2025’te yeme-içme dünyasında en çok konuşulan başlıklar


Sütaş’tan doğal kaynakları yeniden kazandıran döngüsel model İklim değişikliğinin etkilerini en derinden hisseden tarım ve gıda sektörü, aynı zamanda çözümün de merkezinde yer alıyor. Gıda sistemlerinin dayanıklı ve kapsayıcı bir yapıya kavuşması; onarıcı tarım, yenilenebilir enerji ve döngüsel ekonomi ilkelerinin bütüncül bir yaklaşımla hayata geçirilmesiyle mümkün oluyor. Doğal kaynakların geri kazanılmasını esas alan “Çiftlikten Sofralara” iş modeliyle Sütaş , toprağın canlılığını ve su döngüsünü koruyan onarıcı tarım uygulamalarına odaklanıyor. Şirket; organik gübre kullanımı, münavebeli ekim ve doğru sulama yöntemleriyle doğayla uyumlu bir üretim modelini hedefliyor. Sütaş’ın 2024 Sürdürülebilirlik İlerleme Raporu’nda yer alan verilere göre: Çiftliklerdeki gübreler biyogaz tesislerinde işlenerek enerji elde ediliyor. Çıktıları ise organik ve organomineral gübrelere dönüştürülüyor. Bu gübreler, ineklerin yeminin yetiştiği tarlalara geri dönüyor; toprağı onarıyor, zenginleştiriyor ve ürün verimini artırıyor. Onarıcı tarım ile toprağın organik yapısı güçlenirken su ve karbon tutma kapasitesi de yükseliyor. Sütaş, yıl boyunca biyogaz tesislerinden elde edilen çıktılarla 54 bin ton organik maddeyi toprağa geri kazandırdı; toplam 117 bin dekar araziyi daha verimli hâle getirdi. Sütaş’ın sürdürülebilirlik yolculuğunun detaylarını buradan inceleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
2025, yeme-içme dünyasının artık yeni olanla kolayca heyecanlanmadığı ama eski alışkanlıklarını da sessizce terk etmediği bir yıl olarak kayda geçti. Bir yanda Dua Lipa’nın zeytinyağlı dondurmasının TikTok’ta viral olmasıyla başlayan ve TikTok’ta ortaya çıkan yeni tariflerle stokların tükenmesine sebebiyet veren taleplerin doğurduğu “her şey trend olabilir” hissi, diğer yanda “peki sonra ne olacak?” sorusunun giderek daha yüksek sesle sorulması… Bu yıl gastronomi modayla flört etti, yapay zekayla tanıştı, alkolden uzak durmayı normalleştirdi, bitki bazlı beslenmeyi yeniden gündeme taşıdı.
Ama belki de en önemlisi bütün bir yıla baktığımızda gösteri ile içerik, hız ile deneyim, yerellik ile pazarlama arasındaki çizgiler iyice görünür hâle geldi. Viral olmak hâlâ mümkün fakat kalıcı olmak artık eskisinden biraz daha zor. Bu yazıda 2025’te yeme-içme dünyasında en çok konuşulan başlıkları abartmadan, romantize etmeden, yer yer kaş kaldırarak ele alıyoruz. Çünkü 2025’te mutfakta sadece ne yediğimiz değil, neyi neden bu kadar çok konuştuğumuz da tartışma konusuydu.

Fransız şef Alain Passard'ın üç MICHELIN yıldızlı ve yalnızca bitki bazlı menü sunan restoranı Arpège.
Bitki bazlı beslenmenin evrimi: Ana akım mı, yeniden sorgulanan bir trend mi?
2025’in başlarında bitki bazlı beslenme artık gelecek değil, yerleşik bir gerçeklik olarak ele alınıyordu. Ancak yıl ilerledikçe tartışma ekseni değişti. Mesele vegan ya da vejetaryen olmak değil, bitki ağırlıklı ama esnek beslenme modelleriydi. Avrupa ve ABD’de büyük bitki bazlı markaların büyüme hızları yavaşlasa da uluslararası raporlar bitki bazlı ürünlerin 2027’ye kadar pazar payını 74 milyar dolara taşıyacağını öngörüyor.
Sektör, ultra-işlenmiş vegan ürünler ile geleneksel bitki bazlı mutfaklar arasındaki farkı daha yüksek sesle konuşmaya başladı. Yatırımcı ilgisinin daha seçici hâle gelmesi de bu sorgulamayı hızlandırdı.
Bitki bazlı menüler daralmadı ama daha rafine, daha yerel ve daha az iddialı bir dil kazandı. McDonald's McPlant menüsünü küresel olarak genişletirken, Burger King Tayland bitki bazlı Whopper sunuyor. Üç MICHELIN yıldızlı Arpège’in tamamen bitki bazlı menüye geçişi bu trendin fine-dining tarafındaki ciddiyetini simgeliyor. Öte yandan veganlaşma kararı alan Eleven Madison Park gibi restoranlar et içeriğini tekrar menülere ekleyerek bu eğilimi müşteri beklentileriyle dengelemeye çalışıyor.

