Tarımda şirketleşmeye karşı: Kooperatifleşme


Taze, el yapımı, günlük makarnalar: Molino Cucina
1986 yılında İtalya'da açılan bir fast food restoranına tepki olarak atılan adımlar, bugün çok sayıda ülkeden takipçisi olan bir gıda hareketine dönüşüyor: Slow food. Yerel üreticileri ve yerel lezzetleri korumayı, tüketiciyle gıda…
Daha fazlasını öğren →
Fatih Altaylı’nın 29 Kasım 2020 tarihli yazısındaki iddiaya göre, Türkiye'de tarım, holdingleşmeye gidiyor. Japon Modeli olarak adlandırılan tarım sistemi, Japonya'da istenerek uygulanan bir model değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD tarafından Japonya’da uygulanması zorlanan bir sistem. Geçmişi, İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılan anlaşmaların tarımsal hükümlerine dayanıyor. Kısa bir şekilde tanımlanması gerekirse; ülkede tarım sisteminin, planlamadan dış ticarete kadar yabancı menşeili bir şirketin veya başka bir ülkenin yönetmesi.
2019 yılında toplanan 3. Tarım ve Orman Şurası’nda tartışılan projelerden birine göre, planlanan holdingin adı Semerat'tı. Gazeteci Ali Ekber Yıldırım’ın, şura toplantısından çıkan sonuçları ele aldığı yazısında aktardığına göre, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, böyle bir gelişme olmadığını dile getirmişti.
Tarımda şirketleşme ne anlama geliyor? Tam bir yıl sonrasında Semerat Holding, tekrar gündeme gelmiş olsa da bakanlık tarafından henüz resmî bir açıklama yok. Ancak tarımda holdingleşmenin gündeme gelmesi, tarımda holdingleşme hakkında bilgi sahibi olunması gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Çünkü holdingleşme projesi hayata geçerse tarım alanında, yabancı sermayeli özel sektörün ortak olabileceği bir yapı inşa edilecek ve tohum üretiminden başlayarak, son tüketiciye kadar bütün gıda tedarik zinciri yabancı sermayenin elinde olacak.
Tarımda şirketleşmeye alternatif nedir? Elbette kooperatifleşme. Özellikle kırsal kalkınmada büyük bir rol oynayan kooperatifleşme sayesinde tarımla ilgili birçok sorun çözülebilir.
Tire Süt Kooperatifi: Türkiye'de kooperatifleşmeye gösterilecek örneklerden biri Tire Süt Kooperatifi. 1967 yılında İzmir’in Tire ilçesinde kurulan Tire Süt Kooperatifi, günümüzde 2 binin üzerinde süt üreticisinin iş birliği sayesinde kendi alanında Türkiye’nin en büyük kooperatifi. Esas misyonları üreticiyi korumak. Bu misyonu gerçekleştirmek için de çözümü girdi maliyetlerini düşürmekte ve süt kalitesini artırmakta bulmuşlar. Yaptıkları çalışmalar sayesinde Birleşmiş Milletler tarafından “Dünyanın Örnek Kırsal Kalkınma Modeli” seçilmeleri de etkili bir model izlediklerini ortaya koyuyor.
Japonya örneği: Zamanında holdingleşme sisteminden, doğru kooperatifçilik sayesinde kurtulmuş Japonya’nın, kooperatifçilikle kalkınmamasında önemli rol oynayan iki olay ve tarih var:
2011: 2011’de meydana gelen 9 şiddetindeki tsunami felaketi sonrasında, o dönemde Tarım Kooperatifleri Federasyonu (JA ZEN-NOH) ve Japon Kooperatif Birliği’nin (JCCU), bölgedeki daha küçük çapta olan Miyagi ve Kobe Kooperatifleri ile iş birliğine gidip yeniden yapılandırma çalışmalarını hızlandırması, Japonya için önemli bir gelişmeydi. Tsunamiden tahrip olan kıyı kesimlerde üretilen “Sendai lahanası” ise bu iş birliğinin sembolü olarak hatırlanıyor. Lahananın tohumları, depremden sonra geçici okullara yerleştirilen Miyagi Tarım Lisesi öğrencileri tarafından ekilmiş, ürünler ise ülke çapında yardım kampanyası şeklinde kooperatiflerin kendi satış mağazalarında satılmıştı.
2018: 2018 yılında yaşanan büyük ekonomik kriz, kooperatifleşme sürecinde önemli rol oynamıştı. Ekonomik sıkıntıların ev mutfaklarını vurmasından ötürü bir araya gelen kadınlar, üretim ve tüketim kooperatiflerini bir araya getirmiş ve sonrasında Japonya'da hükümetin de desteğini alarak bu zorlu dönemi atlatmıştı.
Japonya'da bugün: Ülkede güncel olarak en büyük kooperatif, Japon Tarım (JA) Kooperatifleri Grubu. 10 milyondan fazla ortağı olan JA Grubu, üç ayrı kademeden oluşuyor. En altta kooperatifler ve bunların kurdukları 652 adet Tarım Kooperatifleri Üst Birliği bulunuyor. İkinci düzeyde, Japonya’nın idari bölgelerine göre yapılanmış Tarımsal Kooperatifleri Üst ve Bölgesel Birlikleri var. Üçüncü düzeyde ise Türkiye'deki ziraat odalarına benzer yapıda olan ve ulusal seviyedeki Tarım Kooperatifleri Üst Birliklerinin Merkez Birliği (JA-ZENCHU) yer alıyor.
Bu örneklerden yola çıkarsak, Türkiye’de bir an önce mevzuat değişimine ve yeni yapılanma modeli çalışmalarına gidilmesi gerektiği kaçınılmaz bir gerçek. Üretici ve tüketiciyi aynı çatı altında birleştirmek, fiyat bazlı tarım politikasından vazgeçmek ve kooperatifleşme çalışmaları başlatmak ilk ve en büyük adımlar olmalı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Kuryelerin ve restoranların geleceği, eğrisiyle doğrusuyla bitki bazlı et, tarımda kooperatifleşme.
16 Ara 2020

YAZARLAR

Can Koyuncu
Gastronom, Biber CEO'su ve gıda muhabiri

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.





