Amatör peynircilik 101


Vegan beslenenler, Metro Türkiye ’ye davetlisiniz Vegan beslenenler sadece salata ve yulaf mı yer? Bazı geleneksel lezzetleri hiç mi özlemezler? Vitamin eksikliğinden güçsüz düşerler mi? Yoksa vegan yaşam tarzı daha mı sağlıklıdır? Herkes bu soruları en az bir kez duymuştur. Vegan yaşam tarzının bolca fedakârlık ve özveri isteyebileceğinin biz de farkındayız sevgili apéro okuru. Öyle ki 30 yılı aşkın bir süredir herkes için sağlıklı beslenme amacıyla çalışan Metro Türkiye , vegan yaşam tarzını benimseyenlerin tüm ihtiyaçlarına kolaylıkla ulaşmasını sağlayarak kalbimizi kazanıyor. Neler yeriz? Metro Türkiye raflarında bitki bazlı hamburger ekmeğinden, peynir çeşitlerine, vegan köfteden tatlılara kadar 300’e yakın gıda ve gıda dışı vegan ürünü sunarken kendi markaları ile bitki bazlı ürün çeşitliliğini de artırmaya devam ediyor. Protein ve lif bakımından zengin mercimek unundan Metro Chef makarna çeşitleri, %100 hurmadan üretilen şeker ilavesiz hurma dolgusu, frambuaz ve karadutlu dondurmalar ve Rioba organik smoothie ve soğuk çaylar… Lahmacunu da mı özlemedin?! Metro Chef Veggie lahmacun ve içli köfte gibi sevilen geleneksel yemeklerin vegan seçenekleri de Metro Türkiye raflarında yer alıyor. Peki proteinsiz kalmıyor musun evladım? Hayır. Et alternatifi lezzetler yüzde yüz bitki bazlı soya proteini içererek hayvansal gıdadan alınan protein ihtiyacının bitki bazlı ürünlerle karşılanmasına destek oluyor. Dahası: Vegan yaşam tarzı yiyeceklerden ibaret değil elbette; yumuşatıcı, yağ çözücü, şampuan, zeytinyağlı sıvı sabun gibi gıda dışı hijyenik ürünler de Metro Türkiye ’nin vegan ürün yelpazesine dâhil. Sağlıklı beslenmek için her türlü ihtiyacını Metro Türkiye’nin bitki bazlı ürünleri ile karşılayabilir, ürünlere ulaşmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
İstanbul’dan yola çıkıyoruz. Sabah 7.30. Tahminen 9 gibi oradayız diyoruz. 1 buçuk saatle bir şehir, bir mevsim değiştiriyoruz. Ben küçükken ne zaman uzun yola çıksak hep Istanbul’a doğruydu arabaların yönü, şimdilerde tam tersi. Çok mu geldi kalabalık ya da zamlar mı yaşanılamaz kıldı burayı, bilemiyorum. Öyle mi, böyle mi diye dalıp gittikten sonra gökyüzü görünmeye başladığında Şirinyalı’ya geldiğimi fark ediyorum.
Dev kiraz ağaçları arasında burnuma mis gibi bir süt kokusu geliyor. Midemin beni yönlendirmesine izin vererek kokuyu takip ediyorum ve Cem (Tekin) Abi’yle karşılaşıyorum. “Nereden geliyor bu? Ne yapıyorsun?” diye soruyorum ve soluğu mutfağında alıyorum.
Uzun ince bir masa ve üzerinde birbirinden farklı çeşit çeşit peynirler… Meğer peynir yapmaya başlamış. Şehirden uzak, doğal yaşamın peşinden giden insanların üretimini oldum olası merak etmişimdir. Çenemi tutamıyorum daha fazla ve kendimi kaynayan ocağın karşısına konumlandırıp başlıyorum konuşmaya.
Kendimi bildim bileli burada Cem Abi ama aslen çok yer değiştirmiş. 18 yaşına kadar Yarımca’da sonra Norveç’te, İstanbul’da, pandemide eşiyle Kırklareli’nde ve şimdi de burada. “Nasıl?” diyorum, “Neden bu kadar çok göç ettin?” Daha sessiz sakin yerlerin insanı Cem Abi ama o en çok pandemi sayesinde fark etmiş İstanbul’un kaosunu. “Şehrin stresinden, pisliğinden, kalabalıklardan ve gürültüsünden kurtulmak” olarak açıklıyor taşınmasının esas nedenini. “Kırklareli; yüzölçümü olarak Türkiye’nin ikinci en büyük kenti ama kent merkezinin nüfusu 100 bin.” diye de ekliyor. Büyük ama herkese her şey yetiyormuş orada. Şimdi de buraladalar, Şirinyalı’da. Seneye? Kim bilir.

