Çağlayancerit cevizine AB tescili

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör’ün açıklamasına göre Çağlayancerit cevizi kentte AB coğrafi işareti alan ilk ürün. Güngör konuyla ilgili şunları söyledi: "2012 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescil edilerek coğrafi işaret alan cevizimiz artık AB nezdinde de coğrafi işaret tesciline layık görüldü. 2020 yılında AB'ye yaptığımız başvurumuz 3 yıllık görüşmeler neticesinde başarıyla sonuçlanarak Çağlayancerit cevizimiz AB coğrafi işaret tescili aldı."
- Neden önemli? Çağlayancerit cevizinin birçok özelliğiyle diğer yörelerde üretilen ceviz türlerinden farklılıklar gösterdiğini vurgulayan Güngör tescilin potansiyel katkılarına yönelik "Almış olduğumuz AB coğrafi işaret tesciliyle birlikte Çağlayancerit cevizimizin uluslararası tanınırlığı ve rekabet gücü artacak, iç talep ve ihracat potansiyeli güçlenecek, bölge ekonomisi ve istihdamına katkı sağlayacak." dedi.
- Dahası: Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescilli diğer ürünler: Antakya künefesi, Antep baklavası, Aydın inciri, Aydın kestanesi, Bayramiç beyazı, Giresun tombul fındığı, Malatya kayısısı, Milas zeytinyağı, Suruç narı, Taşköprü sarımsağı.
- Diğer taraftan: Muş'ta üretilen eski kaşar peyniri Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı'nın desteğiyle Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan coğrafi işaret belgesi aldı. Şehirde coğrafi işaret alan ürün sayısının dörde çıktı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
apéro gazete'de bu hafta: Haftanın tarım ve gastronomi haberleri, 12 Haziran'da Londra'da gerçekleşen Gastronomi ve Yardım Konferansı CRADLE OF FOOD'un değerlendirmesi.
19 Haz 2023

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




