Çitlerle çevrili tarla: Filistin’de gıda sorunu


Ekşi tatları yeniden keşfetmek isteyenlere: 240 Derece Ekşi maya pazarının giderek büyüyeceği tahmin ediliyor. Bu beklentinin arkasında dünya genelinde tüketicilerin tercihlerini "sağlıklı olandan" yana kullanması yatıyor. Bu kapsamda hazır maya bazlı konvansiyonel ekmeğe göre daha yararlı ve besleyici özellikler barındıran ekşi mayalı ekmeğe olan talep gün geçtikçe artıyor. Bugün Apéro okurlarını bu talebe kulak veren ve tüketiciyi yıllanmış ekşi maya ve organik un kullanılarak üretilen ekmeklerle buluşturan artizan fırın 240 Derece ile tanıştırmak istiyoruz. 240 Derece: 240 Derece'nin artizan yolculuğu, farklı kültürlere ait ekmek çeşitlerini keşfedip analiz etmeleriyle başlıyor. Dengeli beslenme bilincinin en önemli öğelerinden biri olan sağlıklı ekmeğin lezzetinin oldukça sade ve doğal yöntemlerden geçtiğini keşfeden ve ekmek üretiminin ticari amaçlar uğruna sıradanlaştığını gören kurucular, tüketiciye daha lezzetli ve sağlıklı ekmekler sunma amacıyla 240 Derece’yi hayata geçiriyor. 240 Derece’de neler var? Ekmekler: 240 Derece’de, yıllanmış ekşi mayaları ile organik buğday ve tam buğday kullanılarak üretilen ekmekleri arasında; domatesli-biberiyeli, zeytinli gibi farklı damak zevklerine hitap eden ekmeklerin yanı sıra karabuğday, çavdar ve siyez gibi alternatif unlarla tamamen doğal yöntemlerle üretilen eskisi gibi mis kokulu ekmek çeşitleri yer alıyor. Soslar: 240 Derece Atölye üretimi olan kavanoz soslar ise; süt karameli ve çikolatalı fındık krema gibi tatlı seçeneklerinin yanı sıra peynir ve muhammara gibi tuzlu seçenekler sunarak, hiçbir ticari katkı maddesi içermeyen ekmek çeşitlerinin lezzetine lezzet eklemek isteyenler için hazırlanıyor. Pastane ürünleri: Artizan fırının tatlı düşkünlerini es geçmeyen pastane ürünleri arasında ise tereyağı ile üretilmiş kruvasandan, San Sebastian’a, glutensiz ve şekersiz seçeneklerin yanı sıra mutfağınızda kendiniz hazırlayabileceğiniz 240 Derece Milföy Deneyim Kiti de yer alıyor. 240 Derece ürünleri İstanbul’da özel araçları ile adresinize teslim edilmek üzere sizleri bekliyor. Ayrıca, Türkiye’de her adrese de ürünleri özenle paketleyerek kargo ile gönderebiliyorlar. Apéro okurlarına özel Haziran 2021 sonuna kadar geçerli %10 indirim kodu APOSTO240 ile bu bağlantı üzerinden 240 Derece’nin sihirli dünyasını keşfetmeye davet ediyoruz.
Daha fazlasını öğren →
Mayıs ayında yaşanan çatışmalar ve İsrail’in Gazze bombalamaları sonucunda evlerini terk etmek zorunda kalan yaklaşık 58 bin Filistinli’nin 42 bin kadarı Birleşmiş Milletler Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) okullarına sığındı. Mültecilerin gıdaya ve temiz suya ihtiyaçları var. Filistin’in kendi içinde bu ihtiyaçları karşılayamamasının çeşitli nedenlerinden biri, tarım ve su kaynaklarının kullanımını zorlaştıran bürokratik engeller. İsrail hükümeti, Filistin'de yaşayanların tarım arazilerine ulaşımını ve su kaynaklarına erişimini kısıtlarken ticari engellerle ihracat ve ithalat ücretlerini yükselterek Filistin ekonomisini baltalıyor.
Tarımın ekonomide payı: Tarım, Filistin’in önemli ekonomik faaliyetleri arasında yer alıyor. Avrupa-Filistin İlişkileri Konseyi'nin raporuna göre tarım sektörü Filistin istihdamının %13,4’ünü, kayıtsız işgücünün yaklaşık %90’ını kapsıyor. Fakat tarımsal faaliyetlerin Filistin ekonomisine katkıları yıllar içinde azalıyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Gelişim Konferansı’nın raporuna göre tarım sektörünün gayrisafi millî hasılaya katkısı 1987’de 687,5 milyon dolar iken 2011’de bu sayının 459,7 milyon dolara düştüğü görülüyor.
Potansiyeli engelleniyor: Dünya Bankası raporuna göre Batı Şeria’nın %61’ini oluşturan C Bölgesi’nin Filistinlilere açılmaması, yılda yaklaşık 2,2 milyar dolarlık bir tarım ve madencilik potansiyel kaybına sebep oluyor. 1995 Oslo II Anlaşması’na göre, bölgenin kademeli şekilde Filistin'e açılması planlandığı hâlde günümüzde bölgenin yalnızca %1’inin Filistin tarafından kullanımına müsaade ediliyor. C Bölgesi, Batı Şeria’nın tarım arazilerinin üçte ikisini içinde bulunduruyor. Gazze’de de benzer bir durum var; bereketli tarım arazilerinin kullanımı kısıtlanıyor.
