Sokak yemekleri 3.1

Sokak yemeklerini baş tacı edenlere ithafen.
Sokak yemekleri 3.1

Ekremoğlu #n
Ekremoğlu ile birlikte

Coğrafi işaretli Ezine Peyniri: Ekremoğlu Anımsamayanlar için hemen coğrafi işaretin ne olduğundan ve neden önemli olduğundan söz edelim isteriz: Coğrafi işaretli ürün; belirgin bir özelliğiyle benzerlerinden ayrılan ve yalnızca bir coğrafyada, bir yörede o biçimde üretilen herhangi bir ticaret ürününü tanımlıyor. Ürünün kalitesini ve farklılığını mümkün kılan, o yöredeki gelenekten köklenen üretim yöntemini ya da çeşit farkını belirleyen ve tüketicide bir güven yaratan bir tescil biçimi olan coğrafi işaret, uluslararası pazarda o ürünün markalaşmasını kolaylaştırıyor, değerini belirliyor ve ihracat hacmini artıran bir faktör olarak öne çıkıyor. Bazı verilere göre 2012 yılında Fransa'nın yalnızca coğrafi işaretli ürünlerden 19 milyar avro gelir elde ettiği biliniyor. Hâl böyle olunca coğrafi işaret kavramı ülkeler için önem teşkil ediyor. Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünleri arasında yer alan Ezine Peyniri de Ekremoğlu gibi üreticiler sayesinde dünyaca ünlü bir markaya dönüşebiliyor. Ekremoğlu Ezine Peyniri: Ekremoğlu'nun ürünlerin çevresel performanslarını uluslararası standartlarda ortaya koyan EPD Coğrafi Tescilli Ezine Peynirleri, Kaz Dağları'nda beslenen keçi, koyun ve ineklerin sütlerinin karışımının, Şirden kullanılarak mayalanmasıyla üretiliyor. Kimyasal, koruyucu ya da katkı maddesi içermeyen ve yalnızca geleneksel yöntemlerle üretilen Ekremoğlu Ezine Peynirleri arasında koyun, inek ve keçi sütlerinin karışımından elde edilen Lüks Ezine Peyniri'nin yanı sıra büyük oranda keçi sütünden üretilen Ezine Keçi Peyniri ve koyun sütünden elde edilen Ezine Koyun Peyniri öne çıkıyor. Her biri 8-12 ay gibi sürelerde dinlendirildikten sonra raflarda yerini alan Ekremoğlu Ezine Peynirleri; zengin besin değeri ve damakta kalan tadıyla kahvaltı sofralarının, salataların ya da ikram tabaklarının aranan lezzeti olma potansiyeli taşıyor. Öte yandan Ekremoğlu; Apéro okurlarına özel, sipariş tamamlama ekranında APERO kodunu kullanan herkese %10 indirim fırsatı sunuyor. Ekremoğlu: Küçükkuyu, Altınoluk, Ayvacık, Çanakkale, Akçay, Güre, Edremit, Zeytinli gibi ilçelerde 14 pazar yerinde ve 12 mağazasında kahvaltılık üreticisi ve marketi olarak hizmet veren Ekremoğlu, 1996 yılından bu yana süt ürünleri üreticiliği gerçekleştiriyor. İnternet mağazasıyla peynir, zeytin, zeytinyağı ve yöresel ürünler kategorilerinde bölgenin geleneksel lezzetlerini tüm Türkiye'ye 300 lira ve üzeri alışverişlerde ücretsiz kargo fırsatıyla ulaştıran Ekremoğlu markası; kaliteli ürünleri hesaplı fiyatlara sunma amacıyla bugün 50 tonluk süt işleme kapasiteli üretim tesisinde çeşit çeşit peynir üretirken hem bölgenin kalkınmasına katkıda bulunuyor hem de Türkiye’nin tescilli ürünlerinin yaygınlaşmasını kolaylaştırıyor. APERO kodunu kullanarak indirim avantajından yararlanmak ve Ekremoğlu üzerinden ilk alışverişinizi yapmak için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

“Çok ama çok acelemizin” olmadığı, rezervasyonsuz ve “amuse-bouche’süz” bir dönemde dışarıda yemek yemek; şehre imzasını atan mimarlar dışında herhangi bir tasarımcı imzası taşımayan, genellikle masasız sandalyesiz bir ortamda; “sokakta” yenen pratik ve ucuz yemekler demekti. Yani sokak yemekleri. 

