Bir türküyle tarım politikası değişir mi?


Mey|Diageo 100 meyhaneyi 'EyeMenu' ile görme engelsiz kıldı
Görme engellileri teknolojinin gücüyle özgürleştirme misyonuna sahip bir sosyal girişim olarak kurulan BlindLook ; sosyal sorumluluk projelerinin aksine eşitlik ve kapsayıcılığın hâkim olduğu sosyal sorumlu dönüşümün gücüne inanıyor.…
Daha fazlasını öğren →
Zeytinin insan yaşamını çok yönlü olarak etkilemesinin sözlü kültüre de yansıması oluyor — zeytin için yazılmış türküler, zeytin geçen şarkılar ve zeytinin bizzat meze yapıp harcandığı klipler.
"Zeytinyağlı yiyemem aman": Zeytin temalı şarkılar denince akla ilk gelen Zeytinyağlı Yiyemem Aman türküsünün halk müziği araştırmacısı, müzikolog Muzaffer Sarısözen tarafından 1954 yılında derlendiği iddia ediliyor, fakat Sarısözen'le ilgisi ispatlanamıyor. Birçok halk müziği icracısı tarafından seslendirilen türkü, Bursa yöresine ait.
Bu türkünün ilginç kısmı ise mutfağımızın önemli gastronomik değerlerinden zeytinyağlıları sofralarımızdan dışarı itmesinin dış mihraklar tarafından kurgulanmış bir propaganda olduğuna dair teori. Zeytinyağlı yiyemediğini anlatırken durduk yere cahille sohbeti kestiğini belirten ve bir anda duman içi dağlarda kalıp sevgili yârini arayan, tavırdan tavıra koşan bu türkünün politik bir iç yüzü var mı?
Rivâyete göre: İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD tarafından yapılan Marshall yardımının şartlarından biri Türkiye’nin ABD’den mısır özü yağı satın alması. Bu şartın gerçekleşmesi için zeytin bolluğu yaşanan Türkiye’de zeytin ağacı kıyımı yaşanıyor ve zeytinyağını kötülemeye yönelik propagandalar başlıyor. En iyi propaganda yöntemlerinden biri müzik de Zeytinyağlı Yiyemem Aman türküsüyle sürece dâhil oluyor — bu hikâyenin gerçekliği meçhul, bir türküyle zeytin ve zeytinyağına tavır alabilir miyiz?

Serdar Ortaç'tan Karabiberim
Bu olayla ilgili bazı tutarsızlıklar olduğunu da göz ardı edemiyoruz. Türkünün derlendiği tarih 2 Kasım 1954, Marshall yardım paketinin tarihinden 3 yıl önce. Müzik, etkili bir propaganda aracı fakat dönemin şartlarını düşündüğümüzde sadece radyodan kısıtlı imkânlarla dinlenecek, derlenen bir türküden bahsediyoruz. Zeytinyağından uzaklaştırmak için başka birçok yöntem varken neden bu kadar kısıtlı bir imkân seçilsin?
Bir parçayla yeme içme politikası, tarım politikası şekillendirilebilir fakat bunu zeytinyağlı yiyemem aman türküsünün zamansal ve niyetsel tutarsızlıklarıyla yapmak pek mümkün gözükmüyor.
Rumca versiyonlarının da bulunduğu türkü için iki icra örneği de bırakmış olalım:
- Muzaffer Akgün'den Zeytinyağlı Yiyemem Aman
- Giota Lydia'dan Giati Thes Na Figis
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Burcu Biçer
Editor @ Punto

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.






