

PınarOnline’da Alışverişin Daha’sı Var
Gözünü, siparişi ne zaman gelecek diye restoranın mutfak tarafından ayırmayan, iştahı pek yerinde apéro okuru , seni tanıyor ve mideni şenlendirecek ne varsa hepsi için nasıl heyecanlandığını biliyoruz. Tam bu noktada, gözünü yolda…
Daha fazlasını öğren →
Japonya, hayattan zevk almayı sanata dönüştürenlerin ülkesi. Japonların yaşama sanatında yeme-içme bir haz aracı olarak önemli yere sahip. Bu alanda azımsanamayacak bir rol üstlenen aktörlerden biri de çay.
Öyle ki 20. yüzyılın başında Japonya’yı Batılılara tanıtmak için kitap yazma akımına katılan Japon entelektüel Kakuzo Okakura, döneme damgasını vuran eseri The Book of Tea'yle Japon kültürünü çay imgesi etrafında anlatıyor. Okakura için çay içmek, gündelik yaşantının sıkıcı gerçekleri arasında güzele duyulan hayranlığın bir ifadesi. Yazarın tanımı, günde 20 ince belli bardak deviren tiryakilerimizi bir durup düşündürecek kadar şairane. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı Japonya’da, bu mütevazi içecek de görünenden farklı bir yerde konumlanıyor.
Peki Japon çayı denince aklımıza ne geliyor?: Kuşkusuz, pek çoğumuzun cevabı "Yeşil çay," olacak. Gerçekten de Japonya’da çok ufak miktarlarda siyah çay ve oolong da yetiştirilse de çay sektöründe aslan payı yeşil çayın. Çayseverlerin bildiği üzere yeşil çay, monolitik bir klasman olmaktan ziyade içerisinde birden fazla çay çeşidini ihtiva ediyor.
Matcha, sencha ve gyokuro
Japonya’ya özgü yeşil çay çeşitleri arasında en ünlüler, Japon çay seremonisinin esas aktörü matcha ve Japonya’nın en popüler çayı sencha. Matcha'nın özelliği, yaprakların toz hâline getirilip sıcak suyla karışmasıyken sencha, koyu yeşil renkli ince uzun yapraklara sahip. Yosunumsu aroması ve dengeli tat profiliyle sencha, Japonya’nın en yaygın şekilde üretilen ve tüketilen çayı. Bu yazının konusu Japonya dışında bu ikisine göre çok daha az bilinen, fakat aslında dünyanın en özel çaylarından biri gyokuro. Şimdi gelin, Japonların imparatorlara layık yeşil çayı gyokuro’yu yakından tanıyalım.

Kaynak: Zencha
İnce uzun gyokuro yaprakları sencha’ya çok benzese de biraz daha koyu yeşil bir tona sahip. Gyokuro’yu sencha’dan ayırarak özel kılan asıl unsur, ona bu koyu rengi veren yetiştirme yöntemi. Gyokuro yaprakları, hasattan önce en az üç hafta boyunca hasır örtülerle kaplanarak gölgede bırakılıyor. Bu yöntemle doğrudan güneş ışığıyla teması kesilen yapraklardaki lezzet verici amino asitlerin ağızda acı tat bırakan polifenollere dönüşmesi engelleniyor. Bu sayede belki de pek çok insanı yeşil çaydan soğutan acımsı bir tat profili oluşmasının önüne geçiliyor. Hasat zamanı geldiğinde de çaylar makine kullanılmadan elle toplanıyor.
Umami'nin sıvı hâli
Bütün bu sürecin amacı çayda maksimum umami elde etmek. Hasır örtülerle korunan amino asitler, damakta lezzet patlamasına yol açan umami etkisinin görünmez kahramanları. Japon mutfak kültürünün baş aktörü umami’nin ne olduğunu anlamanın en kolay yolu, doğru demlenmiş bir gyokuro tatmak. Zira bu çay âdeta umami’nin sıvı hâli. Sadece bir yudumu, damağınızın her tarafını sarmalayarak bir içecekte olabileceğini hayal dahi etmediğiniz leziz bir doygunluk hissiyatı yaşatmak için yeterli. Bu, o kadar yoğun ve katmanlı bir lezzet ki bütün duyularınızı kontrolunüz dışında celbediyor.

Kaynak: Matabay, Tea of Japan
Gyokuro, kesinlikle arkada müzik eşliğinde kitabınızı okurken yudumlayabileceğiniz bir çay değil. Zaten 100 gramı 30-40 dolara alınabilen bir çay olarak günlük tüketime pek uygun da değil. "Lüks" sıfatını sonuna kadar hak eden bu sıra dışı çayı içmek, bütün benliğinizi talep eden baş döndürücü bir deneyim.
Nasıl demlemeli?: Gyokuro’nun zevkine varmak ve acı yosun suyu içiyormuş gibi hissetmemek için çayı doğru demlemek şart. Diğer çayların aksine gyokuro, 50 derece suda 1-2 dakika arası demlenmeli. Suda doğru dereceye ulaşmak için kaynamaya yakın su, soğuk kaplara veya bardaklara aktarılabiliyor — her aktarım, suyu 10 derece kadar soğutuyor. Olması gerekenden daha sıcak su kullanmak, çayın özündeki tatlı lezzetin ortaya çıkmasını zorlaştırarak umami etkisini düşürüyor.
Nasıl içilmeli?: Gyokuro, yine diğer çaylardan farklı olarak çok küçük demliklerde az miktarda su ve çok miktarda çay – 60 ml için 6 gr – demleniyor ve ufak bir bardakta içiliyor. Nitekim gyokuro’nun yoğun tat profili uzun uzun yudumlamaya uygun değil. Yüksek miktarda umami sunan ilk demin arkasından, aynı yaprakları biraz daha sıcak suyla 30 saniye kadar demleyerek daha hafif ve ferah tada sahip bir dem elde edebiliyorsunuz.
Aynı çaydan farklı tatta iki hatta üç dem elde edebilmek, gyokuro’yu özel yapan unsurlardan. Hatta biraz daha ileri giderek çayınızı bitirdikten sonra yapraklarını ponzu sosuna batırarak yiyebiliyorsunuz. Böylece doğanın nimetlerinin hiçbir şekilde çöpe gitmesini istemeyen Japon kültürü mensupları da sizden etkilenmiş oluyor.
Sıradan ürünleri büyüleyici hâllere büründüren Japonlar, çaya da boyut atlatarak gyokuro’yu elde etmiş. Bir yudumuyla çaya dair sahip olduğunuz her ön kabulü yerle bir edecek bu umami iksiri, yeşil çayın ulaşabileceği en üst mertebe.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de çay tarımına dair bir eleştiri; Japonya'nın imparatorlara layık yeşil çayı gyokuro ve çay anketimizin sonuçları.
20 Nis 2022

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