Balıkçılık: Tarım arazilerine ek olarak balıkçılık imkânları da kısıtlı. 2000’lerin başından beri Filistin balıkçılık faaliyetleri azalıyor. Bunda başlıca etkenlerden biri, Oslo II Anlaşması’nda geçen 20 deniz mili açığında balıkçılık iznine karşın İsrail hükümetinin Filistinli balıkçılara koyduğu 3-6 deniz mili sınırı. Bu sınırların geçilmesi durumunda balıkçılara ateş açılması ihtimali var.
Ticarette maliyet yüksek: Tarımsal ürünlerin ihracatında Filistin menşeli ürünler İsrailli denklerine nazaran iki kat daha yüksek bürokratik giderlere maruz kalıyor ve dört kat daha uzun sürede işlem görüyor. Bu durum, uzun vadede İsrail menşeli malların Filistin pazarını avantajlı hâlde penetre etmesine ve Filistin üretiminin azalmasına sebep oluyor.
Ulaşım engelleri: Tarım arazilerine ulaşım engellerine bir başka örnek Filistinlilerin arazilere ulaşım saatlerine ve günlerine getirilen kısıtlamalar. 2002’de Dayr al-Ghusun’da kurulan geçiş noktasında İsrail, Filistinli arazi sahiplerine günde üç kere, yarım saatliğine arazilerine geçiş izni veriyor. Ziyaret hakkı için arazi sahiplerinin gerekli mercilere başvurması ve izin dokümanlarını temin etmesi gerekiyor. Arazilere ulaşımın dışında kuyu kazmak, kuyu onarmak veya arazide restorasyon yapmak için izin belgesi alınması gerekiyor. Suya ulaşımın kısıtlanması, temel girdi olan suyun ücretinin yüksek olmasının sebebi.
Yakım, yıkım: Hükümetin bilinçli politikalarının ötesinde bölgedeki etnik-dinî çatışmalar da tarım üretimine engel oluyor. Bu duruma bir örnek olarak yakın geçmişte, 2020’nin sonbaharında Filistin tarım ürünlerinin önemli bir kalemi olan zeytin hasadı esnasında İsrailli yerleşimciler Filistinli üreticilere saldırdı. 1.000'e yakın zeytin ağacının yakıldığı, 33 Filistinlinin yaralandığı olayları, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin müdahalesiyle durdurdu. 2010’dan beri İsrail askerî kuvvetlerinin Filistinli üreticilerin yaklaşık 100 bin zeytin ağacını söktüğü, yaktığı veya kimyasal yollarla kuruttuğu öne sürülüyor.
Gıda her yerde politik: Politik konjonktürün gıda krizleri oluşturduğu bölgeler İsrail ve Filistin'le sınırlı değil. Zamanında aile büyüklerimizin ağzına pelesenk olmuş “aç Afrikalı çocuk” kalıbının önerdiği anonim Afrika ülkelerindeki açlık, bu krizlerin soyutlaştırılmış hâli. Oysa örnekleri, öcü hikâyelerinde değil ırkçılık; milliyetçilik ve politik ideoloji yaptırımlarının gerçek sonuçlarında görülüyor.
Kıtlık, kurallık, su hakkı: 90'larda Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle gıda kıtlığı yaşayan Küba, Trump döneminde artan yaptırımlarla tekrar raflarda taze gıda bulunmayan bir döneme girdi. Tarım cenneti Kaliforniya’nın incisi Los Angeles’ın göbeğinde, daha çok siyah ve Hispanik vatandaşların yaşadığı South Central gibi bölgeler, sağlıklı ve taze yiyecek satan market veya restoranların azlığından dolayı “yemek çölleri” olarak adlandırılıyor. ABD genelinde siyah bireylerin temiz gıdaya ulaşması beyaz bireylere göre dört kat daha zor. Şili’de 1980'lerde temeli atılan su hakları yasalarıyla günümüzde ülkede tarım için kullanılan su kaynaklarının %81’i İtalya merkezli tek bir şirketin. Nüfusun %67’si kuraklıkla debelenirken 2018’de hükümet 38 nehri ihaleye açtı. Venezuela, Kuzey Kore, Çin’de Uygurların gözaltı kampları ve daha nice bölgede erk sahibi hükümetler açlık, kuraklık ve zirai ekonomik kriz hedefleyen politikalarla gıda ve suya erişimi politik bir silah olarak kullanıyor.
Sıcak çatışma bölgelerinde veya sistemik ayrımcılığın gözle görülür olduğu yerlerde politik karar mekanizmaları daha belirgin olsa da her yerde gıda sistemi, politik kararların sonucunda şekilleniyor. “Ne sağcıyım ne solcu bakkalım bakkal” günleri geride kaldı. Gıda zincirinde yer alan herkes; üreticisinden tüketicisine, kabzımalından işletmecisine politik bir karar mekanizmasının sonuçlarını yaşıyor. "Apolitik bir gıda sistemi" bir oksimorondan başka bir şey değil. Bu tatsız tezat karşısında elde olan da ne yazık ki kitlelerin en zorlandığı şey: Bilinçlenme ve aktif katılım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Filistin tarım sektörüne İsrail'in politik etkileri, Mey | Diageo ile kültürel sahiplenme üzerine söyleşi.
26 May 2021

