Sahte Rakının Zehri

11 yaşımdayken Fransızca öğretmenim “Bir restoranda ‘poisson’ (balık) yerine ‘poison’ (zehir) isterseniz ölürsünüz.” demişti. Zaten menüsünde zehir olan bir restorana gittiyseniz bu riski kabul etmiş oluyorsunuz diye düşünebiliriz. Tek harften doğan bu sinsi ve ölümcül farkın Türkçedeki karşılıklarından biri de metanol ve etanol arasında var. Aslında düşününce hemen hemen her dilde var.
Metil alkol: Türkiye’de alkollü içeceklerden alınan vergilerin sürekli artması sonucu, evinde alkollü içeceklerini kendi üretenler arttı. Birçoğu da yaptığı içkinin bilindik markalardan bile daha iyi olduğunu iddia ediyor ama herkesin kaliteli ve doğru malzemeye erişimi olamayabiliyor. Kaçak ya da ev yapımı içkiden sakatlanan veya hayatını kaybeden insan haberleri ise hemen hemen sıradanlaştı. Bu şekildeki zehirlenmelerin en bilindik sebebi de metanol ya da diğer adıyla metil alkol. O yüzden metanolün neden zehirli olduğuna biraz bakalım.
Kötülüklerin anası: Etanol, alkollü içeceklerin etkin molekülü ve vücudumuz, çok yüksek oranda olmadığı sürece, etanolü tolere edebiliyor. Ayrıca etanol yıkıldığında oluşan maddelerin toksisitesi az ve bu moleküllerle etanolün kendisi, vücuttan, pek de zarara yol açmadan, atılabiliyor. Bu yüzden etanol tüketmekten hoşlanabiliyoruz. Kararında içki tüketiminin kişiyi rahatlatan, disinhibisyon yoluyla sosyalleşmeyi artıran ve genel olarak insanı pozitif bir moda sokabilen bir etkisi var. Abartılı tüketim ise bağımlılığa ve bu bağlamda birçok fizyolojik ve psikolojik sorunlara yol açabiliyor. Yıllardır insanlığın çeşitli amaçlar için kullandığı etanol, belki çok da masum değil ama kardeşi metanolün yanında melek gibi kalıyor. Metanol gerçek kötülerden. Etanol Thor’sa metanol Loki; etanol Habil’se metanol Kabil. Hatta “Alkol bütün kötülüklerin anası.” sözündeki alkol büyük olasılıkla metanol. En azından bence öyle.
Vücuda etkisi: Aslında tükettiğimiz damıtılmış içkilerde, yumuşamış muşmulada ve vücudumuzda eser miktarda metanol var. Ancak bize zarar verecek seviyede değil. Fakat bir duble rakıdaki etanol miktarı kadar metanol tüketilirse zararlar ortaya çıkıveriyor. Metanol vücutta çeşitli moleküllere çevriliyor, bunlardan en tehlikelileri formaldehit ve formik asit. Formaldehiti mumyalamadan ve tahnitten (taksidermi) tanıyor olabilirsiniz. Canlı bir vücuda yapabileceklerini siz düşünün. Formik asit ise vücuda en çok zararı veren madde. Metanol tüketiminden sonra oluşan formik asit ve diğer asitlerin kan pH’ını düşürmesiyle, böbrekler başta olmak üzere, bazı organlar çökmeye başlıyor. Formik asit ve formaldehitten en hızlı etkilenen sistem de sinir sistemi. Özellikle gözümüzün algıladığı ışığı beynimizin başka bölümlerine ileten görsel sinirler bu moleküllere karşı çok duyarlı. Bu nedenle ölümle sonuçlanmayan metanol zehirlenmelerinde körlük sıklıkla görülen bir durum. Yüksek miktarda tüketim ise sistemik organ çökmesi dolayısıyla ölümle sonuçlanabiliyor. Metanol zehirlenmesinin etkilerinin görülmesi birkaç saatten birkaç güne kadar sürebiliyor. Özellikle, ilk görülen etkilerin sıradan sarhoşluğa benzemesi yüzünden de zehirlenmenin farkına geç varılması mümkün.
Dert metanol, derman etanol: Zehirlenme ne kadar erken fark edilirse yapılan müdaheleler de o kadar çok işe yarıyor. Bu müdahelelerden biri de kana etanol enjekte edilmesi. Yanlış duymadınız. Halıya dökülen kırmızı şarabı çıkarmak için üstüne beyaz şarap dökmeye çalışan arkadaşınıza inanmak bile zorken metanolün panzehrinin etanol olduğunu kabullenmek biraz güç olabilir. Fakat bu iki molekül kimyasal olarak birbirine oldukça benzer ve etanol, metanolü zararlı moleküllere çeviren enzime bağlanarak bu kimyasalların oluşmasını engelliyor ve aslında kendisi de biraz zehirli olan etanolün panzehre dönüşmesi bu şekilde gerçekleşiyor.
Kulkid’in Spin şarkısında da geçen İnsan ile Tanrı Arasındaki Konuşma şiirinde Muhammed İkbal’in Tanrı’ya söylediği gibi: “Zehri şuruba çeviren de benim [insan].”. Siz siz olun hangi zehri kimin şuruba çevirdiğinden emin olun.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.





