Mekanlardan insanlara Beyoğlu pasajları: Sarıcazade Ailesi, Anadolu ve Rumeli

Beyoğlu pasajlarının az bilinen hikayelerini konu alan serinin ikincisinde Anadolu ve Rumeli pasajlarına konuk oluyoruz.
Mekanlardan insanlara Beyoğlu pasajları: Sarıcazade Ailesi, Anadolu ve Rumeli

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Sarıcazade Ragıp Paşa Ailesi’nin kökeni, paşanın 15. yüzyılda Eğriboz Adası’ndan İstanbul’a adım atmasına kadar uzanır. Paşa, Sultan 2. Abdülhamid’in en güvenilir insanlarından biri olur ve uzun yıllar aralıksız hizmet vererek çoğu görevliden ayrılmadan saray nazırlığı yapar.

Saray hekimliği yapan kardeşi Arif Paşa ile birlikte sarayda konumunu güçlendiren Ragıp Paşa, dönemin şartlarına uygun Avrupai tarzda yapılar inşa ettirmesiyle tanınır. Oldukça kültürlü ve bilgili olan Ragıp Paşa, iyi derecede Yunanca ve Fransızca konuşur ve Beyoğlu ile Moda bölgesinde bulunan Rum ve Levanten ailelerle yakın ilişkiler kurar. Ragıp Paşa bunların yanı sıra ticarette de isminden söz ettirir; Zonguldak’ta kömür madenleri hisseleri için yabancı şirketlerle rekabet hâlindeyken diğer taraftan hiçbir Müslüman’ın yapmadığı bir şeyi gerçekleştirir. Dönemindeki birçok kesimden tepki toplamasına rağmen Trakya-Umruca’da bir rakı fabrikası kurar. 2. Abdülhamid tahttan indirilince Ragıp Paşa Midilli Adası’na sürgüne gönderilir; 1920 yılında ise İstanbul’da vefat eder.

  • Padişahın mabeyincisi olarak bilinen Ragıp Paşa, İstanbul’da özellikle Beyoğlu ve Moda semtlerinde izler bıraktı. Beyoğlu bölgesine üç han inşa ettirdi. İmparatorluğun yayıldığı üç kıtanın ismi bu hanlara verildi: Anadolu, Rumeli ve Afrika. Bu üç han zaman zaman farklı sokaklara geçit açılmasıyla pasaj olarak anıldı ve İstanbul’un gündelik yaşamı kadar kültürel ortamına da etki etti.

Anadolu Han/Pasajı: 'Sait Faik’in son içkisi'

İmparatorluk'tan Cumhuriyet’e geçişte gündelik yaşamın pratiklerine dair birçok şey değişime uğramış olsa bile İstanbul hanları ve pasajları ilk zamanlarda özelliklerini çok yitirmedi. İstanbul’un ilk barı olarak bilinen, Herr Burch tarafından açılan Brasserie de Londres’de çalışan garsonlar, Beyoğlu eğlence dünyası için ön ayak olmuşlardı. Bu isimlerden Nikolas Balabanis, Anadolu Pasajı içerisinde Brasserie de L’Orient isimli–halk arasında Balabani/Valavani olarak bilinen–mekanı açtı. Burası, dönemin Pera mekanları arasında hem gösterişi hem de pahalılığı ile dikkat çekiyordu. Yüksek tavanları, süs havuzları ve akvaryumları ile ünlü olduğu kadar Arnavutköy istiridyeleriyle de ön plana çıkıyordu.

Bu mekana Abdülhamit’in yaverlerinden Gani Bey’i vuran Hafız Paşa’dan Refi Cevat Ulunay’a, Halit Fahri’den sonraki yıllar buradan çıkmayacak olan Peyami Safa’ya kadar birçok farklı meslekten insan uğradı. İstanbul’un bohem dünyasının önemli karakterlerinden İbrahim Çallı da birçok mekan gibi buranın konuklarındandı.

Mekan, 1934’te el değiştirdi ve 1950’lerin sonlarına kadar özellikle edebiyat dünyasının önde gelen kalemlerinin toplanacağı bir yer hâlini aldı. Artık “Şark Kafe” ismiyle anılsa bile, birçok insan için özellikle “Anadolu Birahanesi” olarak isim yaptı. Edebiyatımızın önde gelen yazarlarından ve Beyoğlu’nun birçok mekanında izi olan Sait Faik, Burgaz Adası’nda vefat etmeden iki gün önce burada vakit geçirmiş ve arkadaş çevresini bir süre burada toplamıştı.

Bu pasajın içinde ayrıca Sultan’ın alışveriş yaptığı gömlekçi Belfast Shirtmaker’s, Pera’nın önemli kumaşçısı Lazaro Franco Meşrufat Mağazası da bulunuyordu. Daha yakın tarihlerde açık Zambo çikolata satan bir dükkan bulunmaktaydı; fakat bu tarihlerden sonra birçok yapı gibi değişime uğradı ve orijinalliği tamamen bozularak bir ayakkabı mağazası tarafından işgal edildi.