YAZARLAR

Berkok Yüksel
A former child writing about food and London for Aposto.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Bordeaux’nun kurduğu şarap dünyası zamanla apelasyonlar, ödüller ve prestij üzerinden ortak bir ölçüte dönüştü. Fakat Asya’nın şarapla ilişkisi bunlardan çok daha eski. Çin’in Jiahu çömleklerinde ya da Japonya’nın Koshu bağlarında yazılan hikaye, şarabın tek bir coğrafyanın tanımlayabileceği kadar dar bir geçmişe sahip olmadığını gösteriyor. Bugün bu birikim, Batı’dan gelecek bir onaydan çok kendi referansları üzerinden yeni bir şarap kültürüne dönüşüyor.
22 Ağu 2026

Bir kısmı henüz kapılarını yeni açtı, bir kısmı yıllardır hayatımızda. Ortak noktaları ise aynı: Her biri Türkiye'nin yeme-içme sahnesine yeni bir fikir, yeni bir soluk ya da yeni bir yön öneriyorlar. Son dönemin en çok konuşulan 20 adresi bu seçkide.

İstanbul ve Çeşme'de günün farklı saatlerine yayılan beş restoranı biraraya getirdik. Kimi ekşi mayalı ekmekle güne başlıyor, kimi uzun yaz sofraları kuruyor, kimi ise kokteyl barıyla geceye keyif katıyor. Ortak noktaları ise mutfak kadar atmosfere de önem vermeleri.
15 Ağu 2026





