Toprakla dengeye varmanın en kestirme yolu (mu?): Kentsel tarım

Kentsel tarımın çağlar boyu süren yolculuğu modern insan ve doğa arasındaki ilişkileri yeniden kurabilir mi?
Toprakla dengeye varmanın en kestirme yolu (mu?): Kentsel tarım

29 Mart - Philips - apéro
Philips ile birlikte

Hem lezzetli hem sağlıklı öğünler: Philips Airfryer XXL Smart Sensing Minimum yağ, maksimum lezzet, zahmetsiz kullanım İlk defa 80 yıl önce ortaya çıkan sıcak hava kullanarak pişirme teknolojisi, zamanla gelişerek ve yaygınlaşarak bugün çok sevdiğimiz airfryer’lara dönüştü. İlk airfryer’ı 2010 yılında görücüye çıkaran Philips , şimdi uzmanlığı ve tecrübesiyle geliştirdiği Philips Airfryer XXL Smart Sensing ’i kullanıcılarla buluşturuyor. Hem pratikliğiyle hem de çok az yağ kullanarak veya hiç yağ kullanmadan yemek pişirebilmesiyle kalplerde taht kuran Philips Airfryer XXL Smart Sensing , dünyayı kasıp kavuran airfryer trendiyle tanışmak isteyen herkesi Philips Ev Ürünleri satış noktalarına davet ediyor. Özellikleri neler? Farklı ihtiyaçlar için farklı pişirme seçenekleri vadeden Philips Airfryer XXL Smart Sensing, farklı besin gruplarından ürünleri nasıl ve ne kadar pişireceğini Smart Sensing teknolojisiyle belirliyor. Philips Airfryer XXL Smart Sensing’ın Rapid Air teknolojisi, 7 kat daha hızlı hava akışı sağlayarak dışı çıtır, içi sulu ve %90’a varan oranda daha az yağ içeren kızartmalar hazırlıyor. A sınıfı bir fırından %60 daha az enerji kullanarak ve 1,5 kat fazla hızla lezzetli yemekler pişiren Philips Airfryer XXL Smart Sensing, zaman ve enerji tasarrufu sağlayarak hayatı kolaylaştırıyor. Philips Airfryer XXL Smart Sensing’e özgü olan Fat Removal teknolojisi yiyecekleri kolaylıkla fazla yağdan arındırmayı sağlıyor. Çıkarılabilen tüm parçalar hem Airfryer QuickClean sepeti sayesinde hem de bulaşık makinesinde yıkanarak hızlıca temizlenebiliyor. Özenle tasarlanmış özellikleri ve kullanım kolaylığıyla farklı ihtiyaçlara cevap veren Philips Airfryer XXL Smart Sensing ’i yakından incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Günümüz tüketim anlayışıyla bölgesel gıda sistemlerinin büyümesine sebep oluyoruz. Küresel anlamda çiftçilerin daha fazla gıda üretme telaşıyla ekosistemlere yayılmalarını teşvik ederken ortaya çıkan sonuçtan herkes muzdarip hâle geliyor. Var olan sistemi iyileştirmek istediğimiz noktadaysa ihtiyacımız olan gıdanın önemli kısmını doğrudan şehirlerimizde büyütmek kulağa oldukça iyi bir fikir gibi geliyor. Kentsel tarımın insan ve doğayı yeniden bir araya getirip şehirleşme sonucu ortaya çıkan birçok sorunu çözmek için faydalı bir konsept olabileceğine ikna olmaya hazırlanırken birçoklarının aklında bazı sorular beliriyor: Kentsel tarım sistemleriyle şehir sınırları içinde gıda üretmenin gerçekten kayda değer sosyal veya çevresel faydaları var mı? Yoksa kentsel çiftçilik birkaç şehirlinin iyi niyetli ama nihayetinde önemsiz bir hobisinden fazlası değil mi?

Geçmişten günümüze: Kentsel tarım

Uygarlığın başından beri hayatın bir parçası olan tarımın, avcılık ve toplayıcılıktan sonra, hâkimiyetinin artmasıyla medeniyetlerin yiyeceğin peşinde hareketlilik hâline artık ihtiyaç duyulmuyordu. Şehirler genellikle yoğun nüfuslu olduğu için tarımsal üretimin devam ettirebileceği yeterli alanı bulmak antik zamanlarda bile zor olabiliyordu. Bu sebeple, tarımsal faaliyetlerin çoğu kırsal alanlarda ya da civar köylerde gerçekleştiriliyordu. Ancak bu durum tarımsal üretimin kentsel alanlara da yayılmasına mâni olamadı.