Rumeli Pasajı/Han (Cite Roumeli): 'Bir cinayetin izinden'

Rumeli Pasajı, 1894 tarihinde Mabeyinci Ragıp Paşa tarafından inşa edilen anıtsal yapıların başında geliyor. Rumeli Pasajı’nda bir zamanlar, kuaför, piyano akortçusu, restoran, ayakkabıcı gibi meslek grupları bulunuyordu. Neoklasik tarzda inşa edilen yapı, konut amaçlı üç binadan oluşuyor ve zemin katında pasaj yer alıyor. Beş katlı ve üst katlarında apartman dairelerinin yer aldığı pasaj, çamaşırhane ve terasla birbirine bağlanıyor. Zemin katı sıralı dükkanlardan oluşan Rumeli Pasajı’nın üç girişi bulunuyor ve bunlardan İstiklal Caddesi kısmında bulunan giriş süslü ve hareketli cephesiyle dikkat çekiyor. Bir zamanlar tarihi Rebul Eczanesi’nin bulunduğu köşenin en üst kısmında, yüksek bir kasnak üzerine oturtulmuş, yapının şapeline ait bir kubbe bulunuyor. Diğer iki cephe ise Neoklasik ve Neorönesans etkileri gösteriyor ve daha sade biçimde duruyor. Özetle pasaj, iç ve dış cephelerde Barok, Rokoko, Klasik ve Rönesans üsluplarının özelliklerini yansıtıyor. Bu şaşaanın bir nedeni, pasaj inşa sırasındayken Ragıp Paşa’yı yorgun gören 2. Abdülhamid’in, onun bu pasajlar için verdiği emeği fark edip kendisine maddi ve manevi destek sağlaması olabilir. 

Pasaj sadece süsüyle değil, Said Naum Duhani’nin anlattığı üzere Rumeli Pasajı’ndaki muhallebici dükkanında geçen bir olayla da anılır. Kamelya isimli bir kadın ve annesi Despina, aşçıları Kirkor ve köpekleri, Taksim Sokak’ta bulunan evlerinde bıçaklanarak öldürülürler. Polisler ilk olarak katilin aşçı olduğunu ve olaydan sonra intihar ettiğini düşünür. Peşinden Yanko isimli bir berberden şüphelenir; fakat delil yetersizliğinden Yanko’nun peşini bırakır. Bu cinayet yerel basında oldukça sansüre uğramasına rağmen yabancı basın üzerinde durur ve detaylı şekilde aktarır. Bazı söylentileri Said Naum Duhani kendi nüktesiyle anlatmaya devam eder ve bazı kesimlerce, Kamelya’nın padişahın damadıyla bir ilişkisi olduğu ve bu nedenle öldürüldüğü söylenir. Başka bir kesim ise katilin Rumeli Pasajı’nda muhallebicide öldürülen kişi olduğunu ve Rus Safareti baş dragomanı Maksimov’un bu kişiyi tespit ettiği inancına sahip olduklarını aktarır.

Görkemiyle başlayıp, bir cinayet haberiyle devam eden Rumeli Pasajı hikayemiz, buranın en eski misafiriyle kapanır. Rebul Eczanesi, günümüzde bu pasajın içerisinde bulunmamakla birlikte, eczanenin kurucusu ve pasajın en eski kiracısı olan Jean Cesar Reboul tarafından açılır. Bazı tarihçilere göre Reboul Bey, İstanbul’a 1895 yılında gelir. Geliş nedeni ise İmparatorluğun belirli yerlerinde mühendislik çalışmaları yapan babasını ziyaret içindir. İstanbul’dan oldukça etkilenen Reboul Bey, Rumeli Pasajı’nda Grande Pharmacie Parisienne’i–Büyük Paris Eczanesi–açar. 1920 yılında eczaneye Kemal Müderrisoğlu gelir ve burada çalışmak istediğini söyler; fakat Reboul Bey, dönemin koşullarını da düşünerek kendisine Fransızca bilmesi gerektiğini belirtir. 1923 yılında diplomasını alan Kemal Bey, Rumeli Pasajı’nın yeni misafiri olacak ve Reboul Bey’in emekli olmasıyla birlikte eczaneyi devralacaktır.

Son yirmi yıldır İstiklal Caddesi’nin çehresindeki değişim net şekilde anlaşılır olmaya başladı. Bir dönemin en önemli vitrinlerini barındıran işletmeler, bu değişimin görsel özelliklerini taşımaktadır. Vitrin özelliğini yitiren ve zamanla İstiklal Caddesi üzerinden taşınan Rebul Eczanesi böyle bir görsel tarihi son dönemlerinde yansıtmaktaydı. Vitrinler, insanlar, mekanlar değişime uğradı; fakat değişmeyen tek şey, caddenin sınırlarını oluşturan yapıların cepheleri olarak kaldı.


Kaynaklar

  • Behzat Üsdiken “Pera’dan Beyoğlu’na 1840-1955” Akbank Kültür ve Sanat. İstanbul, 1999.
  • Brendan Freely - John Freely “Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi” YKY. İstanbul, 2016.
  • Ekrem Işın “İstanbul’da Gündelik Hayat” YKY. İstanbul, 2001.
  • Mustafa Cezar “XIX. Yüzyıl Beyoğlusu” Akbank Kültür ve Sanat. İstanbul, 1991.
  • Dr. Nursel Gülenaz “Batılılaşma Dönemi İstanbul’unda Hanlar ve Pasajlar”, İTO Yayınları, İstanbul, 2011.
  • Salah Birsel “Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu”, Sel Yayınları, İstanbul, 2016.
  • Prof. Dr. Nur Akın “19. Yüzyılın İkinci Yarısında Galata ve Pera”, Literatür Yayınları, İstanbul, 2002.
  • Said Naum Duhanı̂ “Eski İnsanlar Eski Evler19. Yüzyılda Beyoğlu’nun Sosyal Topografyası Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2017.
  • Sermet Muhtar Alus “İstanbul Kazan Ben Kepçe”, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2019.
  • Turan Akıncı “Beyoğlu” Yapılar, mekânlar, insanlar (1831-1923).
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Fırat Şenol

Sanat tarihçisi. Çeşitli kurumlarda atölyeler, sergilerde ve müzelerde turlar düzenleyerek özellikle İstanbul kent belleği üzerine çalışmalar yapmaya devam etmektedir.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor