Trump-Suudi anlaşması: Ortadoğu'da kartlar yeniden mi dağıtılıyor?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönemindeki ilk yurt dışı ziyaretinde Suudi Arabistan ile açıkladığı 600 milyar dolarlık yatırım paketi ve 142 milyar dolarlık savunma anlaşması, kapsamı ve büyüklüğü bakımından tarihte eşi görülmemiş nitelikte. Başkan Trump son iki haftada, kendisinin de sıkça dile getirdiği anlaşma yapıcı (dealmaker) personasını ortaya çıkardı ve İngiltere ile Çin’in ardından Suudi Arabistan’la da büyük bir ticari anlaşma yapmayı başardı.
Trump, dev anlaşma sayesinde Suudi fonlarını Amerikan şirketlerine yönlendirerek ülkesi için büyük bir ekonomik çıkar sağlarken, son yıllarda bölgede her geçen gün iyiden iyiye güçlenen Rusya ve Çin nüfuzunu da kırmış oldu.
Anlaşmanın detayları
ABD-Suudi Arabistan işbirliği anlaşması çok boyutlu bir stratejik ortaklık paketi olarak karşımıza çıkıyor. Suudi yetkililerin açıklamasına göre imzalanan anlaşmalar enerji, savunma, madencilik, adli ve polis işbirliği ve uzay/havacılık gibi oldukça geniş alanları kapsıyor.
Paketin en dikkat çekici unsurlarından biri, 142 milyar dolarlık savunma ve silah satışı anlaşması olarak öne çıkıyor. Anlaşma, tarihteki en büyük savunma işbirliği anlaşması olarak tanıtılıyor. Anlaşma kapsamında Amerikan şirketlerinin Suudi Arabistan’a hava ve füze savunması, deniz güvenliği, sınır güvenliği, uzay kabiliyetleri ve kara kuvvetleri modernizasyonu kategorilerini içeren 5 ana kategori üzerinden ekipman satışı yapması hedefleniyor.
Anlaşmanın bir diğer önemli ayağı, teknoloji ve yapay zeka yatırımları. Suudi Arabistan merkezli veri ve yapay zeka şirketi DataVolt, Anlaşma uyarınca ABD’de 20 milyar dolar tutarında yapay zeka veri merkezi yatırımı yapmayı planladığını duyurdu. Ayrıca Google, Oracle, Salesforce, AMD, Uber gibi Amerikan teknoloji devleri ile DataVolt arasında, her iki ülkede uygulanmak üzere yaklaşık 80 milyar dolarlık ileri teknolojilere yatırım taahhüdü verildi. Bu anlaşmalarla Suudi Arabistan, yapay zeka alanında küresel bir güç merkezi haline gelmeyi hedefliyor.
- Nitekim Trump’ın Riyad ziyaretinde Nvidia, AMD, OpenAI, Tesla gibi teknoloji şirketlerinin CEO’larının da hazır bulunması, Suudi yatırımlarının ABD’de çoğunlukla yüksek teknoloji projelerine kanalize olacağını gösterdi. Bu şirketler arasından Nvidia ilk aşamada önümüzdeki 5 yıl boyunca 18 bin adet en yüksek teknolojiye sahip yapay zeka çipini Suudi Arabistan’a tedarik edecek. Bu sayede Suudi Arabistan’da, yüksek kapasiteli yapay zeka merkezlerinin kurulması hedefleniyor.
Anlaşma kapsamında Amerikan şirketleri, Suudi Arabistan’daki mega ulaştırma ve altyapı projelerine de dahil olacak. Örneğin GE Vernova, Suudi tarafına 14,2 milyar dolar değerinde gaz türbini ve enerji sistemi satacak. Boeing, Suudi Arabistan havayolu otoritesine 4,8 milyar dolar tutarında yolcu uçağı ihraç edecek ve Hill International, Jacobs, Parsons ve AECOM gibi firmalar, Riyad’da inşa edilecek mega projelere en az 2 milyar dolarlık hizmet sunacak.
Suudi Arabistan cephesinde bu anlaşmalar, Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda ekonominin petrol dışı alanlarda güçlendirilmesi hedefinin bir tezahürü olarak görülüyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman da bu anlaşmaların Suudi Arabistan’ın bölgenin en güçlü ekonomisi olma rolünü pekiştireceğini söylüyor.
Suudi Arabistan halihazırda Ortadoğu’nun en büyük ekonomilerinden biri ve ülkedeki yabancı yatırımların dörtte biri ABD kaynaklı. Yeni anlaşmalarla beraber hem bu rakamların, hem de iki ülke arasındaki ticaret hacminin daha da artması bekleniyor.
Trump’ın Ortadoğu turu
Trump, Riyad’dan sonra rotasını Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ye çevirdi. Başkan, 14 Mayıs Çarşamba günü Katar ziyaretinin ardından, 16 Mayıs Cuma günü de BAE’yi de ziyaret ederek Ortadoğu turunu sona erdirmeyi planlıyor.