Kentsel tarımın belgelenmiş ilk örnekleri; Babil'in Asma Bahçeleri ve Yunan şehirlerinin kutsal toprakları. Çin bahçelerinden Arap bahçelerine; aromatik bitkilerden gelen kokular, çiçeklerden oluşan manzara ve kuş sesleriyle çeşitli duyusal deneyimleri birleştirirken Orta Çağ döneminde şehrin surlarının ötesindeki tarım toprakları daha organize hâle gelerek şehre taşındı ve “hortus” adı verilen mutfak bahçeleri ortaya çıktı. Sonraki yüzyıllardaysa Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar ve Persler tarafından bitkiler genellikle manastırlarda geçim kaynağı olarak keşişler tarafından üretilip işleniyordu. 

Sanayi Devrimi’yle birlikte, tarım teknolojileri ve teknikleri geliştirilerek şehirlerde tarım modernleşip endüstriyel hâle geldi. Fabrika işçileri bahçecilik yapmaya başladı; bahçeler hem gıdalarını üretip hem de dinlenip stres atabilecekleri alanlara dönüştü. İkinci Dünya Savaşı zamanlarındaysa kent bahçeleri, şehirlere taze sebze sağlamak için teşvik edildi. Bunun örneği olarak da savaş sırasında milyonlarca ABD’li arka bahçelerine "zafer bahçeleri" kurup kendi yetiştirdikleri meyve ve sebzelerle toplumun gıda ihtiyacının önemli oranda karşıladı. Savaş sona erdiğindeyse bu kentsel tarım alanları ortadan kalkarak yerini büyük ölçekli kırsal tarım alanlarına bıraktılar.

Tarım insanlık tarihi boyunca kent kültürlerinin büyümesine ve gelişmesine katkıda bulundu. 21. yüzyılda kentsel tarım, toplumdaki ve teknolojideki ilerlemelerle ilişkilendirilip birçok inovasyon ve girişimde bulunuluyor. Özellikle kentsel alanda dikey tarım teknolojisi gibi inovatif fikirler şehir tarımının geleceğinin oldukça parlak olduğuna işaret ediyor.

Kentsel tarım neden popülerleşti?

Şehir nüfusu hızla artarken her geçen gün kentte tarım daha da popülerleşiyor. Gıda arzı ve tedarik zincirlerine yönelik artan endişelere karşı kentte tarım yöntemlerinin gıda üretimini daha sürdürülebilir, yerel ve sağlıklı bir şekilde devam ettirmeye yardımcı olacağı düşünülüyor.

Avrupa Birliği’nin hazırladığı rapora göre 2030 yılında dünya nüfusu 8,6 milyara, 2050'deyse 9 milyara ulaşacak ve bu nüfusun üçte ikisi şehirlerde yaşayacak. Bu veriler küresel gıda üretiminin %50'den fazla artırılması gerektiği sonucunu doğururken buzdağının ardındaki bir gerçek olarak ekilebilir arazi kapasitesinin %12'den fazla artma ihtimalinin düşük olduğu söyleniyor. Tüm bu bilgiler ışığında yanıtı merak edilen bir soru: Gelecekte gıda talebi nasıl karşılanacak?

İklim değişikliği ve günümüzdeki tarımsal uygulamaların yol açtığı etkiler birbirleri için karşılıklı zorluklar yaratıyor: yağışların düzensizleşmesi, doğal afetlerin sıklığı, aşırı sıcak ya da soğuk havalar, azalan kaynaklar, toprak bozulması, biyoçeşitlilik kaybı ve pestisitlerden kaynaklanan kirlilik. Dünya Bankası'nın verilerine göre tarım su ekosistemlerinin %70'ini kullanırken Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2017'de toplam kara alanının %37'sinin tarımsal üretimde kullanıldığını paylaşıyor. Sera gazı emisyonlarının önemli sebeplerinin başında gıda üretiminin geldiğini de eklediğimizde bütün bunlar küresel gıda sistemlerinin uzun vadeli uygulanabilirliği konusunda çeşitli zorluklara zemin hazırlıyor.

Kentsel tarım iklim değişikliği ve gıda güvenliği arasındaki bağlantılarda önemli rol oynayan alternatif olarak görülüyor. Kentsel tarım uygulamaları, yerel gıda üretimine katkıda bulunarak toplulukları beslemeye yardımcı olurken gıda güvencesi sağlıyor ve tarım sektöründe söz sahibi olan çiftçilerin ve aynı zamanda tüketicilerin ekonomisine destek oluyor. Kentsel tarım sistemleriyle yerel olarak yetiştirilen taze gıdaların tedarik zincirleri daha kısa ve izlenebilir olduğu için gıda üretimi ve tedarik süreci kaynaklı karbon ayak izlerini azaltıyor. Bunun yanı sıra kentsel tarım uygulamaları su kaynaklarının yönetimine, toprağın korunmasına ve kirliliğin azaltılmasına yardımcı oluyor.

