

Tazedirekt ile yaza serinlik katıyoruz
Sıcaklar bastırdı. Hâl böyle olunca, hava durumunun vaziyetini “esmiyor” diye açıklarken klişe olmaktan çekinmeyip “nem çok nem” söylemiyle duruma gündelik hayat için yeterli bir bilimsel açıklama getirmeye devam ediyoruz.
Daha fazlasını öğren →
Sıcak yaz günlerinin, plajda denize karşı keyiflenmelerin, eğlenceli gecelerin ve tabii gün batımının en keyifli eşlikçilerinden kokteyller, her zaman bu kadar popüler değildi. Kokteyl, küreselleşmesini ve güncel pozisyonunu, alkollü içecek üretimi ve tüketimini engellemeye çalışan eski bir yasağa borçlu.
Kokteyle doğru ilk hareketlenmeler
Kokteyllere hayat veren karıştırma işlemi 1200’lü yıllara dayanıyor. 1400’lü yıllarda damıtma tekniği yaygınlaşıyor ve toplumlara bulundukları bölgelerdeki meyve ve baharatlardan çeşitli tatlar yaratmak için gerekli ortamı sunuyor. Disney dizileriyle büyümüş çoçukların lise mezuniyet sahnelerinden aşina olduğu punch için “günümüz kokteyllerinin atası” demek çok da yanlış olmaz.
1600’lü yıllara gelindiğinde Birleşik Krallık’tan gelen denizcilerin Hint Okyanusu’na indikçe kalitesi bozulan yolluk biralarını limon, şeker, çay gibi ellerinin altında bulunan malzemelerle tatlandırarak tükettikleri görülüyor. İngilizce’de horoz (cock) ve kuyruk (tail) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden doğan “cocktail” kelimesi ilk kez yazılı olarak 1798 yılında bir Birleşik Krallık merkezli gazetede kullanılıyor. Bu yeni kelime, ilk kez 13 Mayıs 1806 tarihinde The Balance, and Columbian Repository isimli ABD çıkışlı gazete tarafından resmi olarak şu sözlerle tanımlanıyor: “Herhangi bir alkollü içki, şeker, su ve bitterden oluşan uyarıcı bir karışım. Öte yandan kelimenin çıkış hikâyesi gibi, kokteylin ilk kim tarafından, nerede ve ne zaman yaratıldığı da bilinmezliğini koruyor.”
Amerikan rüyası: 19. yüzyılın sonlarına doğru ABD’de kokteyli yükselişe geçiren iki ana değişiklik meydana geliyor. Birincisi, barlar, buluşma noktasına dönüşüyor. İkincisi, buza erişimin kolaylaşması sayesinde buz tüketimi yaygınlaşıyor. Rivayetlere göre dönemin başkan yardımcısından bile daha fazla kazanan barmen Jerry Thomas, yayımladığı “The Bartender's Guide: How to Mix Drinks” kitabıyla standartlaştırılmış tada sahip kokteylleri bar sektörüne kazandırıyor. Ancak 1920 ila 1933 yılları arasında ABD’de görülen alkol yasağıyla yükselişte olan kokteyl dünyası ivme kaybediyor.
Yasağın ters etkisiyle gelen altın yıllar
ABD’de alkol satışı, üretimi, nakliyesi ve tüketimini 13 yıl boyunca yasaklayan alkol yasağı, kokteylin altın yıllarını yaşamasına neden oluyor. Öncelikle yasak zamanı alkol tüketimini canlı tutan gizli barlarla — speakeasy’ler — birlikte alkol tüketimi yeni bir şekle bürünüyor. Kaçak üretilen içkilerin kötü tadını gizlemek ve baskın ihtimaline karşı alkolü daha hızlı tüketmek için karıştırılmış aromalı içkiler, yani kokteyller, işlevselliğiyle tekrardan popülerlik kazanıyor.
Durum sınıfsal: Öte yandan alınan yasaklar, her kesim için aynı anlama gelmiyor. Hâli vakti yerinde olanlar daha kaliteli içki içmek için en ünlü rom bazlı kokteyllerin doğduğu yere, Küba’ya kaçıyorlar. İçki kısıtlamaları, tüketici tarafında tüketim alışkanlıklarında değişim şeklinde gözlemlenirken hizmet sektöründe daha farklı bir sonuç doğuruyor.
ABD’deki kıdemli barmenlerin çoğu yeni iş imkânları için başta Paris ve Londra olmak üzere Kanada, Meksika ve Avrupa ülkelerine göç ediyor. Bu göç, sadece barmenler için değil, ABD’deki barlar ve kokteylleri için de yeni bir sayfa anlamına geliyor. Avrupa ilk defa ABD türü barlarına ve kokteyl kültürüne kavuşuyor. Alkollü içecekleri kısıtlamayı amaçlayan yasak, kokteyl kültürünü tüm dünyaya yayarak kokteyl-egemen bir dünya yaratıyor.
Kokteylin gelişim süreci incelendiğinde kokteyl kültürünün ham madde çeşitleri, malzeme tedariği, deniz yolu ulaşımı, dinî ortam ve politik iklim gibi birçok etkenin söz sahibi olduğu dönem koşulları çevresinde şekillendiği görülüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kokteyle ayırdığımız aya girdik. Tarifler, tavsiyeler, tarihler.
04 Ağu 2021

YAZARLAR

Adasu Mireli
Food writer @ Aposto

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.