Bugün baktığımızda sokak yemekleri, “hızlı” servis edilebilmesi “ucuz” ve “pratik” olmasıyla bir modern dönem icadı gibi görünebilir; fakat ortaya çıkışıyla ilgili konuşulan tarihler, günümüzden pek uzak.1940’larda Güney Afrika’da Hindistan'dan gelen göçmen işçilerin lokantalara girmesinin yasaklanmasının ardından, seyyar yemek arabalarının ortaya çıkışını başlangıç olarak alan da var, Antik Yunan ve Antik Roma’da da seyyar sokak yemeklerinin varlığına dair araştırmaları öne süren ve çok daha eski bir tarihi olduğunu savunan da. Çıkış tarihi ve yeri neresi olursa olsun ortak noktada buluşulan, sokak yemeklerinin bütün dünyaya yayılmasını sağlayan ve hâlâ geçerliliğini koruyan birkaç özelliği var: Ulaşılabilir, pratik ve hızlı olması. Nitekim günümüz fast food zincirlerinin sokak yemeklerinden bu anlamda ilham aldığı aşikâr; fakat atladıkları bir konu olacak; o da yemeğin sosyokültürel mesajları. Ve bu mesajları es geçmeyen bir grup; şefler.

Sosyokültürel mesajlar: Sokak yemekleri, yıllar içinde tüm dünyaya hızla yayılmasını sosyoekonomik sebeplere ve yemeğin “kültürün en mobil hâli” olmasına borçlu. Özellikle yıllardır göçmenler tarafından kültürün bir yansıması ve bir geçim kaynağı olarak görülen sokak yemekleri, bir ülkenin kültürel dokusunu aktaran en filtresiz araç. Yerel mutfakları deneyimlemenin en ulaşılabilir hâli olmasıyla da hem yerel halkın hem de turistlerin kültürle etkileşime geçebildikleri bir alan. Yani bugün bir hikâyesi olsun diye bir dolu para harcanan o “otantik yemek deneyimi”ni, sokak yemekleri doğası gereği sunuyor. 

Yeni kulvarlar: Tabii sokak yemekleri doğası gereği böyle bir cevhere sahip olunca, günümüzde farklı sosyoekonomik denklemlerde, farklı dinamiklerle karşımıza çıkıyor. Ekonomik anlamda çok gelişmemiş ülkelerde ulaşılabilir ve pratik oluşuyla tercih edilirken gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler, “otantik bir deneyim” olarak sokak yemeklerinin kaymağını yiyor denebilir. Güney Amerika ve Asya’daki birçok ülkede işi doğasına bırakarak hem yerel halka hem de meraklı ve deneyime aç turistlere hitap eden sokak yemekleri, bugün bazı ülkelerde yepyeni bir sektöre dönüşmüş durumda. 2000’li yılların başında Anthony Bourdain’in No Reservations programından alınan ilhamlar, ardından 2008’de Roy Choi’nin Los Angeles’taki Kogi Food Truck isimli gurme sokak yemeği girişiminin, gözleri sokak yemeklerine çevirmesiyle yeni bir akım başladı. Özellikle Avrupa, ABD ve son yıllarda Türkiye’de sokak yemekleri yeni bir kulvarda anılmaya başlandı. Örneğin, sokak yemeklerinin az biraz yerleşik hâli olan seyyar yemek arabaları (food trucks) bu gelişmelerin akabinde ABD’de 2014 yılında yaklaşık 803 milyon dolar değerinde bir sektöre dönüştü. 2020 verilerine göre de yaklaşık 996 milyon değerinde, devamlı büyüyen bir sektör. Peki sokak yemekleri bu kulvar değişimini kime borçlu? Şeflere, şeflerimize ve misyonlarına. 