Gucci'nin Massimo Bottura ile hayata geçirdiği Gucci Osteria.
Moda ve gastronomi: Deneyim ekonomisinin yeni sahnesi
2025 boyunca moda ve gastronomi arasındaki işbirlikleri geçici pop-up’ların ötesine geçti. Hermès’den Gucci’ye, Armani’den Chanel’e lüks moda evleri restoran açtı, şefler koleksiyon lansmanlarında kürasyon yaptı, sofralar birer sahneye dönüştü. Bu yakınlaşmanın nedeni yalnızca estetik değil, deneyim ekonomisinin doygunluk noktasına yaklaşmasıydı.
Yıl ortasına doğru “fine dining” ile “lifestyle brand” arasındaki sınırlar belirgin biçimde silindi. Türkiye’de bu eğilim özellikle İstanbul’da; tasarımcı kafeleri, konsept restoranlar ve marka işbirlikleriyle görünür oldu. Ancak eleştiri de beraberinde geldi: Bu birliktelik gerçekten gastronomiye mi hizmet ediyordu yoksa yemeği bir aksesuar hâline mi getiriyordu? Tartışma hâlâ açık.
Okuma önerileri:
- Moda yemekle buluşunca: Lüks markalar gastronomiyi nasıl fethetti?
- Lezzet ve stil birarada: Gastronomi modayla buluşunca
Laboratuvar etleri ve alternatif proteinler: Teknoloji mi, pazar mı?
2025’te laboratuvar etleri ve alternatif proteinler yeniden gündeme geldi ancak bu kez daha temkinli bir iyimserlikle. Regülasyonlar, maliyetler ve tüketici algısı hâlâ en büyük engeller. Yılın ilk yarısında teknoloji konuşuldu, ikinci yarısında ise ticari sürdürülebilirlik tartışmaları öne çıktı.
Singapur, GOOD Meat'ten temin edilen çiftlik tavuklarını onaylayan ilk ülke oldu ve bu durum diğer pazarlarda da düzenleyici onay için bir emsal teşkil etti. Perfect Day gibi şirketler laboratuvar ortamında üretilen süt ürünleri geliştirirken, Entomo Farms gibi markalar protein açısından zengin böcek bazlı atıştırmalıklar üretiyor.
Bu gelişmeler neticesinde böcek proteini, mantar bazlı ürünler ve fermentasyon teknolojileri “et ikamesi” olmaktan çok yeni bir kategori olarak ele alınmaya başladı. Türkiye’de bu alandaki yansıma daha çok akademik ve girişimcilik düzeyinde kaldı, tüketiciye doğrudan temas sınırlı hatta yok denecek kadar az oldu. Buna rağmen sektör için önemli bir zihinsel eşik aşıldı. Alternatif protein artık niş bir fantezi değil, uzun vadeli bir ihtimal olarak kabul görüyor.
Okuma önerileri:
- Laboratuvardan tabağa: Kültür eti
- Karınca, kelebek, kültürel bellek: Diego Prado ile mutfak denklemi üzerine

