Kapsüllerin gerçek bedeli


Restoran kalitesinde günlük makarnalar: Molino Cucina
1986 yılında Carlo Petrini, uluslararası bir hareketin başlangıcı olacak bir kavramla çıkageldi: Slow Food. Fast food'a; yani hızlı, ayaküstü yeme alışkanlığına karşı alternatif olarak geleneksel ve yerel yemekleri ve yeme biçimlerini…
Daha fazlasını öğren →
“Kapsüller çevreyi öldürüyor. İnsanlar rahatlıkları için çevreyi feda etmemeli. Kapsüllerin sağladığı kolaylık karşısında tüketicilerin ödeyecekleri gerçek fiyat üzerine düşünme zamanı geldi.” diyor eski Nespresso yöneticisi Jean-Paul Gaillard.
Kahvemi yaparken başlayan “tüm bu kapsüllere ne oluyor?” düşüncesi kahvemi yudumlarken de bana eşlik ediyor. Anlık bir merakla başlayan düşüncem daha sonra yerini somut verilere bırakıyor. Pratik kullanımıyla, aşırı hızlı bir şekilde hep aynı kalitede kahve sunmasıyla kalbimizi kazanan rengârenk kapsüller göründükleri kadar masum mu?
- Yaşam tarzı olarak kullan-at sistemi: Genellikle plastikten üretilen tek kullanımlık ürünler, daha pratik ve daha ucuz olduğu için tercih edilirken kahve kapsüllerinin yaygın kullanımının arkasında daha farklı nedenler de yatıyor. Nespresso’yla hayatlarımıza giren kahve kapsülü, markanın pazarlama stratejisi sonucu sadece kahve olarak değil, bir yaşam stili olarak görülüyor. “Kaliteli ve ayrıcalıklı" bir yaşam stilini pazarlayan bu sistem, aynı zamanda kullanım kolaylığı ve pratikliğiyle kısa sürede bir ürün olmaktan çıkıp 2025 yılına kadar 29,2 milyar dolara ulaşması beklenen bir pazara dönüştü. Diğer kahvelerle karşılaştırıldığında pahalı kalan espresso kapsüllerinin bedeli ne yazık ki cebimizden çıkan parayla sınırlı kalmıyor.
- Tek bir ülke, yıllık 500 milyon satış: İki ana bileşeni plastik ve alüminyum olan kahve kapsülleri -Nespresso markası dışında diğer markaların kapsülleri genellikle plastik oluyor- dünyada en az geri dönüşü olan malzemelerden biri olarak görülüyor. Sadece Fransa’da saniye başına 16 kapsül satıldığı söyleniyor; bu da yaklaşık 1,37 milyon günlük satışa denk düşüyor. Planétoscope adlı internet sitesi 1 Ocak'tan ve sizin siteye girdiğiniz andan itibaren Fransa’da yapılan kapsül satışlarını gösteriyor. Rakamın artış hızını görünce insan daha önce endişelenmediyse de endişeleniyor.
- Veriler bizden düşünmesi sizden: Kapsül kahve, filtre kahve gibi paket kahvelerden yaklaşık 10 kat daha fazla atık üretiyor. Yapılan araştırmalara göre bir kapsülün doğada yok olması için 150 ila 500 yıl gerekiyor. Kompostlanabilir kapsül üreticisi Halo’nun verilerine göre, dünya çapında her dakika bir 39 bin kapsül üretilirken bu kapsüllerin 29 bini kendini çöp sahasında buluyor. Yani sadece tükettiğimiz kapsül kahvenin çöplükte son bulmasıyla bile küresel bir çevre felaketine katkıda bulunuyoruz.
- Cevap geri dönüşümde mi? Soruya pazarın büyük bir kısmını elinde tutan Nespresso özelinde yaklaşıyoruz. Kapsüllerin çevreye verdiği zarar nedeniyle gündeme gelen Nespresso, alüminyum ve plastik içeren kapsüllerinin normal bir geri dönüşüm kutusuna atıldığı takdirde geri dönüştürülemeyeceğinden geçtiğimiz yıllarda kendi geri dönüşüm zincirini kurdu. Şirket, küresel geri dönüşüm oranının yaklaşık %30 olduğunu belirtiyor. Bazı uzmanlar ise şirketin açıkladığı oranın aksine, kapsüllerin sadece %5'inin geri dönüştürüldüğünü öne sürüyor. Dünya genelinde, Nespresso kullanıcılarının % 91'inin erişebildiği, 100 bin geri dönüşüm toplama noktası olduğu düşünüldüğünde %30 oranı bile oldukça az kalıyor. Şirketin bir yılda 14 milyar kapsül sattığı ve kapsül başına 0,9 gram alüminyum kullanıldığı baz alınılırsa yılda 12 bin 600 ton alüminyum yani 60 tane Özgürlük Heykeli yapımı için yeterli bir miktar, çöp sahasında yerini alıyor. Şirket tarafından sağlanan güvenilir bir veriye rastlamamakla birlikte elimizdeki veriler cevabın en azından şimdilik geri dönüşümde olmadığını gösteriyor.
Sorumluluk üreticilere olduğu kadar tüketicilere de ait. Yaptığımız seçimlerle pazarı yönlendirebileceğimiz farkındalığıyla tüketim alışkanlıklarımı daha fazla sorguluyor ve harekete geçiyorum. Bir sonraki kapsülü makineye yerleştirirken herkesi benimle birlikte bir kere daha düşünmeye davet ediyorum. Son olarak, evde espresso içmeyi seven biri olarak ne yapabileceğime bakınırken karşıma çıkan bir ürünü ise ilgilenenler için buraya bırakıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın israfsız menüsü: Gıdanın atığa dönüşüne sosyolojik bakış, unuttuğumuz israf önleme yöntemleri, israf önleyen sosyal girişim örnekleri.
02 Ara 2020

YAZARLAR

Adasu Mireli
Food writer @ Aposto

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.