Bu ülkelerle de benzer yatırım ve savunma anlaşmaları masada. Özellikle BAE, halihazırda ABD ile güçlü savunma işbirliği olan bir ülke. İki ülke arasındaki savunma işbirliğinin daha da kuvvetlendirilmesi, Trump’ın ziyareti sırasında da gündeme gelecektir. 2020’de imzalanan ancak henüz gerçekleşmemiş olan F-35 savaş uçağı satışı konusu da tekrar gündeme alınabilir. Ayrıca Bloomberg’in haberine göre Trump yönetimi, BAE’ye yaklaşık 1 milyon gelişmiş yapay zeka çipinin satışına onay verecek bir anlaşmanın da hazırlığını yapıyor. Dolayısıyla BAE ile yapılacak anlaşma, hem savunma hem de yapay zeka yatırımlarını içeren bir çerçeveye sahip olabilir.
Katar ise zengin doğalgaz ve petrol rezervleri ile ABD için bir diğer potansiyel yatırım ortağı. Katar ile ABD arasında halihazırda savunma işbirliği güçlü ve ekonomik alanda da Katar’ın ABD’de enerji projelerine yatırım planları olduğu biliniyor. Trump yönetimi, Suudi Arabistan ve BAE’yi kazandıktan sonra Katar’ı da blok dışında bırakmak istemiyor. Dolayısıyla Katar’la yapılan enerji ve savunma eksenli dev yatırım anlaşmaları da bizler için sürpriz değil.
- ABD ve Katar, toplam 1,2 trilyon dolar değerinde büyük ekonomik işbirliği anlaşmaları imzaladı. Anlaşmalarda Parsons Corporation'un Katar'da inşa edilecek toplam 97 milyar dolar değerinde 30 projeyi üstlenmesi, Katar'ın 96 milyar dolarlık 210 adet Boeing 787 Dreamliner ve 777X uçağı siparişi vermesi, McDermott'ın Katar'ın enerji altyapısının geliştirilmesi için 8,5 milyar dolarlık projeler geliştirmesi ve Raytheon Technologies'in Katar için İHA'lara karşı savunma sistemleri inşa etmesi gibi maddeler yer alıyor.
Bölgesel aktörler için ne anlama geliyor?
Trump yönetiminin bu hamlesi, Biden döneminde soğuyan ABD-Suudi ilişkilerini yeniden tesis etmekle kalmayıp, ABD’nin Ortadoğu’daki ağırlığını yeniden artırma girişimi olarak okunuyor.
Son yıllarda Çin’in Ortadoğu’da artan nüfuzu, ABD’nin bölgede geri plana çekildiği yorumlarına yol açmıştı. Ancak Trump’ın görkemli Riyad ziyareti ve yaptığı 600 milyar dolarlık dev anlaşma, ABD’nin Ortadoğu’da Çin’i ekarte ederek tekrar ön safa çıkmak istediğini gösteriyor.
Çin, son yıllarda ABD’nin Ortadoğu’da bıraktığı boşluktan faydalanarak Suudi Arabistan’ın en büyük petrol alıcılarından biri haline gelmiş, ayrıca Mart 2023’te İran-Suudi barışına aracılık ederek diplomatik prestij kazanmıştı. Şimdi ABD’nin Suudi Arabistan’ı kendi tarafına çekmesi, Çin’in Ortadoğu’daki uzun vadeli planlarına çomak sokuyor.
- Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Ortadoğu’da büyük ölçekli limanlar inşa etmeyi hedefliyordu ve Suudi sermayesini de bu projelere çekmeye uğraşıyordu. Şimdi Suudi yatırımlarının önemli kısmını ABD yutarsa, Çin’in bölgedeki ekonomik nüfuzu da ciddi ölçüde azalacak. Ayrıca Çin’in petrol tedarikinde Suudi Arabistan kritik bir paya sahip. ABD ile yakınlaşan bir Suudi yönetimi, ileride petrol satışlarında Çin’e karşı ABD lehine davranışlar sergileyebilir.
Bu anlaşma paketi ayrıca Ortadoğu’daki iç siyasi dengeleri de etkileyecek bir hamle olarak görülüyor. Öncelikle, ABD-Suudi ittifakının güçlenmesi, bölgedeki güç mücadelesinde İran’ın karşısında yeni bir set oluşması anlamına geliyor.
İran’ın bölgedeki en büyük rakibi Suudi Arabistan, ABD’nin yardımıyla askeri olarak güçleniyor ve ekonomik olarak tekrardan Batı blokuna yaklaşıyor. Bu durum, hem İran'ın güvenlik endişelerini artıracak hem de ülkenin bölgesel yalnızlığının derinleşmesine neden olacak.
