Renklendirici katkı maddesine yasak

Beş tüketici savunma grubu vücutta birikerek bağışıklık sistemi ve beyne zarar verebileceği iddiasıyla FDA'ya gıdalarda renklendirici katkı maddesi olarak kullanılan titanyum dioksit onayını iptal etmesi için dilekçe verdi. Dilekçe Çevre Çalışma Grubu, Çevre Savunma Fonu, Kamu Yararına Bilim Merkezi, Gıda Güvenliği Merkezi ve Çevre Sağlığı Merkezi tarafından sunuldu.
- Neden önemli? Yıllardır tartışmalı olan titanyum dioksit bu dilekçeyle bir kez daha inceleniyor. Bir EWG analizine göre beyaz renklendirici, tavuktan cipslere kadar, çoğu çocuklara yönelik olmak üzere 1.800'den fazla gıdada bulunuyor. EWG'nin Devlet İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Melanie Benesh yaptığı açıklamada vücutta birikme ve zarar verme potansiyeline sahip bir kimyasalın bu yaş grubuna pazarlanan yiyecek ve içeceklerde bulunmaması gerektiğini söyledi. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi'ne göre renklendiricinin onu yiyen insanlara kalıcı zarar verip veremeyeceği belli değilken; Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından olası bir kanserojen olarak sınıflandırılmıştır.
- Arka plan: Titanyum dioksit tartışmalı bir sentetik renklendirici. Geçen yıl Avrupa Komisyonu tarafından gıda katkı maddesi olarak kullanımı yasaklandı. Dilekçe, titanyum dioksitin güvenliğinin en son 1973'te FDA tarafından gözden geçirildiğini belirtiyor. FDA renklendiricinin vücut tarafından emilmediği kanaatiyle kimyasalı güvenli bulduğunu iddia ediyordu. Yeni teknolojilerle yapılan sonraki araştırmalar, kimyasalın nanopartiküllerinin sindirim sistemi tarafından emilebileceğini gösterdi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
apéro gazete'de bu hafta: Türkiye gastronomisinde şaraptan restorancılığa uluslararası değerlendirmelerden alınan ödüller, iklim değişikliğinden teknolojiye, kanun teklifinden katkı maddesine dünyadan haberler.
09 Haz 2023

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Kemikleri ve iç organlarıyla yenen ortolan kuşu, Fransız gastronomisinin en tartışmalı yemeklerinden biri. Dumas’nın mutfak sözlüğünden "Succession"a uzanan hikayesi, bir lokmalık haz uğruna hayvanlara çektirilen acıyı gündeme getirirken geleneksel olarak ortolanları yerken başa örtülen peçete, başka bir soruyu da akla getiriyor: Yemek yerken neden saklanırız?

Nezleyken elma neden elma gibi gelmez, kırmızıya boyanmış beyaz bir şarap kırmızı şarap gibi algılanabilir mi? Lezzet yalnızca dilimizin işi değil. Koku, görme ve ağızda oluşan duyumların kesişiminde şekillenen bu deneyim, bir yiyeceği tanımamızdan onu sevmemize kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.




