

Molino Cucina’nın en yenisi: Cacio e Pepe
Tat almak, biyolojiyle açıklanabilecek bir duyu almanın ötesinde olabilir mi? Bazı lezzetleri sevmenin, bazı ikilileri birbirine çok yakıştırmanın ailemizden, toplumdan, okuduklarımızdan etkilendiği söylenebilir mi?
Daha fazlasını öğren →
Güvenilir içme suyuna erişim sağlık gibi temel bir insan hakkı. Birleşmiş Milletler (BM), 2010 yılında herkesin kişisel ve ev içi kullanım için yeterli, sürekli, güvenli, kabul edilebilir, fiziksel olarak erişilebilir ve karşılanabilir su hakkına sahip olduğunu açıkça tanıdı.
Peki suyun kaliteli olmasını ne belirler? İçme suyu kalitesini belirlemek için evrensel olarak uygulanabilir tek bir yaklaşım ya da uluslararası ortak bir standart mevcut değil, hatta teşvik edilen bir durum da değil. Çünkü kalite standartları belirlenirken her ülkenin kendi ihtiyaçları ve kapasitesi göz önünde bulundurularak yerel, çevresel, sosyal ve ekonomik koşulların dikkate alındığı bir risk-fayda yaklaşımının benimsenmesi teşvik ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) içme suyu kalitesiyle ilgili yayımladığı kılavuzun amacı, tüketici sağlığını korumak için su bileşenleri ve kalite göstergeleri için sayısal nitelikte kılavuz değerler üretmek ve bilimsel bir hareket noktası sağlamak.
Türkiye'de içme suyu: Türkiye’de içme suyu kalitesi de İnsani Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliği ile düzenleme altına alınmış, AB içme sularıyla ilgili düzenleme ve Dünya Sağlık Örgütü'nün İçme Suyu Kalitesi Kılavuzu da dikkate alınarak Türkiye'de içme suyu kalite standartları oluşturulmuştur. Buna göre, içme suyu kalitesi mikrobiyolojik, kimyasal, radyoaktivite ve gösterge parametreleriyle belirlenmektedir. Bunlardan gösterge parametrelerinin değerleri piyasadaki ambalajlı suların etiketinde bulunmak zorunda. Peki, etikette karşımıza çıkan bu parametreler nedir ve ne anlama geliyor?
- Mikrobiyal: Etikette yer alan koliform bakterilerin varlığı su kalitesini mikrobiyal açıdan ölçüyor: Normalde içme suyuyla bulaşıp hastalık yapabilen (sarılık, tifo, gibi) birçok mikroorganizma var ancak bunların düzenli takibi zor ve maliyetli olduğundan, bu tip zararlı mikroorganizmaların varlığının göstergesi olarak koliform bakteriler ölçümleniyor.
- Fazlası zarar: Etikette gördüğümüz diğer bileşenler ise (alüminyum, sodyum, sülfat, demir, mangan, amonyum, klorür) kimyasal açıdan su kalitesini ölçmek için kullanılıyor. Bu bileşenler insan sağlığına zararlı değil ancak belirli sınırların üstünde olmaları başka kalite kayıpları hakkında fikir veriyor. Örneğin, alüminyum su arıtma işleminin etkinliğini tespit etmek için, demir ve mangan suda çökelti oluşturup suya kırmızı-kahverengi renk verip estetik açıdan kaliteyi düşürebileceği için, fazla sülfat suya istenmeyen bir tat verip geçici ishale sebep olabildiği için, klorürün fazlası aşındırıcı olduğu için ve amonyum varlığı mevcut suyun atık suyla karışma göstergesi olduğu için ölçümleniyor.
- pH meselesi: Etikette yer alan pH değeri ise suyun asidik mi yoksa bazik mi olduğunun göstergesi. Genel olarak, yer altı suları asidik (pH < 7), yüzey suları ise bazik (pH > 7) özelliktedir. İçme suyu için ise pH 6,5-8,5 değer aralığı uygun görülüyor. Medyada asidik veya bazik, hangisinin daha faydalı olduğuyla ilgili haberler olsa da Dünya Sağlık Örgütü, hem asidik hem bazik seviyesini içeren bu değer aralığını kılavuz değer olarak sunuyor. İçme suyu yönetmeliği düzenleyen Amerika Çevre Koruma Ajansı (EPA) ise pH seviyesini estetik bir gösterge olarak kabul ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü biraz sulu: Suyun içindekiler, tarımda sulama, su politikaları ve dahası.
20 Oca 2021

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.