- İran yönetimi açısından Suudi Arabistan’ın ABD’ye bu kadar büyük meblağlar aktarması ve ABD’den ileri düzeyde savunma ekipmanı satın alması, kendisine karşı bir cephenin güçlendiği anlamına geliyor. Ayrıca, yakın zamanda BRICS’e katılma konusunda girişimde bulunma noktasına kadar giden Suudilerin sermayelerini ABD’ye akıtması, İran’ın Çin ve Rusya ile birlikte geliştirmeye çalıştığı Avrasya eksenine sert bir darbe olarak da değerlendirilebilir.
Anlaşmanın bir diğer stratejik etkisi, İsrail ile normalleşme sürecinin arka plana itilmesi olarak görünüyor. Trump yönetimi, ilk döneminde giriştiği İbrahim Anlaşmaları ile İsrail ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkileri iyileştirmeye öncelik vermişti. Ancak ikinci dönem başlangıcında, Trump’ın Suudi Arabistan, Katar, BAE gibi ülkeleri önceliklendirip, İsrail ziyaretini rotasına dahi almaması dikkat çekiyor.
Trump her ne kadar Suudi Arabistan’ın uygun zamanda İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesini umut ettiğini söylese de, bu konu toplantı gündeminin ana maddesi olmadı. Ayrıca Başkan Trump, ziyaret sırasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş Şara ile görüşerek Suriye'ye uygulanan ABD yaptırımlarının tek taraflı olarak kaldırıldığını ilan etti. Bu durum, ABD-İsrail ittifakında bir soğuma olarak yorumlanıyor. Orta vadede, eğer Suudi-İsrail normalleşmesi gerçekleşmezse, bölgede ayrı kamplar oluşabilir ya da tam tersine, ABD’nin Körfez’de artan nüfuzu bir süre sonra Suudi-İsrail yakınlaşmasını daha da kolaylaştırabilir.
Trump’ın dış politika anlayışı
Trump için dış politika anlayışı, büyük ölçüde iş anlaşmaları yoluyla Amerika’nın ekonomik olarak güçlenmesi ekseninde şekilleniyor. Trump’ın Riyad görüşmelerine onlarca CEO ile birlikte giderek, anlaşmaları tek tek ilan etmesi de bu anlayışın bir göstergesi.
Trump’ın strateji anlayışında geleneksel müttefiklik tanımı da farklı. İsrail gibi klasik yakın müttefikler bile, eğer anlık çıkarlara uymuyorsa kenarda bırakılabiliyor. Bunun yerine parasal katkı sağlayan aktörler tercih ediliyor. Bu da gösteriyor ki Trump müttefiklerini “Amerika’ya ne kazandırır?” yaklaşımıyla değerlendiriyor. Şimdi benzer bir tavrı Körfez’de de sergileyerek, “Zengin Ortadoğulu dostlarımız ABD’ye yatırım yapsın, karşılığında biz de onları koruyalım” şeklinde bir alışveriş diplomasisi yürütüyor.
Trump böylece ABD’nin gücünü dolar ve savunma sektörü üzerinden gösteren bir lider profili de çizmiş oluyor. Kendisini başmüzakereci konumuna koyan Trump, bu imajını hem içeride ekonomik başarı hikayesi yazmak hem de dışarıda rakiplerinin nüfuz alanlarını ele geçirmek yoluyla güçlendirmek istiyor.
Sonuç olarak
ABD-Suudi Arabistan işbirliği, Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden ABD lehine tahkim eden bir gelişme oldu. Son yıllarda Ortadoğu’da ABD’nin bölgeden çekildiği ve onun yerini Çin’in doldurduğu bir güç boşluğu oluşmuştu. Şimdi ABD, Suudi Arabistan, Katar ve BAE’yi sıkıca yanına alarak, Ortadoğu’daki liderlik rolünü tazelemiş oluyor. Bu, bölgesel dengelerde ABD’nin ağırlığının artması demek. Körfez ülkeleri ABD’ye daha yakın dururken, İran ve müttefikleri daha fazla yalnızlaşacak.
Kısacası, Ortadoğu’da ABD’nin gölgesi yeniden büyüyor, bu da Çin ve Rusya’nın son dönemdeki kazanımlarını kaybetmesi riskini doğuruyor. Şayet bu strateji başarılı olur ve anlaşmalar beklendiği gibi yürürse, ABD’ye yüz milyarlarca dolarlık sermaye girişi sağlanabilir ve Çin’in Ortadoğu üzerindeki mevcut planları uzun süreliğine rafa kaldırılabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.

20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı (UNCTAD), 'Çalkantılı Bir Dönemde Uluslararası Yatırım' temalı 2026 Dünya Yatırım Raporu'nu yayımladı. Raporda hem Türkiye'yi, hem de bütün gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren ilginç veriler mevcut.