TikTok ve sosyal medyadan beslenen yeme-içme trendleri
2025’in en belirleyici dinamiklerinden biri TikTok kaynaklı yeme-içme trendlerinin hızıydı. Başlarda Dubai çikolatası, salatalık salatası gibi birkaç viral tarif konuşulurken girl dinner gibi konseptlerin de ortaya çıkmasıyla evlerden restoranlara birçok menünün de bu içeriklere göre şekillendiği görüldü.
“Kolay”, “evde yapılabilir” ve “görsel olarak çarpıcı” tarifler klasik mutfak bilgisinin önüne geçti. TikTok, son bir yılda yemekle ilgili ürünlerin popülerlik kazanmasıyla birçok marka için pazarlama platformuna dönüştü. Anketler, TikTok'u pazarlama aracı olarak kullanmanın restoranlar veya bireysel gıda ürünleri için başarılı bir yatırım olduğunu kanıtladı.
Bu durum sektörde iki yönlü bir etki yarattı: Bir yandan erişilebilirlik ve merak artarken, diğer yandan derinlik ve bağlam kaybı eleştirildi. Özellikle genç işletmeler ve zincir markalar bu trendleri hızla benimsedi. Ancak yıl sonuna yaklaşırken geçici viral etkilerin kalıcı marka değerine dönüşüp dönüşmediği de ciddi biçimde sorgulanıyor.

Alkolsüz ve düşük alkollü içeceklerin yükselişi
2025 “içmemek” fikrinin normalleştiği bir yıl olarak kayda geçti. Alkolsüz kokteyller, düşük alkollü fermente içecekler ve karışımlar menülerde daha görünür hâle geldi. Bu yükselişin arkasında sağlık bilinci kadar sosyal tüketim alışkanlıklarının da değişimi var. Sektör raporlarına göre küresel alkolsüz içecek pazarının 2025 yılında 1,6 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu da içki alışkanlıklarında büyük bir değişime işaret ediyor.
Tüketici tercihleri değiştikçe “bilinçli içme” gibi sektör trendleri barların ve restoranların yeni taleplere nasıl yanıt vereceğini etkiliyor. Z kuşağının içkinin etkileri olmadan sosyal deneyimlere öncelik vermesiyle bu trendler dünya çapında menüleri ve süpermarket raflarını şekillendiriyor.
Ayrıca bu trendle birlikte şefler ve bar ekipleri kendilerine yeni bir ifade alanı buldu; alkolsüz içecekleri alkollülerin yerine koymaktan ziyade başlı başına bir deneyim olarak konumlandırmaya başladı. Bu da içecek menülerinin gastronomik değerini artıran bir kırılma yarattı.

Yemek teslimat uygulamaları: Performans mı, deneyim mi?
Pandemi sonrası ivme kaybeden yemek teslimat uygulamaları 2025’te yeniden masaya yatırıldı. Tartışma artık hız ve fiyat rekabetinden çok; deneyim, kalite ve sürdürülebilirlik ekseninde ilerliyor. Yıl boyunca birçok restoran paket servis menülerini sadeleştirdi, bazıları ise teslimattan tamamen çekildi. Komisyon oranları, kârlılık ve müşteri memnuniyeti arasındaki gerilim sektörün ana gündemlerinden biri oldu.
Kullanıcı beklentileri de evrildi: “Hızlı teslimat” yerini çevre dostu ambalaj, ürün bütünlüğü ve tutarlı deneyime bıraktı. Bu dönüşüm Yemeksepeti ve Getir gibi platformların fiyatlama ve rekabet politikalarını yeniden gündeme taşıdı. Öte yandan otonom teslimat robotları ve yapay zeka destekli lojistik çözümleri, maliyetleri %40’a varan oranlarda düşürerek oyunu değiştirmeye aday. Z kuşağının anlık tatmin ve teknoloji odaklı tüketimi hızlı ama sorunsuz ve sürdürülebilir teslimatı yeni standart hâline getiriyor.

