Tekstil işçisi kadınlar anlatıyor: 'O kadar çok mesaiye kaldım ki artık çocuklarım benimle görüşmek istemiyor'

Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN), yaptığı araştırmayla Adana, Adıyaman, Gaziantep, Malatya ve Şanlıurfa’da küçük ölçekli atölyelerin yanı sıra orta ve büyük ölçekli işletmelerde çalışan kadınların yaşadıkları sorunları gündeme taşıdı. Araştırmaya göre ağırlıklı olarak kadınların çalıştığı tekstil sektöründe çalışma süresi 18 saate kadar çıkıyor; araştırmaya katılanların %62,2’si fazla mesai yaptığını belirtiyor.
Tekstil işçisi kadınlar anlatıyor: 'O kadar çok mesaiye kaldım ki artık çocuklarım benimle görüşmek istemiyor'

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Hızlı moda markaları bilhassa 2000’lerin başından bu yana, üretim maliyetlerini düşüre düşüre daha çabuk, daha çok, daha ucuz kıyafet üretme yarışına girdi. Bu yarışın kazananı, daima kârına kâr koyan markalar. Kaybedenlerin listesiyse uzun. 

  • Her şeyden önce tekstil işçileri (özellikle kadınlar ve göçmenler), sonra doğal kaynaklar, üzerinde yaşadığımız gezegen ve kullanılmış kıyafetlerin ihraç edilmesiyle Batı’nın atık sömürgeciliğinin hedefi olan Küresel Güney ülkeleri.

Türkiye, tekstil sektörünün küresel tedarik zincirinin önemli aktörlerinden. Bu emek yoğun sektörde kadın istihdamı oranı oldukça yüksek. TÜİK, 2024’te Türkiye genelinde kadınların istihdam oranını %32,9 olarak açıklarken İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin (İHKİB) verileri tekstil, hazır giyim ve deri sektöründe kadınların istihdam oranının %44,5 olduğunu ortaya koydu. 

Tekstil sektörünün ucuz, esnek ve güvencesiz işgücü addedilen kadın emeğine dayanmasının bu alanın tarihsel olarak “kadın işi” sayılmasıyla olduğu kadar, devlet politikasıyla da ilgisi var. 2012’de dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın “Konfeksiyon sektörü gibi emek yoğun sektörler bayan istihdamının en fazla olduğu sektörlerin başında geliyor. Bu sektörlerde Doğu ve Güneydoğu’da belirlenecek olan illeri biz Çin’le, Pakistan’la, Bangladeş’le ve Vietnam’la rekabet edebilecek bir bölge haline getireceğiz” sözlerini hatırlarsak bugün Doğu ve Güneydoğu’daki tekstil işçisi kadınların çalışma şartlarının ne durumda olduğunu kestirebiliriz.

Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN), yaptığı araştırmayla Adana, Adıyaman, Gaziantep, Malatya ve Şanlıurfa’da küçük ölçekli atölyelerin yanı sıra orta ve büyük ölçekli işletmelerde çalışan kadınların seslerini duymamızı sağlıyor. Zara, Bershka, Levi’s, Nike, Primark, Marks & Spencer ve Adidas gibi markalara üretim yapan işletmelerde özellikle genç ve bekar kadınlar çalışıyor.

Friedrich-Ebert-Stiftung'un desteğiyle hazırlanan "Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Tekstil Sektöründe Kadın Emeği ve Sendikal Algı Raporu"nun yazarlarından Özlem Temena, bu durumu şöyle açıklıyor: 

“Bölgede özellikle genç kadınlar tercih ediliyor. İş başvurusunda bulundukları anda hemen işe alınıyorlar. Herhangi bir tecrübeye sahip olmaları beklenmiyor. Burada kadınların eğitime erişimi zor olduğu için tekstil tek geçim kapısı oluyor. Çok genç yaşta işe başlayınca, çalışma koşullarına ve iş hayatına çok hâkim olmadıkları için uğradıkları haksızlıkları anlamlandıramıyorlar. Bir kadın, ustabaşı tarafından 15 saat çalışmaya zorlandığında bunu reddebileceğini bilmiyor. Çünkü böyle bir hak bilincine sahip değil. Var olan sendikalar genç kadınları eğitmedikleri için de fazla mesaiyi reddedemiyorlar. Ayrıca bölgedeki feodal ilişkiler, çalıştıkları yerlerde de devam ediyor.”  

Standart mesai 10 saat olmasına rağmen siparişlerin yetiştirildiği dönemde kadınların çalışma süresi 18 saate kadar çıkıyor. Araştırmaya katılanların %62,2’si fazla mesai yaptığını belirtiyor. Bu kadınlardan biri şöyle anlatıyor:

“O kadar çok mesaiye kalıyordum ki... Hep kötü anne ve eş oldum. Ne patrona yarandım ne aileme. En sonunda boşanmak zorunda kaldım. Çocuklarım benimle görüşmeyi bile istemiyor.” 

Bir diğerinin sözleri, işverenlerin işçinin temel yaşam haklarını bile hiçe saydığını gösteriyor: 

“Sabah 8’de başladık, gece 4’e kadar çalıştık. Servisle eve gidiyorsun, uyuyorsun, tekrar aynı döngü. Ne zaman yemek, ne zaman hayat?” 