Küresel kriz ve teknolojilerin etkisi

Peki ya uluslararası krizlerin kentsel tarımın teşvikinde etkisi var mı? Covid‑19 salgınıyla ön plana çıkan gıda tedarik zincirlerinin kırılganlıkları, var olan gıda güvenliğinin büyük ölçüde ithalat ve ticaret anlaşmalarına dayandığının anlaşılmasını sağladı. Dolayısıyla, savaş ve siyasi gerilim zamanlarında uluslararası tedarik zincirlerine bağımlılığı azaltmak için önemli seçenek olarak kentsel tarımla gıda güvenliğinin artırılmasının sağlamak mümkün olabilir mi?

Günümüz kentsel tarım sistemlerinin temelini oluşturan teknolojik yenilikler ve yapay zekâ mahsullerin yetiştirilme şeklini günbegün değiştiriyor. Daha fazla kaynak verimliliğini benimseyen yeni tarım yöntemlerinin geleneksel uygulamalara meydan okuması söz konusu olabilir mi? Kentsel tarım uygulamalarının yerel üretim ve tüketim odaklı gıda sistemleriyle yerel toplulukların gıda gereksinimlerine yanıt vererek gelecekte tarım sektörüne dair ekonomik ve çevresel baskıları azaltabileceği fikrinin yaygınlaştığı söylenebilir. Bunun sonucu olarak da kentsel tarım bazıları tarafından iklim değişikliği ve gıda güvenliği arasındaki problematik ilişkiye yanıt veren önemli bir alternatif olarak görülüyor. 

Gıda ve ötesi

Tüm bu görüşlerin yanında kentsel tarım alanlarının en azından yakın gelecekte şehirleri besleyemeyeceği gerçeği aşikâr. Ancak kentsel tarım alanları, sağlıklı gıdaya erişim desteğinin yanı sıra şehir insanlarının gündelik hayatında iletişimini kaybettiği karmaşık ama bir o kadar da hayati olan gıda sistemlerinin nasıl çalıştığına dair bazı fikirler edinmesine katkı sağlayabilir mi? Böylece, yiyeceklerin değerini daha iyi anlamayı öğretebilir mi?

Şehir çiftçisi Jason Mark, Gastronomica'da yayımlanan yazısında kentsel tarımın bu yönüne değiniyor: "Bir brokoli için tohumdan hasata kadar birkaç ay harcayın ve çok geçmeden bağımlı olduğumuz doğal sistemler için çok daha derin bir takdir sahibi olacaksınız. Mahsullerin büyüdüğünü ya da bozulduğunu izlediğinizde dünyayla olan bağlantımız şaşırtıcı derecede açık hâle geliyor." ve ekliyor, "Belki de kentsel tarım bizi besleyen insanlar, tarım işçileri, kamyon şoförleri, işleyiciler ve paketleyiciler, aşçılar hakkında daha vicdanlı olmaya zorlaması açısından değerlidir."

Kentsel tarıma yönelik söz konusu romantik yaklaşımı akademik bir çalışmayla ölçmek belki pek olası değil fakat tarımın zorlu koşulları ve gerçeklerinden habersiz büyüyen şehir sakinlerini doğadaki dengeler konusunda aydınlatma potansiyeline sahip olduğu söylenebilir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🌿 Babil’den Bağdat Caddesi’ne, toprağın dikine

Vardan var eden dönüşüm anlayışı. Bu hafta apéro'da; Elif Boyner'le şehirde ekolojik alanların inşasının gerekliliği ve yolları, Babil'in Asma Bahçeleri'nden ABD'nin zafer bahçelerine.

26 Nis 2023

Philips ile birlikte
Circle by Vertical'ın kereviz dukkah'sı

YAZARLAR

Reyhan Ülker

İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümü mezunu Reyhan, üniversite hayatı boyunca Mikla ve Ruhun Doysun başta olmak üzere şef Mehmet Gürs’ün çeşitli projelerinde yer aldı. Kopenhag'ta bulunan Noma’da tamamladığı staj programının ardından odağını "yemek hikayeleri"ne çevirmeye karar verdi. 2022 yılı Kasım ayından beri Aposto’da yemek editörlüğü yapıyor.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Bilginin toprağı: Bilgi neden tarımın merkezinde?

Tarımda kriz çoğu zaman üretim, iklim ya da ekonomi üzerinden tartışılıyor. Oysa gözden kaçan daha temel bir mesele var: Bilginin kim tarafından üretildiği. Tarımsal bilginin köyden laboratuvara, devletten piyasaya ve bugün algoritmalara kadarki süreçlerini izleyerek çiftçinin bu değişimde nasıl edilgenleştiğini ve neden yeniden bilgi üretiminin öznesi olması gerektiğini tartışıyoruz.

25 Tem 2026

Bilginin toprağı: Bilgi neden tarımın merkezinde?
apéroapéro

HİKAYE

The Bear’e veda: Her şey yolunda

Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.

18 Tem 2026

The Bear’e veda: Her şey yolunda
apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar