

Ne istediğini bilenlere özel: Schweppes Lime & Mint ile Narcist
Schweppes Lime & Mint ile Narcist Adım adım yaklaşan kış, gelirken en güzel meyvelerini de biz mocktail severlere taşıyor. Her tanesiyle üzerimize lezzet fırlatan nar, bu kış da bardaklarımızı bordo rengine boyamaya hazırlanıyor.
Daha fazlasını öğren →
Fotoğraflar: Kaan Walsh.
Bunca döner ve dönerciyi konuştuktan sonra kendi dönerimi yaratmanın ne kadar heyecan verici olduğunu düşünmeden duramıyorum. Dönerle ilgili henüz bu kadar bilgim yokken aslında olayın tamamen et ve iyi bir ateşten ibaret olduğunu düşünüyordum, şimdiyse bunun uçsuz bucaksız bir tarif cenneti olduğuna eminim. İyi bir meşe odunu ateşim yok ancak olsaydı benim dönerim şu şekilde olurdu.
Malzemeler
- 1 kilogram dana eti (antrikot tercih edilir), büyük parçalar hâlinde kesilmiş
- 2 adet soğan, püre hâline getirilmiş
- 5 yemek kaşığı yoğurt
- 1 tatlı kaşığı yenibahar
- 1 tatlı kaşığı kimyon
- 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
- Yarım su bardağı ayçiçek yağı

Birazdan senin de ev yapımı bir dönerin olacak
Hazırlanışı
- Tüm malzemeleri bir kapta karıştırın.
- En az 12 saat, en fazla 24 saat marinasyona bırakın.
- Daha sonra etleri streç filmin ortasına alıp rulo halinde sarın.
- 6-8 saat kadar buzlukta bekletin.
- Yiyeceğiniz zaman buzluktan çıkarıp ince dilimler hâlinde kesin.
- Ayçiçek yağıyla ya da tercih edilen farklı bir bitkisel yağla kızartın.
- Domates, sumaklı soğan ve biber turşusu gibi garnitürlerle servis edin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Menü bu hafta iki kıtaya yayılıyor. Ceylin, döneri keşfetmenin peşinde rotasını oluşturuyor. O da yetmiyor, döner reçetesini yazıyor. Meşe odunları hazırsa başlayalım.
02 Kas 2022

YAZARLAR

Ceylin Atay
Food writer.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.





