Bira Lapanızı Nasıl Alırdınız?

Kaseden bardağa: Bira
Bira Lapanızı Nasıl Alırdınız?

Coffee Department #n
Coffee Department ile birlikte

Coffee Department’ta 2021’in ilk kahveleri

Efsaneye göre milattan sonra 850'li yıllarda Etiyopya'da keçi çobanlığı yapan Kaldi; bir çalının parlak kırmızı meyveleriyle otlanan keçilerin daha enerjik olduklarını fark eder. Benzer sonuçları kendisinde de gözlemlerler ve meyveleri bir…

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

“Günaydın! Bu sabah kahvaltıda bira lapanızı nasıl alırdınız?” Suratlarda saliselik de olsa şaşkınlık ifadesi yaratan bu soru Orta Çağ’da bir Kuzey veya Orta Avrupa'da yaşayan bir insana yönetilse ne kadar da normal karşılanırdı oysaki. Yadsınamaz besin değeri ve diğer alkollü içeceklere kıyasla daha düşük alkol oranıyla bira, patates bölge mutfaklarına nüfuz edip kendini vazgeçilmez kılıncaya dek ekmekle el ele halkın temel besin kaynağıydı. Keyif verici madde olarak bayramlarda eğlenceye ivme kazandırırken, sıradan iş günlerinde ise temel besin maddesi olarak oldukça değer görüyordu. Yapımı Orta Çağ kadınlarının gündelik işleri arasında yer alan bira, kahvaltının da yıldızıydı. Keza kahvaltı, ısıtılmış biraya kıvam kazandırmak için yumurta, tereyağ ve soğuk biradan oluşan terbiyenin yavaşça eklenmesiyle hazırlanan bira çorbasının tuz ve ekmekle servis edilmesinden ibaretti. 

Temel besin kaynağı olarak bira: Bu satırları yazdığım karlı günün bembeyaz sabahında, içimi ısıtmak için bol acılı-ekşili bir tarhana çorbasını kahvaltıda mideme götürdükten sonra bir başka zamanda, bir başka kültürde biranın benzer kullanımının bana bu kadar şaşırtıcı gelmesi ne garip.“Önce kahve” diye uyandığımız sabahları takip eden bugünlerde, 17. yüzyılın sonlarından 18. yüzyılın ortalarına dek Versay Sarayı’nda hayatını sürdürmüş düşes Elisabeth Charlotte d’Orléans’ın çay, kahve ve sıcak çikolatalı sabahlara isyanı ve bira çorbasına olan özlemi empati kurmakta zorlandığımız bir tercih meselesi olacaktır. Kültür şoklarımızı bir rafa kaldırıp birayla ilgili keyifli şaşırmalarımıza devam edersek; günümüzde bir çocuğun günde üç litreye yakın bira tükettiği düşüncesi bize çılgınca geliyor, “değil mi?” diye eklemiyorum bile. 17. yüzyılın ikinci yarısında çocuk, genç veya yaşlı farketmez İngiltere’de bir ailede kişi başı ortalama üç litre bira tüketildiğini belirten kaynaklar mevcut. Bu denli bir alkol tüketimi, suyun hastalık taşıyabilmesi ve temiz suyun zor ulaşılabilir olmasıyla da ilişkilendirilebilir. Yine de biz biz olalım, tarihe ve kültürlere büyük saygıyla da olsa, şuraya bir “Evde Denemeyiniz!” ibaresi iliştirelim. 

Keyif verici madde olarak bira: Öte yandan, biranın temel besin maddesi olarak tüketilmesinin yanı sıra, eş zamanlı keyif amaçlı tüketimi de ölçüsüz bir biçimde devam etmekteydi. “Aman canım ne olacak!” der dediğinizi duyar gibiyim; ancak bu durum dönemde o kadar tepki çekmiş ki taşkınlık ve kusma anlarının tasvir edildiği görseller dönemin resim sanatına da sıkça konu olmuş. Günümüzde birinin, arkadaşının içtikten sonra Paris metrosunda istifra edişini telefonuyla kaydetmesi ve sosyal medyada bir “sanat eserine” dönüştürmesi gibi; ama tabii daha sanatsal değeri yüksek bir şekilde. Keza bu durumun dönemin insanı için rahatsız ediciliği çok açık. Alkol tüketimine destek veren Katolik anlayışına karşılık rasyonelliği ve dolayısıyla ayıklığı savunan 16. yüzyıl Protestan Reformu, dönemin aşırı alkol tüketimine karşı çeşitli önlemler alır. Yine de Cermen eğlencelerinde kadeh tokuşturmalar eşliğinde gerçekleşen bira içme yarışmalarının önünü almak amacıyla konulan bu yasaklar, Erken Modern Dönemde “içki şeytanı” olarak nitelendirilmeye başlanan alkolün ölçüsüz tüketimi karşısında pek de başarı elde edemez. Wolfgang Schivelbusch, yazıma da kaynaklık eden Keyif Verici Maddenin Tarihi isimli kitabında ölçüsüz alkol tüketimi karşısında elde edilen başarıyı, dönemin Avrupası’nda yeni bir keyif verici içecek olarak ortaya çıkan ve Protestan ayıklığının anahtarı olarak nitelendirebileceğimiz kahveye atfeder. 

Kaynak: Wolfgang Schivelbusch, Keyif Verici Maddelerin Tarihi

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🍺 Altın su: Bira

Haftanın malt kokulu menüsü: Osmanlı bira bahçeleri, Cermenlerin bira çorbası, malt biranın sözlük anlamı, kraft biranın hikâyesi

17 Şub 2021

Coffee Department ile birlikte
Cenk Güngör

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Daday'da iki gün: Hasattan kışa

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Reyhan Ülker

·

24 Eki 2026

Daday'da iki gün: Hasattan kışa
apéroapéro
∙

HİKAYE

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Büşra Soydemir

·

17 Eki 2026

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi
apéroapéro
∙

HİKAYE

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Emre Onar

·

10 Eki 2026

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e
apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları