Yabancıya cennet, yerliye memleket mekân: Privato Cafe


Yazın bereketli sebze ve meyve seçkisini bulabileceğiniz güvenli adres: Tazedirekt Yaşadığımız dünyanın hızı ve çabuk tüketimi destekleyici düzeninde ilerlerken giderek tembelleşen tüketicilere dönüşüyor; hem sofralarımızın hem de ekolojik hayatın geleceğini göz ardı edebiliyoruz. Hâlbuki, yerel sebze ve meyvelerle mevsimsel beslenerek ; yüksek besin değerine sahip, gerçek lezzetinden ödün vermemiş yiyecekler tüketebilir; uzaktan gelecek ürünleri ve karbon salımını azaltabiliriz. Tadını kaybetmemiş ürünlerle hazırlanan tabakların lezzetinin yanı sıra sağlığımız ve dünyanın geleceği için mevsiminde ürün tüketmenin öneminin farkında olan Tazedirekt , bilinçli üreticilerin ürettiği mevsiminde yetiştirilmiş meyve ve sebzeleri tüketicilerle buluşturuyor. Böylece, mayıs-haziran aylarının bereketli ürün seçkisine Tazedirekt güvencesiyle ulaşılabiliyor. Bu ay Tazedirekt’te neler var? Haziran ayında , yediğimiz ürünün nereden geldiğini bilmenin önemine vurgu yapan Tazedirekt’te bulabileceğiniz mevsiminde yetiştirilmiş sebzeler ve otlar arasında Muğla’dan kuşkonmaz, Ege köylerinden ebegümeci ve deniz börülcesi, Antalya’dan çalı fasulyesi bulunuyor. Pestisit analizli domatesler, hıyarlar ve sivri biberler yaz salatalarına dönüşmeyi beklerken Urla'dan enginar, Kocaeli'den taze sarımsak ve semizotu bizi özlediğimiz uzun masalara, yaz akşamlarına çağırıyor. Yerli ve organik olmanın tatta yaratığı farkı deneyimleyebileceğiniz yaz meyveleri arasında ise Anamur’dan muz, Mersin’in Mut bölgesinden Erik, İzmir’den kiraz öne çıkıyor. Tazedirekt : Türkiye’nin dört bir yanından geleceğimizi, sürdürülebilirliği ve ne yediğini önemseyen üreticilerle iş birliği içinde olan Tazedirekt, bilinçli üreticilerin ürünlerini tüketici ile buluşturarak sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelecek yaratmayı hedefliyor. Bu gayede, aracısız tedarik ettiği ürünleri, gıda mühendislerinin kontrolünden geçirerek özenle paketliyor ve tazelik güvencesi vererek tüketiciye ulaştırıyor. Yazın bereketini Tazedirekt'in organik ve yerel ürünleriyle deneyimlemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Yüksekkaldırım’dan aşağı inmesi ne kadar zevkliyse, yukarı çıkması o kadar eziyet. Eskiden Pera’daki binaların taşlarını hamallar bu yoldan nasıl taşırlardı hep hayret ederim. Taş taşımak kadar olmasın, sırt çantam dahi Atlas’ın omzuna binmiş yerküre gibi gelir. Fakat Yüksekkaldırım’ı keyifle, seke seke çıktığım nadir zamanlar da olur. Bunlardan biri kahvaltımı Privato Cafe’de yapacağım gündür.
Privato, özel veya mahrem anlamına gelen ismine yaraşır şekilde, Galata Kulesi’nden biraz daha yukarı çıkıldığında insanın geçerken bakmaya tenezzül etmeyeceği bir ara sokakta yerini almış. Yerleri ahşap mı hatırlamasam da en azından ahşapmış gibi sıcak bir his veren, el emeği göz nuru döşenmiş bir dükkân. Bu hissin sebebi de nice misafirlerinin Türkçe veya yabancı dillerde duvarlara, kapılara bıraktıkları notlar, çizimler ve benzeri anıların yarattığı yaşanmışlık.
Yol geçen hanı: Bu yaşanmışlık sayesinde Privato, gençlikte ağızdan düşmeyen Interrail seyahatleri, backpacking, couchsurfing, kısacası gençliğe ve görme merakına dair tüm kelimelerin içinde bulunduğu cümlelerin sonunda anlatılan lezzet duraklarından biri gibi görünüyor. Sadece misafirlerinin değil, kimi çalışanlarının dahi ana dili Türkçe olmayan bu tatlı kafe, Galata’nın yüzyıllardır kaybetmediği yol geçen hanı kimliğine en uygun yer.
Her yemeğin yapanı ayrı: Turistlerin uğrak mekânları her zaman yerlilerin gözdesi olmaz; nitekim buralarda şov amaçlı, adı allı pullu ama tadı pek bir vasat yemeklerle dolu menüler, emek değil konsept satan işletmeciler bulunur. Oysa Privato tam tersi. Kafenin başında olduğunu jestlerinden çıkardığım ve adını bilmediğim bey, malzemelerin neredeyse hepsini özenle, civar köylerden ve hatta Türkiye’nin farklı yörelerinden seçiyor. Yöresellik, "köyde yetişmiş" söylemleri artık içi boşaltılmış pazarlama sözcükleri; fakat ne kadar anlamını yitirse de doğru yapıldığında tadını yitirmiyor. Privato bu anlamda tam bir tedarik cenneti. Konu "sere serpme" Türk kahvaltısı olunca da tedarik edilecek malzeme kalem kalem. Peynirler civar köylerden ayrı ayrı seçiliyor. Her reçelin yapanı ayrı. Fındık ezmesi - Türkiye’de yediklerim arasında en lezzetlisi - Karadeniz’de bir teyzenin elinden çıkıyor. Sofraya zar zor sığdırılmaya çalışılan her küçük tabağın üreticisi ayrı, menşei ayrı, hikâyesi ayrı. Bunun bir pazarlama hilesi olmadığı da iki sebepten belli: Birincisi, sormadıkça söylemiyorlar; ikincisi, sadece ismen özel değil, lezzet itibarıyla da fevkalade ürünler.
Privato’da öğlen ya da akşamüstü yemek yemek de mümkün; fakat burada âdet Türk kahvaltısı söylemek. Benim tavsiyem yerli veya yabancı arkadaşları götürüp, ardı kesilmeyen, Muson yağmurları gibi masaya yağan tabakların karşısında fal taşı gibi açılan gözleri izlemek.
İki kademeli kahvaltı: Privato’da makbul olan herkes için Türk kahvaltısı söylemek. Bu istek karşısında önce çaya hakkının verildiği belli bir çaydanlıkta çay geliyor; ardından peynirler, reçeller, kuruyemiş ezmeleri, söğüşler, çeşitli soğuk mezeden hâllice güzellikler. Bunlar acuka olabilir, kişnişli avokado ezmesi olabilir, yoğurtlu kimi tabaklar olabilir. Beraberinde eşlikçi simitler ve ekmeklerle midelere inen bu ziyafete hızlı dadananlar hata eder. Nitekim bu ilk round. Tam “şükür doyduk” veya “wow that was delicious” nidaları masadan yükselirken, bir posta daha geliyor. Bitenlerin alındığı, bitmemiş tabakların üstüne kaçak kat çıkarcasına tabakların konduğu sofranın yıldızları bu sefer ıspanaklı çıtır gözlemeler, tuzlu veya tatlı mini pancake'ler, sahanda yumurtalar ve başka sıcak lezzetler. Araştırmamak benim suçum fakat eminim ki Privato’nun mutfağında bir hamur işi ustası mevcut, nitekim hamurlu kahvaltılıkları hem hafiflik hem lezzet olarak üstün işler, soğutmaya gelmiyor.
Dışarıda apartmanlar arasındaki püfür masalarında mı yoksa içerideki yaşanmışlıklı ambiyansında mı oturmak daha iyi bilemiyorum. Privato’nun içinden bir manzara var; fakat manzarada Galata Kulesi ne kadar görülüyor emin değilim, sofraya odaklanırken bakmayı akıl etmedim. Ama tabağımın altındaki kâğıtta kuleye dair bilgiler paylaşıldığını biliyorum, arsızca sabahı öğleye çevirirken gözüm oradaydı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Kademeli meyhaneleşme rehberi ve Galata'da sabahı öğleye çevirmelik bir kahvaltıcı.
02 Haz 2021

YAZARLAR

Berkok Yüksel
A former child writing about food and London for Aposto.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.
20 Haz 2026





