Yeni bir pandemi: Panama


En lezzetli soslar, en taze makarnalar: Molino Cucina
Taze makarnalar, yumurta içermesi ve taze biçimde sunulması sebebiyle kurutulmuş paketli makarnalardan ayrılıyor. Taze makarnalar, yakışan bir sosla birleştiğinde öğünü yalnızca bir yemek olmaktan çıkarıp eşsiz bir deneyime dönüştürüyor.
Daha fazlasını öğren →
Bir anda beliren ve hızla yayılan öldürücü bir hastalık, karantinaya alınan bölgeler, tedavi ve aşı çalışmaları… Son bir yıldır kelime dağarcığımızda hegemonya kuran bu sözcükleri bu sefer Covid-19 için değil; dünyada en çok tüketilen meyvelerden biri olan muzun ulaşılabilirliğini tehdit eden ve küresel muz tarımını etkileyen ve bir hastalıktan söz etmek için kullanıyoruz: Tropical Race 4 (TR4). Panama Hastalığı (TR4), dünyanın her yerindeki muz çiftliklerine yayılarak muz tarımını tehdit ediyor.
Nereden çıktı bu Panama? Hastalığın sebebi Fusarium oxysporum cubense mantarı, günümüzde tükettiğimiz muzların %99’unu oluşturan Cavendish türünde Fusarium solgunluğu olarak da bilinen Panama Hastalığı'na neden oluyor. Tıpkı Covid-19 gibi, belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoktan ilerlemiş ve muzların damar sistemini etkilemiş olduğundan hastalığın yayılması önlenemiyor. İlk olarak 1874’te Avustralya’da görülen, 1950’li yıllarda bulaştırıcılığının hızlanmasıyla yıkıcı bir etki yaratarak Gros Michel türünün kaybolmasına yol açan bu hastalık, günümüzde ise Cavendish muzlarını yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.

Cavendish: Gros Michel türünün mantara karşı yenik düşmesi sonucu, yeni bir tür arayışına girilmiş ve ismini VI. Devonshire Dükü William Cavendish’ten alan, genetiği değiştirilmiş Cavendish türünün hastalığa direnç göstermesiyle bu tür, hızlıca dünya çapında yayılarak oldukça geniş bir dikili alan elde etmiştir. Kısa vadede küresel muz tarımı için kurtarıcı gibi görünen bu çözüm, yeni bir salgın oluşmasının önüne geçememiştir. 1990’larda bilim insanlarının endişelendiği Cavendish türüne karşı galip gelen yeni bir Panama Hastalığı; TR4 ilk olarak Asya’da ortaya çıkmıştır. Hızla Orta Doğu, Avustralya ve Afrika’ya yayılan salgının belirtilerinin 2019’da Kolombiya’daki çiftliklerde görülmeye başlanmasıyla birlikte salgın geniş çaplı bir paniğe sebep olmuştur; çünkü Güney Amerika muz üretimi ve ihracatında başta gelmektedir.
Neden önemli? Yayılmasına engel olunamayan bu salgın, bilim insanlarını muz bitkisinin genetiğiyle ilgili çalışmalar yapmaya ve yeni çözümler üretmeye yönlendiriyor. Çünkü yalnızca tedavi ve aşı bulmaya yönelik çalışmalar yapmak mevcut soruna kalıcı bir çözüm sağlayamıyor. Sorunun temeli, muz ihracatının neredeyse tamamının tek bir çeşide dayanmasından kaynaklanıyor. Yani aslında yediğimiz muzların neredeyse tamamının genetik yapısı aynı, hepsi tek bir türün klonlanmasıyla üretiliyor. Bu yöntem, toplu üretimi kolaylaştırdığı ve güvenilirliği arttırdığı için ticari olarak etkili olsa da ortaya çıkan herhangi bir hastalığın hızlıca yayılmasına ve büyük bir tehdit hâline gelmesine sebep oluyor.
Çözüm ne olabilir? Hastalığın çözümünün ise genetiği değiştirilmiş yeni bir muz türünün bulunması olmadığı açık, bulunacak çözümün muzların yetiştirilme şeklini bütünüyle ele alması gerekiyor. Peki muz tarımında TR4 gibi salgınların önüne geçmek için neler yapılabilir? Yabani muzların yetiştirilmesi, yeni ve farklı muz türlerinin tanıtılarak farklı çiftliklerde üretilmesinin desteklenmesi daha kalıcı bir çözüm. Dwarf Red, Cheesmani, Velutina, Blue Java gibi pek çok farklı boyut, renk, tat ve kokuya sahip muz çeşidi tüketiciye tanıtılmalı ve yetiştirilmesi desteklenmelidir.
Günümüzde başta Hollanda ve Filipinler’de bulunan organik çiftliklerde ve laboratuvarlarda salgına dirençli, aynı zamanda ticari olarak elverişli muzların üretimi üzerine çalışılıyor. Cavendish muzlarını etkileyen ve beraberinde büyük bir panik getiren TR4 pandemisi, bizi uzun vadede sürdürülebilir tarım yöntemlerine, çeşitliliğe, vahşi yaşamı teşviğe, çevre ve tüketici dostu uygulamalara yönlendirecek gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Tek muz diktatörlüğü, kısık ateşte baharatlı şarap, yeni vegan rehberi ve dahası.
23 Ara 2020

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




