
Şarap yüzyılları birbirine bağlayan, bu coğrafyanın zirai genlerine işlemiş bir içki. Fakat son yüzyılın son çeyreğinde, gastronomik akımlara uygun şekilde bir "yüksek damak" hobisine yönlendirilmiş, kuralları sert çizili bir dünyanın içinde tutulmaya çalışılmış. Zevkli eşleşmelerin kitapları yazılmış, rozetli kapı bekçileri peydah olmuş, adab-ı muaşereti külliyatlaştırılmış. Şüphesiz eskinin şarap tanrıları da zevkin artırıldığı, kuvvetli damakların sofralara öncülük ettiği bir düzeni destekler. Fakat bunun, puanlama sistemiyle şarap dünyasını avucuna alan tadımcı Parker-vari bir damak diktatörlüğünden ziyade yatay bir hiyerarşide gerçekleştirilmesi elzem olmalı. Şarap zevki şişe fiyatlarından, eldivenli garsonlardan ve seremoni gibi tadım dolumlarından ibaret değil. Aksine ideal bir toplumda öğrenci yakalısı, mavi yakalısı, beyaz yakalısı, fiyakalısı ve herkesin şaraptan zevk alabildiği bir kültür. Bu kültürün İstanbul’daki güzel örneklerinden biri de Beyoğlu’nun küçük şarap barı Solera.

İllüstrasyon: Gündeniz Çetin
Galatasaray Lisesi yanından Boğazkesen’e doğru inen yokuşta ayak tabanlarıyla frene basa basa inerken küçük dükkânlar serisinde kendini az gösteren bir bar. Kapıdaki yere yakın oturmalıkları, kaldırıma taşmış misafirleriyle kalabalık vakitlerinde daha da dikkat çekiyor.
Solera, sonu bara uzanan, duvarları şarap şişeleri ve dramatik fotoğraflarla süslü ince dar bir mekân. Yüksek tavanı ve alçak oturumlu puflarıyla geniş bir hacim sağlayan, iki sıra masa dizili, ışığı gücendirecek karanlıkta bir mekân. Emlakçısının buraya şarap barı kurulacağını duyduğunda eminim şaşırdığı bir yer. Ama kulvarında isim yapmış çoğu işletme gibi mekânından bağımsız bir his yaşatma gücü var. Solera, darlığına ve karanlığına rağmen insanın ferah hissettiği ve içinde keyif aldığı bir yer. Bir şarap barına yakışır şekilde, şarabı yüksek gastronomi kuralları çerçevesinde servis etmek yerine insanların oturup iki kadeh içebileceği, sohbet edip şarabını kendi doldurabileceği bir hizmet var. Belki de bu yüzden sanki fuları kişiliğine dâhil etmiş insanların egemenliğinde bir alan değil de herkesin şarapla haşır neşir olabileceği bağımsız bir toprak parçası.
Yemek kısmında genelgeçer denebilecek; ama şaraba göre gözden geçirilmiş bir dünya mutfağı söz konusu. Etler, peynir tabakları, balık aperitiflerinden ziyade yan dükkânda yaptıkları pizzalardan almak daha keyifli. İnce hamurlu pizza ve bir şişe şarap paylaşıp ne aç ne tok ne ayık ne sarhoş kalkmak Solera’nın en güzel yanı. Mekânın içinde bir yandan şarap ve sohbet zamanı hızlandırırken pufta oturmaktan ağrıyan beller de her dakikayı rölantiye alarak ilginç bir denge kuruyor.
Dionysos bugün aramızda dolaşsa, eminim yüksek gastronomi erbaplarıyla değil, Solera’da takılan, şarap yakalı insanlarla haşır neşir olur, bel büken puflardan birine çöker ve sigarasını sarardı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Berkok Yüksel
A former child writing about food and London for Aposto.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Bordeaux’nun kurduğu şarap dünyası zamanla apelasyonlar, ödüller ve prestij üzerinden ortak bir ölçüte dönüştü. Fakat Asya’nın şarapla ilişkisi bunlardan çok daha eski. Çin’in Jiahu çömleklerinde ya da Japonya’nın Koshu bağlarında yazılan hikaye, şarabın tek bir coğrafyanın tanımlayabileceği kadar dar bir geçmişe sahip olmadığını gösteriyor. Bugün bu birikim, Batı’dan gelecek bir onaydan çok kendi referansları üzerinden yeni bir şarap kültürüne dönüşüyor.
22 Ağu 2026

Bir kısmı henüz kapılarını yeni açtı, bir kısmı yıllardır hayatımızda. Ortak noktaları ise aynı: Her biri Türkiye'nin yeme-içme sahnesine yeni bir fikir, yeni bir soluk ya da yeni bir yön öneriyorlar. Son dönemin en çok konuşulan 20 adresi bu seçkide.