Kültür, gelenek ve yerel ürünler bir adım öne
2025’te yerel ürün ve gelenek vurgusu romantik bir anlatıdan çok stratejik bir pozisyona dönüştü. Hikaye anlatımı son yıllarda gastronomi dünyasında öne çıkarken bu sene tedarik, izlenebilirlik ve gerçek etki konuşuldu.
Hem dünyada hem Türkiye’de coğrafi işaretler, küçük üreticiler ve bölgesel mutfaklar romantik anlatılarının ötesine taşınarak daha görünür oldu. Ancak bu görünürlük beraberinde şu soruyu getirdi: Yerel olmak gerçekten ne anlama geliyor? Sektör için bu yıl geleneksellik ile gerçeklik arasındaki çizginin yeniden çizildiği bir dönemdi.
Besleyici içerikler ve iştah üzerine: GLP-1 etkisi
Ozempic, Mounjaro gibi GLP-1 ilaçları ve iştah düzenleyici ürünler 2025’te yeme-içme sektörünün beklenmedik gündemlerinden biri oldu. Porsiyonlar, menü yapıları ve hatta tatlı kategorileri bu yeni gerçeklik üzerinden yeniden düşünülmeye başlandı.
Daha küçük, daha yoğun, daha işlevsel tabaklar ve besleyiciliği artırılmış malzemeler öne çıktı. Bu etki raflardaki ürünlerden restoran menülerine kadar, özellikle ABD’de, dolaylı olarak hissedildi. Tartışma yalnızca sağlıkla sınırlı kalmadı; yemeğin sosyal ve kültürel rolü de yeniden tanımlanmaya başladı.
Instagrammable yemekler: Görsellikten anlam arayışına
Görsellik 2025’te de önemini korudu ancak eleştiri tonu yükseldi. Görsel olarak çarpıcı tabaklar hâlâ sosyal medyada dolaşım yaratıyor olsa da bu estetiğin neye hizmet ettiği daha yüksek sesle sorulmaya başlandı. “Instagrammable” tabaklar artık otomatik olarak olumlu algılanmıyor; sürdürülebilirlik, israf ve içerik kalitesi; kalıcı müşteri memnuniyeti ve lezzetle beraber sorgulanıyor.
Görsel hâlâ güçlü ama tek başına karar verici değil. Daha sade, daha az teatral ama bağlam ve kaynak açısından kendini daha iyi anlatan sunumlar öne çıkıyor.

Matcha, miso ve diğerleri: Mikro trendlerin makro etkisi
Matcha, miso, kombu ve benzeri içerikler artık yeni keşif olmaktan çıktı, günlük kullanımın parçası hâline geldi. Bu dönüşüm trend tüketiminin hızını değil, yerleşme biçimini tartışmaya açtı.
Birkaç yıl evvel bu ürünler hâlâ egzotik birer simge olarak ele alınırken yıl boyunca kullanım sıklığı kaynakları tüketme derecesinde arttı ancak bağlamı giderek sadeleşti. Türkiye’de matcha’nın kahve kültürüne eklemlenmesi, miso’nun çorba ve soslarda daha sık kullanılması bu dönüşümün örnekleri arasında yer aldı. Eleştiri ise netti: Malzeme yaygınlaştıkça sadece tüketim nesnesi hâline gelip yüzeyselleşiyor mu? 2025, bu ürünlerin yalnızca trend değil, doğru kullanıldığında kalıcı bir mutfak unsuru olabileceğini gösteren bir eşik yılı oldu.
Teknoloji: AI, 3D ve veri odaklı mutfaklar
Yapay zeka ve veri analitiği 2025’te mutfağın arka planında daha görünür hâle geldi. Menü optimizasyonu, stok yönetimi ve talep tahmini gibi alanlarda teknoloji artık bir lüks değil, araç olarak kabul ediliyor.
Türkiye’de uygulama düzeyi sınırlı olsa da ilgi yüksek. Tartışma şu noktada yoğunlaşıyor: Teknoloji yaratıcılığı destekliyor mu, yoksa standartlaştırıyor mu? Yanıt henüz net değil.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yeme-içme dünyasında trendlerle gerçek ihtiyaçlar arasındaki gerilim hiç 2025'te olduğu kadar görünür olmamıştı. Geçici heyecanlarla kalıcı dönüşümlerin birbirine karıştığı bu yılda moda, teknoloji, sosyal medya ve mutfak aynı masadaydı.
27 Ara 2025

YAZARLAR

Reyhan Ülker
İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümü mezunu Reyhan, üniversite hayatı boyunca Mikla ve Ruhun Doysun başta olmak üzere şef Mehmet Gürs’ün çeşitli projelerinde yer aldı. Kopenhag'ta bulunan Noma’da tamamladığı staj programının ardından odağını "yemek hikayeleri"ne çevirmeye karar verdi. 2022 yılı Kasım ayından beri Aposto’da yemek editörlüğü yapıyor.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.
18 Tem 2026

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026






