Yemekten anlayan nesle aşina yer: Pandeli

Yeniliğin vasatlığa dönüştüğü bir sektörde gelenek ve kalitenin son kalelerinden biri.
Yemekten anlayan nesle aşina yer: Pandeli

3 Ağustos - Schweppes - apéro
Schweppes ile birlikte

Ne istediğini bilenlere Schweppes ile lezzetli bir dokunuş Eşsiz tatların peşinden giden apéro okurunun keyfine layık bir mocktail hazırlamak için bugün yanımıza Schweppes Bitter Lemon ’u alıyoruz. Menüde, mesai sonrasını nasıl güzelleştireceğini bilenler için güne rahatlatıcı bir dokunuş var: Apple Catcher . Hazırlanışı: İlk adım olarak shaker ’a bolca buz koyuyoruz. İçimize ferahlık katacak, tamı tamına 7 yaprak taze adaçayı nı özenle seçiyor ve 50 ml yeşil elma suyu yla beraber buzların üzerine ekliyoruz. Ferahlık dozunun ardından, günün stresini geride bırakmak üzere karışıma dilediğimiz kadar Schweppes Bitter Lemon ’u dâhil ediyoruz. Sonrasında çalkalıyor, çalkalıyor, biraz daha çalkalıyor ve süzerek karışımı bardağa alıyoruz. Geriye, bardağı zevkimize göre elma dilimleri ve adaçayı yapraklarıyla süslemek ve arkamıza yaslanıp mocktail ’imizin tadını çıkarmak kalıyor. Schweppes’in lezzetlendirdiği daha pek çok mocktail tarifi için sizi şuraya alalım. Ne istediğini bilenler olarak orada buluşuyoruz.

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Fotoğraflar: Deniz Sabuncu

Pandeli’ye şüpheyle gittiğimi itiraf etmem lazım. Bunun iki sebebi var. Birincisi Türkiye’de sırtını geçmişe dayandıran işletmeler nadiren o geçmişte temsil ettikleri değerleri ve kaliteyi taşıyabiliyor. İkincisi de Pandeli’yi yeniden açıldığından beri defalarca yemek influencer'larının, gastronomi yazarlarının sosyal medyalarında görmem.

Bu ikinci kısmı biraz açıklayayım, yargı dağıtan ve sosyal medyayı küçümseyen biri olarak görünmek istemem. Bizim yemek içeriği üreticilerinde bir “ortamı güzel” mekânlara dair saplantı var. Sanki yemek duvarların renginden lezzetini alıyor. Bu saplantının da en oryantalist ve göze sokulan fetişi mavinin tonlarında, altıgen fayanslar.

Meşhur mavi fayanslar


Mesela Karaköy Lokantası hâlâ eskisi kadar kaliteli ve nezih bir meyhane olsa da yeni lokasyonunda duvar fayanslarını modern bir tarza sokup rengini eski camgöbeği yerine griye yaklaşan çelik mavisine çevirince sosyal medyada esamesi okunmaz oldu. Hâlbuki gidince hâlâ dolu, müdavimleri de eksik değil ilk sefer misafirleri de. Beyin söğüş tekniğinden bir şey kaybetmemiş, sebzeli mezeleri istikrarlıca işlenmiş. 

Pandeli’ye giden sektör erbaplarından yemekten çok duvar fotoğrafı görmek yemeklerdense mekânın değerli olduğunu varsaymama sebep oldu. Yılını hatırlamadığım kadar eskiden bir zaman buraya gittiğimdeki hissi gibi “turiste" turkuvazlık üzerinden kültür yansıtma projesi olduğunu düşündürdü. Neyse ki peşin hükümlere karşı gelmenin zorluğunu pek yaşamış biri olarak bu haksızlığı tertip eden kişi olmak istemedim. Nitekim Pandeli’de yediğim yemek bu mekânın ne kadar övgülere seza olduğunu tek vuruşta kanıtladı.

Tarihî restoranların önce tarihi anlatılmalı diye bir kural var. Akla yatkın olduğundan adabınca yazalım: Pandeli Çobanoğlu 20. yüzyıl başlarında Niğde’den İstanbul’a gelip ufak işler yaptıktan sonra piyazıyla meşhur olmuş, ardından da Yağcılar İskelesi’nde 1926 gibi ilk mekânını açmış bir Rum. 1955’te 6-7 Eylül pogromuyla dükkânı mahvolan Çobanoğlu’ya belediye tarafından Mısır Çarşısı’ndaki yeni yeri tahsil edilmiş. Gerisi bitmek bilmeyen tarihe geçmiş bir yemek macerası.