Misyonlar: Ülke mutfaklarının çeşitliliğini ve zenginliğini, ulaşılabilirliği açısından çok daha fazla görünür kılan sokak yemeklerinin, şef mutfaklarına girmesinde başta ekonomik sebepler ağır basıyor gibi görünebilir. Fakat şeflerin sokak yemeklerini baş tacı etmelerinin arkasında aslında başka motivasyonlar da yatıyor. Anthony Bourdain’in iştahından ve Roy Choi’nin girişimciliğinden ilhamla bir grup şef, kariyerlerinin dişe gelir yıllarında, yıllardır üzerinde durulmayan lezzetleri sahneye çıkarıp kültürlerini tanıtmayı kendine misyon edindi. Kimisi daha füzyon bir yol seçerek farklı kültürlerin lezzetlerini bir araya getirirken (bakınız tarhana ekmeğiyle hazırlanan hamburger) kimisi yöresel klasikleri en iyi malzemeyle, en iddialı reçeteyle ve layığıyla servis etmeyi tercih etti. Böylece şefler, kıyıda köşede kalmış geleneklerin, ürünlerin ve reçetelerin peşine düşerek ve bulduklarını ekmek arası rahatlığında sunarak, yöresel lezzetlerin gelişmesine ve bilinmesine katkı sağladı.

Domino etkisi: Sokak yemeklerinin şef mutfaklarına girmesi, kültürel anlamda birçok lezzetin tanıtılmasının yanında, üretim alanına da yeni standartlar getirdi. Sokak yemekleri, eskiden daha çok karın doyurmak için tercih edilen bir ürün iken şeflerin dokunuşu ve malzeme konusundaki titizliği, sokak yemeklerine olan birtakım ön yargıları kırdı. Şeflerin iyi ve kaliteli ürün talebi, hem tüketicinin bu standartları anlamasını sağladı hem de üreticiler, talebe göre üretim kalitesini yükseltmek durumunda kaldı. Yöresel ürünlere talep artınca, ürünlerin yapıldığı ve yetiştirildiği bölgede ekonomiye can suyu verildi: Ve domino etkisi. 

Özetlemek gerekirse; hemen hemen herkes için ulaşılabilir olması, hikâye anlatıcılığının yalnızca beyaz masa örtüleri üzerinde yapılmadığını, hızlı olanın her zaman kalitesiz ve besleyici olmayan anlamına gelmediği göstermesi, sokak yemeklerinin gurme dönüşümünü son 20 yıldır konuşuyor olmamızın önemli sebeplerinden. Şeflerin bir misyon ve kültürel aktarım peşinde sokak yemeklerine yönelmesi, hem kültürel bağlamda hem de ekonomik anlamda hâlâ değerli. 

Misyonu kültür elçiliği olan ve domino etkisi yaratanlara ithafen... Sözümüz, sözde hamburgerciler ve lokmacılar meclisinden dışarı.

İllüstrasyon: Cenk Güngör 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🎉 11.000 okur, sokak yemekleri

11.000 okuru geçtik, sokak yemekleriyle kutluyoruz! Menü: Orta Doğu'dan ve şeflerden sokak yemekleri.

25 Kas 2020

Ekremoğlu ile birlikte
Cenk Güngör

YAZARLAR

Elif Bayram

Editor-in-chief, Soli

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Emre Onar

·

10 Eki 2026

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e
apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları
apéroapéro
∙

HİKAYE

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

Reyhan Ülker

·

26 Eyl 2026

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Ceren Aral Desnos

·

19 Eyl 2026

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün