Saman da ithal

Yıllardır bir deyim vardır tarım dünyasında, “Ot sorununu çözmeden et sorunun çözemezsin.” diye
Saman da ithal

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Türkiye, cumhuriyet tarihinden bu yana ilk kez 2012 yılında saman ithalatına girişti.

Normal şartlarda saman, ithalatı yasak ürünler kapsamında bulunuyordu, 2012 yılının Ağustos ayına kadar. Fakat o dönem saman ve ot gibi kaba yem fiyatlarının %400’e kadar zamlanmasıyla birlikte üretimi artırmaktansa, hızlıca fiyat düşürebilmek için yine fiyat bazlı bir tarım politikası uygulandı. O zamanki adıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık, şimdiki adıyla Tarım ve Orman Bakanlığı bürokratlarının yaptığı çalışma kapsamında yem ürünlerinde KDV’nin %8’den %1’e; %90 ile %130 arasında değişen gümrük vergi oranlarının makul seviyelere düşürülmesi sağlandı. 

Dönemin bakanı Mehdi Eker, gelen tepkiler üzerine şu açıklamalarda bulunmuştu: “Biz devlet eliyle bunu ithal etmeyeceğiz, ithal için yol açıyoruz.” İthalatın yapılacağı ülkeler açıklandıktan sonra ise üreticiyi endişelendiren bir mevzu daha gündeme geldi; çünkü ithal edilecek samandan [YK4] ziyade, samanla birlikte gelebilecek hastalıklar üretici için daha tehlikeliydi. O dönem şap hastalığından ari bölge ilan edilen Trakya Bölgesi hariç, ülkenin dört bir yanı bu hastalıktan muzdaripti. 

İthal edilecek 67 ülke açıklandığında ise garip bir tablo vardı ortada. Belize, Brunei, El Salvador, Guyana, Haiti, Honduras gibi coğrafi olarak çok uzak ülkelerin [YK7] [m8] bile isimleri geçiyordu. Bu ülkelerin tarım potansiyeliyle Türkiye’yi karşılaştırınca ortaya çıkan tablo kafa karıştırıyordu.

Peki bu uygulamanın potansiyel zararları ne olabilirdi? Türkiye’deki fiyat bazlı, holistik olmaktan oldukça uzak tarım politikası nedeniyle uzun vadede üretime zarar verecekti saman ithalatı ve günümüze geldiğimizde verdiği zarar ortada. İthalatla birlikte kırmızı et fiyatlarında kısa süreli bir düşüş sağlansa bile, 2012 yılında 30 liralarda seyreden kuşbaşı etin kilogram fiyatı ancak 25 liraya kadar düştü. Fakat bu geçici bir çözüm olsa gerek ki aynı ürün 2020 yılında gelindiğinde 50-60 lira arasında bir fiyattan satılıyor.

Geçici politikalar yerine kaba yem üretimi için elverişli toprakları tarıma tekrar kazandırıp, burada mısır ve buğday (saman için) gibi kaba yem üretimi sağlanmış olsaydı belki de daha olumlu bir tabloyla karşı karşıya kalınabilirdi.

Çözüme gelince: Türkiye’nin saman üretim merkezi denince akla Urfa, Mardin, Konya, Ankara Polatlı ve Trakya gelir. Yıllık saman üretimi 25-28 milyon ton civarında. Türkiye’nin kaba yem ihtiyacı 70 milyon ton, fakat üretim 55 milyon ton. Dolayısıyla 15 milyon tonluk kaba yem açığı var. Fakat bu, kapanamayacak bir açık da değil.

Yıllardır meralar, tarım arazileri olduğu gibi duruyor. Bu da hayvancılık ve yem üretimindeki yanlış politikaları işaret ediyor. Çünkü bu araziler kaba yem üretimi için ıslah çalışmaları yapılarak tekrardan üretim yapılabilecek hâle getirilebilir. Yıllardır bir deyim vardır tarım dünyasında, “Ot sorununu çözmeden et sorunun çözemezsin.” diye. Bu nedenle et sorununa marketteki etiketler yerine topraktan bakarak yaklaşmamız şart.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🍽️ Tabaktan önce, tabaktan sonra

Tabağımıza gelenleri ve gidenleri sorgulama zamanı: Fazla alışveriş, saman ithalatı ve sous-vide.

18 Kas 2020

🍽️ Tabaktan önce, tabaktan sonra

YAZARLAR

Can Koyuncu

Gastronom, Biber CEO'su ve gıda muhabiri

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Emre Onar

·

05 Eyl 2026

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?
apéroapéro

HİKAYE

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Reyhan Ülker

·

29 Ağu 2026

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi
apéroapéro

HİKAYE

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında

Bordeaux’nun kurduğu şarap dünyası zamanla apelasyonlar, ödüller ve prestij üzerinden ortak bir ölçüte dönüştü. Fakat Asya’nın şarapla ilişkisi bunlardan çok daha eski. Çin’in Jiahu çömleklerinde ya da Japonya’nın Koshu bağlarında yazılan hikaye, şarabın tek bir coğrafyanın tanımlayabileceği kadar dar bir geçmişe sahip olmadığını gösteriyor. Bugün bu birikim, Batı’dan gelecek bir onaydan çok kendi referansları üzerinden yeni bir şarap kültürüne dönüşüyor.

22 Ağu 2026

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında
apéroapéro

HİKAYE

apéro 20: Masanın yeni hâli

Bir kısmı henüz kapılarını yeni açtı, bir kısmı yıllardır hayatımızda. Ortak noktaları ise aynı: Her biri Türkiye'nin yeme-içme sahnesine yeni bir fikir, yeni bir soluk ya da yeni bir yön öneriyorlar. Son dönemin en çok konuşulan 20 adresi bu seçkide.

Reyhan Ülker

·

15 Ağu 2026

apéro 20: Masanın yeni hâli
apéroapéro

HİKAYE

Sabah kahvesinden yaz gecelerine: İstanbul ve Çeşme’den beş adres

İstanbul ve Çeşme'de günün farklı saatlerine yayılan beş restoranı biraraya getirdik. Kimi ekşi mayalı ekmekle güne başlıyor, kimi uzun yaz sofraları kuruyor, kimi ise kokteyl barıyla geceye keyif katıyor. Ortak noktaları ise mutfak kadar atmosfere de önem vermeleri.

15 Ağu 2026

Sabah kahvesinden yaz gecelerine: İstanbul ve Çeşme’den beş adres