Tencere deyip geçme: Le Creuset

Renkleri ve temsil ettikleriyle bir tencereden çok daha fazlası olmayı başaran marka
Tencere deyip geçme: Le Creuset

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Bu hafta ehlikeyiflerin aşina olduğu mutfak tasarımlarında, 1925 yılında Brüksel’de iki kişinin tanışması sonucu mutfaklarımıza giren, parlak ve neşeli renkleri, hafızalarda yer etmiş tasarımıyla Le Creuset’nin ürünleri var. Tencere, tava gibi mutfak eşyalarını basit bir pişirme nesnesi algısından çıkararak yeniden konumlandıran Le Creuset, hem dekoratif hem de yeri geldiğinde nesilden nesile aktarılan kıymetli bir mutfak gereci. 

Lüks pazara giriş: Markanın “Le Creuset’nin döküm tenceresini masaya koyup onda pişen yemeği yemek son modadır.” algısını yaratmasında yemek programları ve filmler etkin bir rol oynuyor. Ürünlerini bir yaşam tarzı olarak lanse eden marka, 1988 yılında Paul Van Zuydam tarafından satın alınmasıyla strateji değişikliğine gidiyor ve asıl başarısını bundan sonra elde ederek Zuydam'la uluslararası pazarda üst sınıfa hitap etmeye başlıyor. 

Döküm tencereler: Yemeklerin en hassas tatlarını ve aromalarını geri kazandırmak için sıcaklığı kademeli olarak yükselten ve ısıyı eşit dağıtan emaye kaplama döküm tencerelerin her birinin yapımı 120 saat sürüyor. Ürünlerin yapımında kullanılan eritme potaları her kullanımdan sonra kırılıyor. Bu da markanın her ürününü eşsiz kılan detaylardan biri olarak gösteriliyor. 

Le Creuset
Le Creuset

Kültür ve gelenekten beslenen bir marka: Renkleri ve tasarımlarıyla öne çıkan markanın ilham kaynağının büyük bir kısmını farklı milletlerin yerel alışkanlıkları ve gelenekleri oluşturuyor. Markanın ABD’de piyasaya sunduğu Pumpkin Casserole (Bal kabağı Güveç Tenceresi) isimli sebze güveci, Japonya’da çıkardığı Sukiyaki, Hint yemeklerine özel Kahari ve Balti ürünleri bunu kanıtlar nitelikte. 

Yenilikçi bakış açısı, cesur renkler: Tasarımları ve renkleriyle öncü, yeniliklikçi ve cesur bir duruş sergileyen Le Creuset, ürünlerinde 100’den fazla renk seçeceği sunuyor. Coğrafi konumlara göre tercih edilen renkler değişiklik gösteriyor; Kuzey Amerika’da turuncu, kırmızı gibi canlı renkler tercih edilirken Fransa’da en çok beyaz, bej, metalik gri renkleri, Japonya’da ise pembe, mavi ve pastel tonlar rağbet görüyor. Tarihsel akış içinde markanın renklerine baktığımızda 1930’larda turuncu, 1950’lerde sarı, 1960’larda mavinin popüler olduğunu görüyoruz. Günümüzde ise marka defne yeşili, frenk üzümü renkleriyle ön planda. 

Volkanik turuncu ve Le Creuset mavisi: Markanın ilk rengi olan “volkanik turuncu” ürünlerin yapımında kullanılan erimiş demirin renginden esinlenerek isimlendirilmiş; hızlıca markanın simgesi hâline gelmiştir. Markanın çıkardığı meşhur mavi rengin arkasında ise Akdeniz mutfağını Birleşik Krallık'a getiren ve marka için önemli bir isim olan Elizabeth David’in Gauloise sigara paketine olan düşkünlüğü yatıyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🌱 Tohum, toprak, tabak: Gıdanın serüveni

Günün menüsü: Kumkapı'da bir kaymakçı güzellemesi, atalık tohumlarımız, blackchain teknolojisiyle gıda takibi ve tatlı.

23 Eyl 2020

🌱 Tohum, toprak, tabak: Gıdanın serüveni

YAZARLAR

Adasu Mireli

Food writer @ Aposto

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Emre Onar

·

05 Eyl 2026

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?
apéroapéro

HİKAYE

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Reyhan Ülker

·

29 Ağu 2026

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi
apéroapéro

HİKAYE

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında

Bordeaux’nun kurduğu şarap dünyası zamanla apelasyonlar, ödüller ve prestij üzerinden ortak bir ölçüte dönüştü. Fakat Asya’nın şarapla ilişkisi bunlardan çok daha eski. Çin’in Jiahu çömleklerinde ya da Japonya’nın Koshu bağlarında yazılan hikaye, şarabın tek bir coğrafyanın tanımlayabileceği kadar dar bir geçmişe sahip olmadığını gösteriyor. Bugün bu birikim, Batı’dan gelecek bir onaydan çok kendi referansları üzerinden yeni bir şarap kültürüne dönüşüyor.

22 Ağu 2026

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında
apéroapéro

HİKAYE

apéro 20: Masanın yeni hâli

Bir kısmı henüz kapılarını yeni açtı, bir kısmı yıllardır hayatımızda. Ortak noktaları ise aynı: Her biri Türkiye'nin yeme-içme sahnesine yeni bir fikir, yeni bir soluk ya da yeni bir yön öneriyorlar. Son dönemin en çok konuşulan 20 adresi bu seçkide.

Reyhan Ülker

·

15 Ağu 2026

apéro 20: Masanın yeni hâli
apéroapéro

HİKAYE

Sabah kahvesinden yaz gecelerine: İstanbul ve Çeşme’den beş adres

İstanbul ve Çeşme'de günün farklı saatlerine yayılan beş restoranı biraraya getirdik. Kimi ekşi mayalı ekmekle güne başlıyor, kimi uzun yaz sofraları kuruyor, kimi ise kokteyl barıyla geceye keyif katıyor. Ortak noktaları ise mutfak kadar atmosfere de önem vermeleri.

15 Ağu 2026

Sabah kahvesinden yaz gecelerine: İstanbul ve Çeşme’den beş adres