Fazla mesainin fiziksel hasar bırakmaması mümkün değil. Bir kadın yaşadığı durumu şöyle ifade ediyor: 

“Mesainin sonunda artık elimi kapatamıyorum sinir sıkıştığı için. Eve gittiğim zaman dinlenemiyorum. İşe gitmek için uyandığımda hâlâ önceki günden ağrılarım devam ediyor.”

Yasal sınırları aşan çalışma saatlerinin dayatılması, aynı zamanda cinsiyetçi işyeri kültürünün bir tezahürü. Fazla mesai yapan kadınların %44,7’si doğrudan zorlandığını, %40,4’ü tehdit edildiğini, %14,9’u ise hakarete uğradığını ifade ediyor. Raporun da ortaya koyduğu üzere bu işletmelerdeki en yaygın şiddet biçimi olan mobbing’le kadınlar sindirilmeye çalışılıyor. 

  • Fazla mesaiyi reddettiklerinde üstlerinin hakaretlerine maruz kaldığını belirten kadınlar, ustabaşıların erkeklerden çekindikleri için onlara aynı şekilde muamele edemediklerini söylüyor.

Raporun diğer yazarı Bahar Kılınç durumu şöyle anlatıyor: 

“Biz cinsiyete dayalı iş bölümünü, ev işinin sadece kadınların üzerinde olmasını eleştiriyoruz ama bu raporda kadınların ev işi yapacak vaktinin dahi olmadığı ortaya çıktı. Çocuklarına bakmak için gerekli zamanı bile bulamıyorlar. Bu işi ailedeki diğer kadınlara devrediyorlar. Kadınların çok çarpıcı ifadeleri var. Mesela 'Sütüm mememde kaldı' cümlesi benim aklımda yer etti. Bir kadın emziremeye emziremeye ağrı çekmiş. O bebek muhtemelen mamayla beslenmiş. Düşünsenize emzirme odası kadının aklının ucundan bile geçmiyor. Üstelik burası büyük ölçekli bir fabrika.” 

150'den fazla kadının çalıştırıldığı işletmelerin yasal olarak kreş açma yükümlülüğü bulunmasına rağmen, araştırmadaki işletmelerin yalnızca üçte birinde çocuk bakım hizmeti sunuluyor. Araştırma kapsamındaki 33 fabrikanın %80,6’sında kreş veya bakım evi yok. BİRTEK-SEN Malatya İl Temsilcisi Halime Sancak, civardaki fabrikalar arasında kreş hakkının doğmasını önlemek için çalışan kadın sayısını 149’da bırakanlar olduğunu söylüyor. 

Türkiye, 2024’te tekstil ve hazır giyim ihracatında dünyada yedinci sıradaydı. Küresel markalar, burada işçilere dayatılan sömürü düzeninden faydalanarak üretim yaptırabiliyor. Tedarik zincirlerinin karmaşık hâle getirilmesi ve taşeronlaşmaya göz yumulmasıyla bugünlere geldik. Markalar için sadece bir hedef var, o da tedarik zinciri masraflarını düşürmek. Özlem Temena buradaki tek suçlunun küresel markalar olmadığını dile getiriyor: 

“Markalara bu insanlık dışı çalışma koşullarını sağlayan Çalışma Bakanlığı’dır. Devlet, işçileri istedikleri kadar sömürebilecekleri mesajını veriyor. Bunu değiştirmenin en önemli koşulu işçilerin mücadeleci sendikalarda örgütlenmeleri.”

Peki tüketiciler kadın işçilere nasıl destek olabilir? Bahar Kılınç, sınıf mücadelesinin tüketiciden güç aldığını vurguluyor ve ekliyor: 

“İşçiler eylem yaparken markalara seslerini ulaştırmak istediklerinde tüketici megafon görevi görebilir. Tüketicinin markalara, hükümete ve sendikalara baskı yapması önemli.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Seda Yılmaz

Editör ve yazar. 2005 yılında Koç Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra London College of Fashion'da Moda Gazeteciliği eğitimi aldı. 2010-2013 yılları arasında Elle dergisinin Moda Haberleri Editörü olarak görev yaptı. Vogue’dan T24’e, 5Harfliler’den Cumhuriyet PAZAR’a çeşitli mecralarda yazdı. İlk kitabı "Giysiler Ne Anlatır?" 2020’de, ikinci kitabı "İşte Bu Benim Bedenim" 2023’te okurla buluştu.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Pelin Cengiz

·

17 Ağu 2026

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği
AngstAngst

HİKAYE

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Metin V. Bayrak

·

16 Ağu 2026

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?
AngstAngst

HİKAYE

COP31 hakkında bilmediklerimiz: İklim Zirvesi’ne başkanlık etmenin maliyeti nedir?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Pelin Cengiz

·

12 Ağu 2026

COP31 hakkında bilmediklerimiz: İklim Zirvesi’ne başkanlık etmenin maliyeti nedir?
AngstAngst

HİKAYE

Dünyaya doğru yürümek: Neden yürümeye sahip çıkmalıyız?

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Elif Bayram

·

12 Ağu 2026

Dünyaya doğru yürümek: Neden yürümeye sahip çıkmalıyız?
AngstAngst

HİKAYE

Özgün değiliz, hiçbirimiz: Aynının cehenneminden kaçış

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?

Tuğçe Isıyel

·

09 Ağu 2026

Özgün değiliz, hiçbirimiz: Aynının cehenneminden kaçış