Endüstriyel yumurtalar nasıl üretiliyor?


Brothers ile hayata, şehre, doğaya, yaza karış: #BlendYourself
“Dağılmadan toplanmak büzülmektir, küçülür insan. Yayıldıktan sonra derlenmekse genişleyip olgunlaşmaktır, büyümüş çıkar insan.” Nermi Uygur, yaşamanın inceliklerini kendi perspektifiyle anlattığı Yaşama Felsefesi kitabında yaşamı…
Daha fazlasını öğren →
Yumurta birçok yemekte kullanılan bir gıda; kahvaltı tabaklarında olduğu gibi, başta tatlılar olmak üzere birçok tarife dâhil ediliyor. Yumurta üreticileri, ürünlerinin "doğal," hayvanlarının da "mutlu" olduğu reklamlar yayımlayarak pembe bir tablo çiziyor — günümüzde hayvancılığın endüstriyelleşmesiyle birlikte bu durumun hiç de resmedildiği gibi olmadığını söyleyebiliriz.
Peki bu yumurtalar nasıl üretiliyor?
Hayvanların dayanılmaz eziyetler çektiği bir süreç sonucunda.
İstatistik: Türkiye İstatistik Kurumu'nun yumurtacılık hakkında yayımladığı en son rapora (2019) göre Türkiye’de 120 milyon 725 bin 299 tane yumurtacı tavuk var. Bu hayvanların neredeyse 100 milyon tanesi endüstriyel koşullarda yetiştiriliyor.
Durum: Dünyada ve Türkiye’de endüstriyel yumurta üretimi için kafes sistemi kullanılıyor. Her kafeste ortalama 5 tavuk bulunuyor. Hayvanlar, 9-15 aylık ömürleri boyunca bu kafeste tutuluyorlar. Burada çok az hareket alanı olması nedeniyle tavuklar daha az yem tüketiyor ve bu durum, görece düşük maliyetten yumurtaların daha ucuza üretilmesini sağlıyor: Kafes sistemi yumurtaları, kafessiz (cage-free) sistem yumurtalarına kıyasla 25-40 kuruş daha ucuz.
Sorun: Kafes sistemindeki hayvanlar hareket etmek, dinlenmek, temizlenmek ve yumurtlamakta büyük zorluklar yaşıyor çünkü tavuk başına düşen yaşam alanı, yaklaşık bir dosya kâğıdı kadar. Bu, en doğal davranışları olan kanat çırpma, gezinme, silkelenme, zıplama, gerinme ve kuyruk sallama gibi hareketleri yapamamalarına neden oluyor.
İllüstrasyon: Yasemin Güney Erten
Uyurken tüneyecekleri alanların yokluğu da hayatları boyunca doğalarına uygun bir şekilde dinlememelerine sebebiyet veriyor; hayvan refahı çalışmaları, tüneyememenin tavuklar için neredeyse açlık kadar büyük bir rahatsızlık verdiğini gösteriyor.
Tavuklar, hayatları boyunca tel kafeslere kapatıldıkları için toprağa da ayak basamıyorlar. Bu, kum banyosu yapamamalarıyla sonuçlanıyor ve hayvanlar rahatça temizlenemeyip içgüdülerini tatmin edebilmek için de kafesin demirlerine sürtünüyorlar.
Hayvanlar için oldukça stresli bir eylem olan yumurtlama, endüstriyel tavuklarda yılda 250-300 kereye kadar çıkıyor. Normal şartlarda kendilerini hem güvende hem de rahat hissedecekleri, yumuşak ve gizli bir alan istiyorlar — buna imkân verecek bir alan, kafeslerde bulunmuyor. Bu, tavukların en azından kafesin köşelerinde yumurtlayabilmek için birbirleriyle kavga etmesiyle sonuçlanıyor.
İllüstrasyon: Yasemin Güney Erten
Her ne kadar dünyadaki pek çok restoran zinciri kafes yumurtası kullanmayı sona erdirmiş olsa da Türkiye’de henüz arzu edilen noktaya gelindiğini söylemek zor — lüks olanlar da dâhil olmak üzere, restoranlarda hâlâ kafes yumurtası kullanılmaya devam ediliyor.
Çözüme doğru
Günümüzde pek çok restoran zinciri, dünyada ve Türkiye’de kafes sistemini belli bir zaman aralığı içerisinde — genellikle 2025 yılına kadar — terk edeceğini ve kullandıkları yumurtaların %100’ünü kafessiz sistemlerden tedarik edeceklerini taahhüt etmiş bulunuyor. Tüketicilerin beklenti ve talepleri de kafes sisteminin sona ermesi yönünde.
Bilinçli bir tüketici, müşterisi oldukları restoranlara meseleyi gündeme getirerek kafes yumurtası kullandıkları için şikâyette bulunabilir. Gıda sektöründe çalışanlar, firmaların kafessiz sistem taahhüdü vermesini sağlayarak binlerce hayvanın eziyet çekmesini engelleyebilir ve kurumsal bir değişime önayak olabilirler.
Editörün notu: Kafessiz Türkiye tavukların eziyetsiz bir yaşam geçirmesi için çalışan bir sivil toplum kuruluşu. Buradan çalışmalarına destek olabilir, gelişmelerini takip edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Tavuk ve yumurta üretim sisteminin gerçekleri, Mezopotamya'da tarımın ortaya çıkışından beri yıldız hububatımız.
14 Tem 2021

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.