Taze naneli çiğ hellim
Peynir yapımına nasıl ve ne zaman başladı, merak ediyorum. Süt sevmeyen ama süt ürünlerine bayılan Cem Abi, geçen kış peynir fiyatlarındaki artışı ve pandeminin yarattığı can sıkıntısının birleşimi sonucu başlamış bu işe. Kocaman bir tencere var önümde. Kimden alınır? Kaç litre süt gerekir? Ne kadar peynir çıkar? Peki ya fiyatlar?
“Esas olarak yerel üreticilerden temin ediyorum sütü. Şu an itibarıyla litresi 10-11 lira. İlk başladığımda 8 liraydı. 10 litreden yaklaşık üç avuç büyüklüğünde peynir çıkıyor, hangi tür peyniri yaptığına bağlı olarak da miktar değişiyor. Yakınımızda ağılı olan bir yetiştiriciden alarak başladım yapmaya. Sonra Yarımca’da bir ilkokul arkadaşımın yeğeninin işlettiği, 1960’ta kurulan yerel yoğuthane aracılığıyla Kandıra’dan gelen süte geçtim. Kandıra sütü daha yağlı, dolayısıyla peynir yapmaya daha elverişli.” diyor.

Val Campella
“Nasıl peynirler yapıyorsun Kandıra sütüyle?” diyorum, başlıyor anlatmaya: ”Esas peynir yapıldıktan sonra kalan peynir altı suyuyla ayrıca ricotta yapıyorum daima. Bu devirde ziyan etmek olmaz. Yaptığım peynirler temelde iki farklı amaca hizmet ediyor: gündelik yemelik peynirler (kaşar, beyaz peynir gibi) ve değişik aromalı ve içki yanına iyi gidecek peynirler: Canestrato, Val Campo, Gorgonzola, Cabrales, Cheshire gibi… Tabii Hellim’i de unutmayalım; hem kahvaltıda hem rakı yanına.” Gülüyor.
Türkiye üretim için çok verimli. Buradaki peynir çeşitliliğini, hangi bölgelerin daha elverişli olduğunu merak ediyorum: “Sadece Türkiye’de 18 bin farklı çeşit peynir olduğu rivayet ediliyor. Tabii bu durumda hangi bölgenin daha zengin olduğu tartışılır.” diye anlatıyor. Bu konuda Antre Gourmet’nin kurucuları Berrin Bal Onur Neşe Aksoy Biber’in yazdığı Peynir Aşkına kitabını okumak gerek diye ekliyor. Balıkesir'e gitmek lazım, Balıkesir'e...
“Türkiye’de peynirciliğin karşı karşıya olduğu sorunlar neler? Bunlar nasıl aşılabilir?” bunun üzerinde sorduğum soru oluyor: “Ben bu konuda sadece tüketici ve ev üreticisi olarak düşünce belirtebilirim diye düşünüyorum. Muhtemelen asıl zorluğu önce butik sonra büyük peynir üreticileri yaşıyordur. Benim en büyük endişem kesime gönderilen süt ineklerinin durumu. Artan fiyatlar bir tarafa yakında süt bulmak konusunda sıkıntı yaşanabilir. Bunun dışında üreticilerle bilim dünyasının buluşamaması gibi bir sorunumuz var. Çok daha fazla çeşitlilikte peynir üretme olanağımız var. Örneğin rokfor kültürleri üzerine çalışma yapan gıda mühendislerimiz bu konuda peynirciliğe ciddi katkı sağlayabilir ama bunun için de yatırım, devlet desteği ve bilim dünyasının işin içine dâhil edilmesi lazım.”
Zeytinyağı içinde feta
Özellikle pandemide ve sonrasında “dışarıya bağımlı” olduğumuz birçok konuyu gördük. Bunun üzerine “kendi kendimize yetebildiğimiz” konuların sayısını artırdık. Kimisi ekmeğini yaptı kimisi peynirini. Kimisi bunu mesleği hâline getirdi kimisi sadece kendine yetecek kadarını yapmayı seçti. “Tersine göç akımını da düşünecek olursak peynircilik alternatif bir meslek hâline gelir mi?” diyerek sohbete devam ediyoruz:
“Önümüzdeki en az yarım yüzyılın gıda konusunda ciddi sıkıntılar yaşayacağımız zamanlar olacağını düşünüyorum. Elimizdeki kaynakları en iyi şekilde değerlendirmek önemli olacak. Bu yüzden peynircilik (sütün saklanmasının en iyi yolu), eğer ciddi yaklaşılır ve emek harcanırsa verilen emeğin karşılığını kesinlikle verecek bir uğraş. Bunu hem ev içi üretim hem edinilebilecek bir meslek olarak söylüyorum. Örneğin İspanya’da üretilen Cabrales peynirinin kilosu 100 dolar. Cheshire peynirini yemenin tek yolu da evde yapmak çünkü seri üretimi yok. Diğer yandan girişimcilik anlamında başlangıç için çok yüksek sermaye gerektiren bir alan değil peynircilik.”
Tabii sütün geleceği ve sütün alım gücünün ne kadar daha üzerine çıkacağı da merak konusu. Zamlarla en temel gıdaların bile geldiği son hâl, alternatif bir saklanma yöntemi olarak peynir, üreticinin emeği... Henüz şehirden kopabilir miyim bilmiyorum ama peynir yapmayı deneyeceğim kesin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Hayır, bir menü ya da sipariş değil. Bu haftaki sayının içindekiler: amatör peynirciliğe dair kıssadan hisse bir giriş, Comedus'ta tarzı ziyah keçi peyniri, Tunç Balık'ın somon pastırması, Baran lahmacunun Diyarbakır ve Antep lahmacunu.
10 Ağu 2022

YAZARLAR

Rana Mengü
Editor @ Aposto

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.
20 Haz 2026