Pandeli'de öğle arasından sonra


Pandeli yemekleri kadar misafirleriyle de bilinen asırlık bir mekân. Mustafa Kemal Atatürk dâhil pek çok devlet lideri gibi modern sanatçılar ve hatta dünyanın kolonyalizmle Batı’nın da Netflix sayesinde tanıdığı Kraliçe II. Elizabeth’e masa açmış. Bunun dışında Sex and the City’yle bir nesli tutku peşinde koşmaya aşina etmiş Sarah Jessica Parker ile “Melali anlamayan nesle aşina değiliz” mısrasını dünyaya armağan etmiş Ahmet Haşim’i aynı çatı altında ağırlamış tek müessese olma unvanını da taşıyor. 2016’da kapanmak zorunda kalan Pandeli Restoran, 2018’de yeni yatırımcılarla Mısır Çarşısı’nın Kapalıçarşı’yla olan çekişmesinde en büyük cephanesi olacak şekilde tekrar açılıyor.  

Yemeklerin detayına girmek bende pek âdet değildir, özellikle mevsimselliği giderek daha fazla benimseyen restoranlar için tabak önermek abesle iştigal diye düşünürüm. Fakat Pandeli uzun geçmişi dolayısıyla ikonik tabakları olan bir yer. Bunların başında kuzulu hünkâr beğendisi geliyor. Bu tabak bir referans noktası. Beğendi hem patlıcanı parlatmış hem de hafifken lezzetli olmanın ince çizgisini yakalamış. “-mışlı” konuşmak ne kadar doğru bilemiyorum, muhtemelen günümüzdeki çoğu hünkâr beğendi Pandeli’ninkini standart alarak ona ulaşma çabasında, en azından öyle olmalı. İri kuzu parçaları ağızda dağılınca içini kurumuş liflere değil, lezzetli suyuna bırakıyor. Çatalla zor alınan, kaşığın lutfetmesi gereken etlerden.

Zeytinyağlılarda bugün


Benzer şekilde patlıcanlı böreği ne kadar üstündeki kuzu döner alışageldiğimiz yapraklardan daha yekpare ve diri olsa da kaçırılmaması gereken bir tabak. Su böreğine benzer hâlde, patlıcanla harmanlanmış yufka katları böreğin içini ipek gibi bir beşamelden hâllice yapmış. Herkesin üstüne atlayacağı tabaklar bir yana, zeytinyağlı bamyası; soğanların ideal pişmişliği, bamyanın diriliği, piyaz hâlde uzunca formu ve enfes ferahlık katan limon suyuyla tüm mutfaklarda feyz alınması gereken bir tabak.

Yemek kalitesinin dışında Pandeli’de en şaşırdığım noktalardan biri hizmetin ne denli fevkalade bir düsturda, hızlı ve verimli oluşuydu. Özellikle turistlere hizmet eden ve geçmişten gelen bir ismi olan mekânlarda genelde ben mekândan olma çabasını göstersem de mekân benden pek olmaz. Burada Pandeli’nin insanı tüm ihtiyaçları karşılanmış hissettirme çabası, garsonların samimi ilgilerinden anlaşılıyor. Özellikle ayrılırken masamıza bakmayan fakat yol üstünde denk geldiğimiz her garsondan teşekkür ve veda almak Türkiye’nin en meşhur restoranlarından birine yakışır fakat beklenmedik bir durum.

Bu yazının başına oturduğumda kendimi Pandeli’den bu denli övgü ve iştahla bahsetme ve bir an önce apéro’ya bu yazıyı yazma isteğimin sebebini ararken buldum. “Kafein ve şekerimi aldıktan sonra yazayım” diyerek emeğimin en iyi sonucu vereceği zamanı kollarken buldum. Bunun sebebi İstanbul’daki diğer yemeği lezzetli restoranlar gibi damağımı doyurmasından ibaret değil.

Pandeli uzun süredir inancımızı kaybettiğimiz bazı düşünceleri hâlâ yaşattığını gösterdi. Eski, geleneksel ve ismi olan işletmeler egolu, bilgi aktarımı sekteye uğramış, kaliteden ödün veren, ticari projelere dönüşmüş olmak zorunda değil. Bir süredir boyun eğmek zorunda kaldığımız “yeni” gerçeklerin de kural olmadığını hatırlamamı sağladı. İstanbul’un elit gastronomi semalarında yer almak için mutfakta yenilik ve bir hikâye paketlemesi şart diye bir kaide yok. Ustalık, kalite arayışı ve samimi bir ilgi iyi bir restoranın harika bir restoran olarak tarihten günümüze geçmesi için yeterli. Tabii duvarlarındaki peygamber çiçeği mavisi fayansların da bu denli güzel oluşu insanın hoşuna gitmiyor değil.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🍽️ Gelenek ve kalitenin son kalelerinden birinde: Pandeli'de

Bu hafta menüde bir yemek yazarının İstanbul çıkartması sonrası damağında ve aklında kalanlar, yeniliğin vasatlığa dönüştüğü bir sektörde gelenek ve kalitenin son kalelerinden biri var.

03 Ağu 2022

Schweppes ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Berkok Yüksel

A former child writing about food and London for Aposto.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

26 Eyl 2026

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Ceren Aral Desnos

·

19 Eyl 2026

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün
apéroapéro
∙

HİKAYE

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Reyhan Ülker

·

12 Eyl 2026

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Emre Onar

·

05 Eyl 2026

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Reyhan Ülker

·

29 Ağu 2026

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi