Denizden: Boş tabak

Bu hafta tabak denizden. İçi boş. Ama neden?
Denizden: Boş tabak

19 Nisan - Metro Türkiye - apéro
Metro Türkiye ile birlikte

Metro Türkiye ’yle şeker tadında bir bayram Metro Türkiye'den bayram ikramlıkları Yaklaşan Ramazan Bayramı’nın birleştirici gücünü ve bereketini kutlayan Metro Türkiye , çikolatalardan şekerlemelere, lokumdan geleneksel şerbetli tatlılara kadar sunduğu yüzlerce bayram ikramlığıyla bu yıl da ağızları tatlandırmaya hazırlanıyor. Neler var? Tam 33 yıldır Türkiye’ye özgü tatları korumak için çalışan Metro Türkiye , Metro Chef markasıyla Kemalpaşa tatlısından fincan kadayıfa, revaniden peynir tatlısı çeşitlerine, kuru baklavadan künefe, şekerpare, kalburabastı ve Coğrafi İşaret tescilli Antep katmerine kadar onlarca geleneksel tatlıyı raflarına taşıyor. Metro Chef tatlarıyla lezzetlenen sofralarda, geriye misafirler için hangisini seçsem diye düşünmek kalıyor. Dahası: Geleneksel tatlıların yanı sıra ikramlık şekerleme çeşitleriyle de göz dolduran Metro Türkiye rafları, hem çocukların hem büyüklerin yüzünü güldürecek şeker, çikolata, draje ve lokumları konuk ediyor. Sen de Ramazan Bayramı’na tat katacak tüm ürünleri keşfetmek için Metro Türkiye ’yi buradan ziyaret edebilirsin. Şeker tadında bir bayram dileriz!

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Nereden? Gezegenin %70’ini kaplayan sular

Kimin elinden? Avlanma yasaları ve uygulamalarını yürürlüğe sokmayanlar, denetlemeyenler

Bu hafta tabağa Karadeniz’den mersin balığı ya da Boğaz’dan uskumru koymak isterdik fakat olmadı. Çünkü çok uzun yıllardır ne Karadeniz’de mersin balığı ne de Boğaz’da uskumru yaşamıyor. Kalkanı fotoğraftaki gibi tezgâha koymaya devam edersek çok yakında o da olmayacak. 

Deniz ürünlerinin bilinçsiz avlanması ve yenmesinin deniz ekosistemi ve dolaylı olarak diğer ekosistemlere etkileri masaya yatırılan konulardan biri hâline geldi. Bugüne dek alıştığımız usul ve anlayışla balık yemek ekosistem için ne anlama geliyor?

Dünyanın %70’inin sularla kaplı olduğunu düşünürsek okyanus ve denizlerin küresel ölçekte iklimin düzenlenmesindeki rolü ve önemi tahmin ettiğimizden çok daha kritik bir boyutta. Yağmur ormanlarının gezegenin akciğerleri olduğundan sıklıkla bahsediliyor; peki ya yağmur ormanlarından 10 kat fazla karbon depolama gücüne sahip deniz çayırlarından kaçımız haberdarız? Bu sualtı bitkilerinin güncel durumları ve yaşam koşulları ne kadar ilgimizi çekiyor? Çekmiyorsa şimdi neden çekmeli?

Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO)’nün verilerine göre aşırı avlanan türlerin sayısı yalnızca son 40 yılda üç kat arttı; dünyadaki balık kaynaklarının %87'si ya aşırı tüketiliyor ya da tamamen kullanılıyor. Bunun sonucu olarak da yenilebilir balık ve deniz ürünleri türlerinin yaklaşık üçte birini kaybediyoruz. Vurgulanan başka bir nokta var ki; türlerin kaybı kademeli değil, hızlı bir şekilde gerçekleşiyor ve her geçen gün bu hız artıyor. 

Zafer Kızılkaya Boğaz’da Akdeniz fokunun yokoluş hikâyesinden şöyle bahsediyor: “45 yaş altı hiçbir balıkçı Akdeniz fokunu bilmiyor. Oysaki 45 yaşındaki bütün balıkçılar Boğaz’daki yalıların kayıkhanelerinde fokların yaşadığını, ağlardan balık çaldıklarını ve sürekli gördüklerini çok net hatırlıyorlar. İstanbullu birine ‘Akdeniz foku gördünüz mü?’ diye sorsak muhtemelen duymamıştır bile; yok der geçer fakat bir zamanlar Boğaz’da Akdeniz foku vardı.”

