Günün sıfır noktasında


Günün ilk lezzeti: Keyifli kahvaltı sofraları için Metro Türkiye ’den 650 çeşit ürün
Metro Türkiye'nin kahvaltılık ürünlerinden bir seçki Kahvaltıya olan tutkumuzu şiirlere mi döksek gökyüzüne mi haykırsak bilemiyoruz. Bildiğimiz tek bir şey var; “Sabah olsa da hemen kahvaltı yapsam” diye düşlediğimiz hayallerin mimarı…
Daha fazlasını öğren →
Fotoğraflar: Deniz Sabuncu
Tazecik yaz otları, üç çeşit domates salatası, her yöreden peynir çeşidi, semt pazarının renkleriyle; hep birlikte kurulan Nilhan’ın meşhur kahvaltı sofrası.
I) Anlaşılamayan bir kahvaltı mevzuu
Nilhan’ın küçükken yemekle arası pek yokmuş. Kahvaltıysa en anlam veremediği öğünmüş. “İnsanların uyanıp ardından yemek yemesi şaşılacak şeydi.” diyen Nilhan aile evinde kurulan sofralarında temel kahvaltı malzemelerinin olduğundan bahsediyor. Evin iştahsız çocuğu Nilhan içinse annesi peynir ve reçelli kahvaltılık lokmalar hazırlarmış: “Ben onları masanın köşelerindeki boşluklara saklardım. Annem de yediğimi sanırdı ta ki o sabah temizlik yapılana dek. Geçmişe dair en eksiksiz anımsadığım kahvaltı ritüelim bu.”

Nilhan
II) Olmazsa olmaz: Peynir
Yetişkin Nilhan’ın kahvaltısına gelirsek her durum ve koşulda eksik etmediği en önemli detay, peynir. “Tek başımaysam tabak hazırlıyorum: evdeki peynir çeşitleri, küçük bir tost, yanında da salata. Çay kimi zaman olur kimi zaman olmaz. Ama o gün geç bir kahvaltı yapacaksam ve gün içinde yetiştirmem gereken hiçbir işim yoksa biraz keyif yapmak adına peynir tabağıma eşlikçim serin bir köpüklü şarap oluyor.”
Yalnız ya da konuklu farketmeksizin Nilhan’ın sofrasında mutlaka mevsime göre birkaç çeşit salata bulunuyor: “Teksem büyükçe bir tabak hazırlarım kendime, kalabalıksak sofra kurarım. Eğer bir geziden dönmüşsem o yörenin peynirleri ve hamur işleri olur.” Ama hiçbir zaman yemeyeceği veya kahvaltı öğününe dahil olmadığını düşündüğü bir malzemeye sofrasında yer vermiyor.

Nilhan "Bu hangi peynir? Nereden?" sorularını yanıtlarken
III) Yöreden yöreye
Bugünün sofrasında, Türkiye peynirlerinin kavuşumunda. Taze peynir tabağında Malakan, Diyarbakır Örgü ve Dil Peyniri kızılcık marmelatını çepeçevre sararken; olgunlarda Divle Obruk, Kafkas Çoban ve Erzincan Tulum kaysefe eşliğinde. Taze lorun yanında incecik pancar dilimleri serilmiş. Zeytinler yağlanmış. Peynirlerin üzerine serpiştirilen anux'tan etrafa kekik kokuları yayılıyor. Baş köşedeki üç ayrı domates tabağını da aşağıdan yukarıya sayıyoruz: kişniş, peynir ve zeytinli; roka ve sumak ekşili; zeytinyağ ve fesleğenli.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gün Nilhan'ın yedi bölge kahvaltısıyla başlıyor: Dünden bugüne Anadolu'nun kahvaltı kültürü, gelenek ve ritüelleri.
09 Ağu 2023

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Kemikleri ve iç organlarıyla yenen ortolan kuşu, Fransız gastronomisinin en tartışmalı yemeklerinden biri. Dumas’nın mutfak sözlüğünden "Succession"a uzanan hikayesi, bir lokmalık haz uğruna hayvanlara çektirilen acıyı gündeme getirirken geleneksel olarak ortolanları yerken başa örtülen peçete, başka bir soruyu da akla getiriyor: Yemek yerken neden saklanırız?

Nezleyken elma neden elma gibi gelmez, kırmızıya boyanmış beyaz bir şarap kırmızı şarap gibi algılanabilir mi? Lezzet yalnızca dilimizin işi değil. Koku, görme ve ağızda oluşan duyumların kesişiminde şekillenen bu deneyim, bir yiyeceği tanımamızdan onu sevmemize kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.




