Tarabya’nın eskimeyen güzelliği: Kıyı Restaurant

Yemek keyiftir. Yemek yazarları alır konuyu sakız gibi uzatır; sosyopolitik, jeopolitik, diyalektik yapı taşlarına ayırır. Ama yemek özünde, karın tokluğu korkusu olmadığında, keyiftir. Bu keyifin gözlere yansıdığı, eskimeden güzelliğini koruyan yerlerden biri de Kıyı Restaurant.
Kıyı’ya son gidişim serin fakat güneşli bir kış pazar gününe tekabül etti. Güneş altında çakırkeyifliği tadan herkes gibi öğleden sonra rakılarına olan aşkımı da alıp Tarabya’nın yolunu tuttum. Kıyı’nın önünde beni hazır olmadığım bir görüntü karşıladı. Semt pazarında pazarcıların anne diye hitap edecekleri yaşta bir hanım, cumhuriyetin ilk günleri gibi yüzünü örten Louis Vuitton geniş çerçeve güneş gözlükleri, hacimli platin saçları ve elinde Hepburn-vari sigara tutacağıyla gül kurusu rujlu dudakları arasından dumanlar saçıyordu. Yanında aynı özgüven ve şıklığın erkek modeli bir beyefendinin geniş gömlek yakaları ve parlak mor yaka mendili gözlerimi kamaştırdı. İçeri girdiğimde saçı ağarmış bir garson bayramlıklarını çekmiş bir çocuğun başını sıvazlıyor, teşhir dolabında balıkları anlatıyor. Masalardan yükselen neşe ve parfüm kokusu yaldız gibi havayı dolduruyordu.

İllüstrasyon: İlke Ünsal
Yan salonda masamı bulduğumda, arabaların arasından görünen denize, teknelere ve etrafımı dolduran insanlara baktım. Leke çıkarıcı reklamlarındaki kadar beyaz gömlekler, nezih insanlara has ses tonunda sohbetler ve ortak bilincimize yer etmiş simalarla çıkaramadığımız az ünlülerin aralarından geçtiği masalarda gülüşmeler ve tanışıklıkların eksik olmadığı bir ortamda “nezih” bireyler, aileleri ve dostlarıyla keyif tokuşturuyorlardı. Monako’da bir pazar brunch'ına davet edilmedim fakat böyle bir şeye benzer olsa gerek. Bu royal ortamda tanıdıklarla karşılaştıkça, “siz de mi buradaydınız”lar yaşadıkça keyiflendim. Bu zamanlarda insanın bir tanıdığını görmesi kadar tatmin edici bir his olmadığına inanırım.
Müşteri tanışıklığı ve nezihliği, Kıyı gibi 60 yaşına merdiven dayamış mekânlara has bir özellik. Fakat ortamın oksijene yaldız katılmış havasının dışında da Kıyı, isminde restoran tabiri geçen bir balıkçıya yakışır şekilde temiz, profesyonel ve insanı saygıdeğer hissettiren bir servis anlayışına sahip. Mekânla bütünleşmiş garsonlar bir yandan misafirperver, bir yandan hürmetkâr, öte yandan da adabında sevecen. Burası beyaz örtülü, kumaş peçeteli, adabımuaşeret bilmek gerektiren yerlerden ama hiç öyle hissettirmiyor. Sanarsınız yıllardır uğrak mekânınız; sanki size pek yakın duran komşu masalarla ahbaplığınız orada başlamış.
Sanki bıçağınıza hiç direniş göstermeyen pamuk gibi lakerda eski tanıdığınız, sanki İstanbul’un en iyi üç taramasından bir olan tarama masaya hatrınızı sormaya geliyor. Oradan patlıcan ezmesi, eski dostunuz; turşu da geliyor. Gerisi balıkçıların yıllardır menülerine demirbaş olmuş kalamar, karides, pilaki, çirozun hatasız katılımları. Ara sokakta değil tabakta midye dolma yemeğe açıksanız midye dolması da sevecen.
Yazıya başlarken yemek keyiftir dedik. Yemek keyiftir ama Kıyı gibi bir yerde yemenin keyfi, biraz başka. Kapıda sigaralarını içen hanımefendi ve beyefendilerin parfüm ve aromatik dumanları arasından girip geçmişi ve geleceği olan bir mekânın “şimdi”sini yaşamak yemek keyfinin farklı bir şekli. Çalışanı, yemeği, müşterisiyle Kıyı ve Kıyı’nın neşeli öğleden sonra rakı keyfi, İlhan Berk’in deyişiyle “Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne güzel olduğu.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: İştah açan tütsülenmiş orman meyveli sirke, hafta içi erken saatlerde bira, Monako esintili bir Tarabya restoranı, tarımda kısır döngü.
04 Kas 2020

YAZARLAR

Berkok Yüksel
A former child writing about food and London for Aposto.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.
20 Haz 2026