Mesele sadece tabaklarımızda deniz ürünleri olması değil çünkü avlanma yasaları ve uygulamalarını yürürlüğe sokmayanların ve denetlemeyenlerin verdiği hasarların kapsamı tür kaybıyla sınırlanmıyor. Gaz emisyonları, habitat tahribatı, ormansızlaşma, su kullanımı, arazi kullanımı ve bir dizi başka sorunu da beraberinde getiriyor. Günün sonunda balık tüketimimiz doğal ekosistemleri ve biyolojik çeşitliliği yok ediyor. 

Denizleri ve içlerindeki yaşamı gerçekten korumak için atılacak ilk adım balığın kaynağını sorgulamakla birlikte aslan, asker gibi yeni türlere açık olmak. Türkiye sularında sayıları günbegün artan istilacı balıklar yerel türlerin yaşamını tehlike altına sokarken balıkçıların ağına da yerellerden fazla takılır hâle geliyorlar. Hem balıkçının emeğinin zayi olmaması hem de yerel türlerin yaşam alanını tekrar sağlayabilmek adına istilacı türlere yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

🌊 Akdeniz altında 20 bin fersah

"Yerküre tabiri caizse denizle başladı ve kim bilir belki de yine denizle bitecek." Bu hafta apéro’da; Zafer Kızılkaya’yla milyarlarca yıllık insan ve deniz ilişkisi, Türkiye tarihinin en büyük biyoçeşitlilik kaybının nedeni ve nasılı.

19 Nis 2023

Metro Türkiye ile birlikte
Fotoğraf: Kaan Walsh

YAZARLAR

Reyhan Ülker

İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümü mezunu Reyhan, üniversite hayatı boyunca Mikla ve Ruhun Doysun başta olmak üzere şef Mehmet Gürs’ün çeşitli projelerinde yer aldı. Kopenhag'ta bulunan Noma’da tamamladığı staj programının ardından odağını "yemek hikayeleri"ne çevirmeye karar verdi. 2022 yılı Kasım ayından beri Aposto’da yemek editörlüğü yapıyor.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Emre Onar

·

05 Eyl 2026

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?
apéroapéro

HİKAYE

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Reyhan Ülker

·

29 Ağu 2026

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi
apéroapéro

HİKAYE

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında

Bordeaux’nun kurduğu şarap dünyası zamanla apelasyonlar, ödüller ve prestij üzerinden ortak bir ölçüte dönüştü. Fakat Asya’nın şarapla ilişkisi bunlardan çok daha eski. Çin’in Jiahu çömleklerinde ya da Japonya’nın Koshu bağlarında yazılan hikaye, şarabın tek bir coğrafyanın tanımlayabileceği kadar dar bir geçmişe sahip olmadığını gösteriyor. Bugün bu birikim, Batı’dan gelecek bir onaydan çok kendi referansları üzerinden yeni bir şarap kültürüne dönüşüyor.

22 Ağu 2026

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında
apéroapéro

HİKAYE

apéro 20: Masanın yeni hâli

Bir kısmı henüz kapılarını yeni açtı, bir kısmı yıllardır hayatımızda. Ortak noktaları ise aynı: Her biri Türkiye'nin yeme-içme sahnesine yeni bir fikir, yeni bir soluk ya da yeni bir yön öneriyorlar. Son dönemin en çok konuşulan 20 adresi bu seçkide.

Reyhan Ülker

·

15 Ağu 2026

apéro 20: Masanın yeni hâli
apéroapéro

HİKAYE

Sabah kahvesinden yaz gecelerine: İstanbul ve Çeşme’den beş adres

İstanbul ve Çeşme'de günün farklı saatlerine yayılan beş restoranı biraraya getirdik. Kimi ekşi mayalı ekmekle güne başlıyor, kimi uzun yaz sofraları kuruyor, kimi ise kokteyl barıyla geceye keyif katıyor. Ortak noktaları ise mutfak kadar atmosfere de önem vermeleri.

15 Ağu 2026

Sabah kahvesinden yaz gecelerine: İstanbul ve Çeşme’den beş adres