Petrol yükselirse kim zararlı çıkar?


Yatırım Finansman 'da YF Yüzyüze ile görüntülü görüşme yaparak kolayca hesabınızı açabilir ve sermaye piyasalarında anında işlem yapmaya başlayabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
OPEC+ tarafından alınan petrol üretim kesintisi kararının ardından konuya ilişkin CNBC'ye değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, petrol fiyatının 100 USD'ye ulaşması durumunda en çok etkilenecek ülkelere dair tahminlerde bulundu. Sıralanan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor.
💉 Hatırlatma dozu: Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), mayıs ayından 2023 yılının sonuna kadar günlük petrol üretiminde 1 milyon varilden fazla kesinti yapma kararı aldı. Kararın ardından brent petrol varil fiyatı %6’dan fazla artışla 85 USD’ye, ABD ham petrolü varil fiyatı ise %6,2 artışla 80,4 USD seviyesine yükseldi.
Detaylar
Uzmanların petrolün 100 USD'ye ulaşması durumunda en çok etkilenebilecek ülkeler listesinin en başında Hindistan yer aldı. Uzmanlar, petrol fiyatlarının yükselmesi durumunda Rusya'dan ithal edilen ucuz petrolün dahi Hindistan'ı kurtarmayacağını ve ülkenin hâlihazırda yükselmekte olan kömür ve doğal gaz fiyatlarından zarar gördüğünü söyledi.
- Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından Rus petrolüne uygulanan ambargo ve tavan fiyat uygulamalarının ardından Rusya, elinde kalan ham petrolü Hindistan gibi ülkelere indirimli olarak ihraç etmeye başladı. İstatistiklere göre Hindistan'ın ham petrol ithalatı Şubat ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla %8,5 oranında arttı
Listede ikinci sırayı ise Japonya aldı. Petrol, Japonya'daki enerji arzının yaklaşık %40'ını oluşturuyor ve ülke, %80 ila %90'ı Orta Doğu'dan gelen ham petrol ithalatına büyük ölçüde bağımlı. Dolayısıyla petrol fiyatlarında yaşanacak bir artış, Japonya'nın büyümesine zarar verici mahiyette olabilir.
Güney Kore de benzer bir durumda. Bağımsız araştırma şirketi Enerdata'ya göre Güney Kore'de de enerji ihtiyacının büyük bölümünü petrol karşılıyor. Raymond James Genel Müdürü Pavel Molchanov'a göreyse Güney Kore ithal petrole %75'ten fazla bağımlı.
Uzmanlar ayrıca, Avrupa ve Çin'in de petroldeki fiyat artışlarından etkilenebileceğini fakat bunun görece daha az olacağını tahmin ediyor. Bunun sebepleri olarak Çin'in güçlü yerli petrol üretimi ve Avrupa'nın enerji üretiminde petrolden ziyade nükleer, kömür ve doğal gaz kullanıyor olması gösteriliyor.
Gelişmekte olan ekonomiler
CNBC'ye değerlendirmede bulunan uzmanlardan biri olan Pavel Molchanov, petrol varil fiyatının 100 USD'ye ulaşması durumunda yakıt ithalatını destekleyecek döviz kabiliyetine sahip olmayan ülkelerin bu durumdan olumsuz etkileneceğini ifade etti. Molchanov bu ülkelere örnek olarak Arjantin, Türkiye, Güney Afrika, Pakistan ve Sri Lanka'yı saydı.
Energy Aspects'ten Amrita Sen ise konuya ilişkin, "En az dövizi olan ve ithalatçı olan ülkeler en çok zararı görecek çünkü petrol ABD doları cinsinden fiyatlandırılıyor" ifadelerini kullandı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Uluslararası kurumlar, küresel büyüme beklentilerine dair güncelleme notlarını yayımlamaya devam ediyorlar.
07 Nis 2023

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Fed’in 25 baz puanlık faiz artışı, küresel tahvil piyasalarında yalnızca politika faizinin bir kademe daha yükselmesi anlamına gelmiyor. Kararın piyasa açısından daha önemli tarafı, ABD’de para politikasının beklenenden daha uzun süre sıkı kalabileceğine yönelik algının güçlenmesi. Bu noktada küresel tahvil piyasasının en önemli referansı ABD 10 yıllık tahvil faizi olmaya devam ediyor.

SPK'nın 131 fonu tasfiye etmesiyle 455 bini aşkın yatırımcının birikimi askıda kaldı. Türkiye'nin derin bir sermaye piyasası kurabilmesi için haksız kazanç geri alınmalı, zarar mükellefe yüklenmemeli. Bu kriz, doğru dersler çıkarıldığında Türkiye sermaye piyasası için bir eşik olabilir.

ABD’den Türkiye’ye, fiyatların gelirlerden hızlı arttığı bir dönemde tüketici harcamaktan vazgeçmek yerine alışveriş biçimini değiştiriyor. Daha küçük sepetler, market markaları, daha sık alışveriş ve kredi kartına yayılan ödemeler hane bütçesindeki baskının giderek daha görünür hâle gelen sonuçları. Tüketim verileri canlılığını korurken, bu canlılığın arkasında gelir dağılımı, borçlanma ve sürekli sonraya bırakılan harcamalar var.

Ülkemiz fon piyasasında önceki hafta adeta deprem yaşandı. Teknik detaylara ilişkin çokça yazılıp çizilse de dip toplamda tasarruf sahiplerinin “paramı ne zaman ve hangi değer üzerinden geri alabileceğim?” sorusu yanıtlanmayı bekliyor. Bu noktada benzer yaşanmışlıkları yakın geleceğe dair belirsizlikleri azaltabilecek bir ayna olarak kullanabiliriz. 2008'de ABD'de yaşanan Reserve Primary Fund krizi de öğretici bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

TCMB verilerine göre Türkiye, Ocak-Temmuz döneminde toplam 34,8 milyar dolarlık cari açık verdi. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla 10,6 milyar dolar büyüyen açığın finansmanında bankaların ve şirketlerin dış borçlanması öne çıktı. İlgili dönemde açığın finansmanı için yurt dışından kullanılan krediler önemli ölçüde artarken, rezervlerden de geçen yıl kullanılanın iki katından fazla kaynak kullanıldı.




