Mükemmelin uğrunda harcanan emek

Japon mutfağını özel kılan unsurları anlatmaya ülkedeki malzeme çeşitliliğinden söz ederek başlayabiliriz. Nitekim Japonya’nın okyanuslarla çevrili, dört mevsimi ve farklı bölgesel iklimleri içinde barındıran özgün coğrafyasında toprağın ve suyun sayısız nimetlerini bulmak mümkün. Fakat Japonya’ya dışarıdan bakarken dikkatleri üzerine çeken bu maddi zenginliğin ötesinde, ülkenin kendine özgü tarihsel sürecinde şekillenen kültürel altyapısından söz etmek gerekli. Zira Japonya’da yemek yemeyi özel kılan şey malzeme değil, malzemeler tabağa ulaşana kadarki süreçte harcanan emek. Bu emek, Japon toplumunun kendine has karakterinin gastronomideki tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.
Inazo Nitobe, Batı’ya Japon kültürünü tanıtmak için yazdığı Bushido’da, bir işi yapmanın her zaman daha iyi bir yolu olduğunu söylüyor. Japonya'da şeflerin yemeğe yaklaşımını bu felsefeyle açıklamak mümkün. Yemek yapmayı bir zanaat olarak benimseyen şefler, “ustalık” payesini elde etmek için bir ömürleri boyunca kendilerini geliştirmeye çalışıyorlar. Japoncada “kodawari” denilen bu mükemmellik arayışı, maddi kaygılar veya beğenilme güdüsüyle ifa edilen bir şey değil. Aksine, sarsılmaz bir öz disiplinin beraberinde getirdiği kişisel bir arayış. Belki müşterilerin hiçbirinin fark etmeyeceği en ince detaylara odaklanarak yemeği tabağa koyan şefin, elinden gelenin en iyisini yapmış olmanın bilinciyle hissettiği gururu ifade ediyor kodawari. Bu sayede Japonya’da yediğiniz yemekler, tabağın arkasındaki özveri ve adanmışlığı size hissettirerek son derece kişisel hâle geliyor. Bu sebeplerden dolayı, burada yemeği daha fazla pişmesi için mutfağa geri göndermek veya tatmadan baharat eklemek gibi eylemler şefe hakaret sayılıyor.

Mükemmele ulaşma gayesiyle sergilenen azim ve adanmışlık, Japon şeflerin yaptıkları işte emsalsiz bir uzmanlık kazanmasını sağlıyor. Zanaatlerinde ustalaşan bu şefler “shokunin” olarak tanımlanıyor. Bu konsept aklınıza yalnızca üç yıldızlı suşi ustalarını getirmesin. Ustalığını nesilden nesle aktaran isimsiz shokunin’lerin ülkesi Japonya. Tabelasız bir mahalle restoranında 50 yıldır tempura (Japon usulü sebze ve deniz ürünü kızartmaları) yapan bir şefe rastlamak mümkün. Burada şefe ustalık karakterini veren şey yaştan ziyade tecrübeyle kusursuzlaşan tekniği. Pek çok restoranda olduğu gibi tezgâha oturup açık mutfakta çalışan şefin âdeta bir orkestra yönetircesine zarif hareketlerle sebze kızartmasını izlerken hayrete düşmemek elde değil. Kızartma bir sanat olabilir mi? Bir shokunin’in elinde evet. Zira bu şefin 50 yıldır her gün aynı mutfakta aynı yemeği çıkartarak malzemeyle kurduğu bağın ve zihnine kusursuzca kodladığı tekniğin neticesi ancak bir sanat eseri olarak nitelendirilebilir.
Shokunin mertebesini hak edenler yalnızca mutfaktaki şefler değil. Öyle ki Japon yemeklerinin lezzetinin arkasında pek çok başka zanaatkârın emeğinden söz etmek mümkün. Tokyo’nun meşhur balık pazarındaki balıkçılar örneğin. Nesillerdir kendisine aktarılan bilgiyle tek bir cins balığı yakalayıp en iyi koşullarda saklama üzerinde uzmanlaşan balıkçıları tanımlamak için daha uygun bir kelime var mı? Yemeğin servis edildiği estetik tabakları üreten çömlekçiler, restorandaki çiçek aranjmanını tasarlayan ikebana uzmanları, meyve ve sebzelerin fedakar yetiştiricileri… Japonya’da yemek yemeyi özel kılan, sayısız shokunin’in harcadığı paha biçilemez emeğin tabağa yansıması. İşine bu şekilde yaklaşan insanların ülkesindeki gastronomi deneyimleri yalnızca damağınızda değil, dimağınızda da silinmeyecek izler bırakıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Japonya’da bir gurmenin gözünden shokunin kavramı, chopstick'lerin gizli anlamları, iştah açan belgeseller, diziler ve askıda yemek platformu
28 Eki 2020

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.




