C. gibi markaların da dükkanları açılıyor.

Broadway Market.

Broadway Market’a vardığınızda kahve molası için Climpson & Sons iyi bir başlangıç. 2002’de bir pazarda kahve arabası olarak başlayan Climpson & Sons, bugün Londra’nın iyi kahve alanında öncülerinden biri. Broadway Market’taki kafeleri de bu hikayenin ilk kalıcı adresi! Kahveleri hemen yakındaki London Fields’daki roastery’de kavuruyorlar. Flat white için Broadway Blend, daha aromatik bir espresso istiyorsanız The Fields iyi seçenek. 

Kahve yanında bir şeyler atıştırmak isteyenlere, Dalston’daki ünlü ekşi maya ekmek fırını Dusty Knuckle’dan gelen focaccia’yı da not düşmek lazım.

Equal Parts.

Bu rotayı basit bir pazar yürüyüşünden daha iddialı bir öğle ya da akşam yemeğine çevirmek için son senelerde açılan şu iki adresi ayrıca not edin: Cafe Cecilia ve Brat x Climpson’s Arch. İlki Max Rocha’nın sade, İrlanda köklerine göz kırpan ve iyi malzemeyi öne çıkaran mahalle restoranı Cafe Cecilia. 

İkincisi ise Shoreditch’teki bir Michelin yıldızlı Brat’in şefi Tomos Parry’nin restoranı: Brat x Climpson’s Arch. Bask bölgesindeki ızgara kültüründen ve kendi Galler köklerinden ilham alan Parry, Shoreditch’teki restoranıyla Londra gastronomi sahnesinde güçlü yer edinmiş bir isim. Bu şube de aslında 2020 yılında pandemi zamanı yarı açık avlusu sayesinde bir pop up olarak başlamış. İlgi o kadar büyük olmuş ki kısa sürede kalıcı hale gelmiş. Menü günlük ve mevsimsel olarak kara tahtaya yazılıyor. Shoreditch’teki asıl yerdeki gibi burada da odun ateşinde pişen büyük ızgaralar ve bütün kalkan balığı öne çıkıyor.

Broadway Market’ta L’eau a a la Bouche.

London Fields'da gün batımına doğru: Falafele giden yol

Broadway Market’ın sonunda ise London Fields var. Güneşli günlerde neredeyse bütün Doğu Londra ya buraya ya da Victoria Park’a taşınıyor. Parkın hemen yakınındaki E5 Bakehouse mutlaka listenizde olsun. Buranın en önemli özelliklerinden biri, ürünlerinde atalık tohumlardan üretilen tahılları kullanması. Hatta aldığınız ekmeğin içinde kullanılan buğdayın hangi tarlada yetiştiğini ve hangi çiftçi tarafından hasat edildiğini bile okuyabiliyorsunuz. Bir diğer özelliği de unlar taş değirmende öğütülüyor ve tüm ekmekleri 200 yıllık bir çavdar ekşi maya kullanarak yapıyorlar. Londra’da birçok iyi restoran ekmeğini buradan alıyor ve menülerinde “E5 sourdough” diye özellikle belirtiyor. 

Benzer bir saygınlığı yukarıda bahsettiğim Dusty Knuckle ve Toklas ekmeklerinde de görmek mümkün. Tedarik ettikleri restoranlar illa menülerinde buna değiniyor.

E5 Bakehouse.

Son durak olarak Pockets’ı ekleyelim. Burası Londra’da pop up’tan kalıcı dükkana geçişin en güzel örneklerinden biri. Yine pandemi döneminde yakınlardaki Netil Market’ta başlayan falafelci, kulaktan kulağa yayılarak saatlerce kuyruk beklenen bir yere dönüştü. Saatlerce derken abartmıyorum. Ben de bir seferinde bir saate yakın bekledim. Değdi mi? Bence kesinlikle değdi. Falafelinin dokusu, sosunun kıvamı ve içindeki patates mücveriyle klasik falafel deneyimini farklılaştırıyor. 2024’te London Fields’da kalıcı dükkanına geçmesiyle kuyruk meselesi biraz daha yönetilebilir hale geldi o yüzden saatlerce sıra bekleme fikri gözünüzde büyümesin.

Pockets.

Columbia Road’dan Broadway Market’a uzanan bu rotayı ne zaman yapsam, Londra’nın pazar günlerini neden sevdiğimi hatırlıyorum. Bir demet çiçek, bir sıcak çikolata, bir plak, bir peynir dükkanı, bir kadeh şarap, bir park yürüyüşü, belki de hayatınızın en iyi falafeli. Şehir içinde keşif yapma imkanı veren ve dolaşırken şekillenen rotaları sevenlere.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

🍽️ Londra rehberi: Columbia Road’dan Broadway Market’a

Seyahat yazarı Emre Onar, Columbia Road’dan Broadway Market’a uzanan bir rotada Londra’da geçirilecek bir pazar gününün en iyi hâlini anlatıyor. Çikolata, doğal şarap, iyi peynir ve belki de hayatınızın en iyi falafeli bu rehberde.

06 Haz 2026

Metro Türkiye ile birlikte
Londra rehberinden: Provisions. Fotoğraf: Emre Onar.

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

The Bear’e veda: Her şey yolunda

Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.

18 Tem 2026

The Bear’e veda: Her şey yolunda
apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra