
Kaliteden ziyade istikrar hedefleyen zincir “dünya mutfağı” restoranların menüsünde gördüğümüz yalapşap, kremalı mantar yemekleri dışında bir mantar tabağı bulmak kolay değil. Hele taze toplanmış, doğru pişirilmiş, mantarın merkezde olduğu bir tabak hak getire. Fakat kaideleriyle değil, cilveli istisnalarıyla bizi kendine aşık eden İstanbul yine koynunda sakladığı mahallelerden birinde damak hatıramda yer etmiş bir mantar lezzetini Çukurcuma’nın incisi Cuma’da sunuyor.
İşe giderken her geçtiğimde mesai öncesi gönlü hafifleten güzelliğiyle Çukur Cuma Cami Sokak’ın kıvrımı bitince mermer aslanlar ve envaiçeşit antika dükkânın yamacında, bitkilerin arkasına gizlenmiş bir yer Cuma. Karşısındaki Muhyiddin Molla Camii’nin soluk yeşil duvarlarına bakan, etrafı çalılarla sarılı küçük bir bahçesi var. Ama her gerçek güzel gibi asıl güzelliği içinde.

İllüstrasyon: Ece Tugay
Kimi mekânlar büyük kitapçılar gibidir. Çok satılanların öne çıkarıldığı, kitaplarla olan ilişkinin değil, tüketimin merkezde olduğu, sakince raflar arasında vakit geçirmenin tenkit edildiği ticarethanelerdir bunlar. Böyle düşündüğümüzde Cuma için bir kütüphane desek yanılmış olmayız. Aceleci gözlerin sizi kovmaya çalışmadığı, dünyadan kopabilme lüksünü yaşatan, hayatın rölantiye alınabildiği bir yer. Çok satan tabaklarla değil, küçük farkları olan tanıdık lezzetlerle ve iyi malzemelerle öne çıkan bir yer. Cuma’nın nispeten uzun menüsü alsız pulsuz, kahverengi bir kartonda basit, sade ve özenli. Bu basit ama özenli hâl, mekânın içinde de hâkim. Gıcırdayan ahşap zemin, eski taş apartman merdivenleri, minik bir mutfak, vintage birkaç poster. Hipster bir Nuri Bilge Ceylan atmosferi.
Öğlenleri boşken üst katında yemek yemek, mekâna sık uğrayan Cihangir expat'larının sohbetlerine kulak misafiri olmak, pencereye yağmur vururken basık tavanının altında kuru kalmak buradaki büyük zevkler arasında. “Buranın bir geçmişi var.” diye fısıldayan görünüşü, bir kadeh şarabı da kese kâğıdında gelen ekşi maya ekmeği de sanki başka yerlerden daha lezzetli yapıyor. İnsan şarap bardağının kökünden tutup masaya daireler çizmek, ekmekten ufak bir lokmayı zeytinyağı ve ev yapımı ikram acukalarına banıp camdan dışarı bakmak istiyor.
Genel olarak başarılı menüsünde benim favorim mantar tabağı. Hafızama kazınan bu yemek, aslında basit bir ekmek üstü. İlk yediğimde taze toplanmış Sezar (imparator) mantarıyla hazırlanmıştı. Bir başka gün, yanlış hatırlamıyorsam, istiridye mantarıyla. Mantar işlemesi her zaman kolay olmayan bir ürün; ama Cuma’da basit bir ekmek üstü kompozisyonunda dahi parlıyordu.
Her tür arkadaşla bahçesinde kahve içmelik, şarap denemelik bir yer Cuma; ama bence en zevkli hâli üst katında, özenli ve nostaljik ortamında kendi başınıza vakit geçirince ortaya çıkıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Sihirli mantarlar, mantar avcıları ve Cuma'da bir mantar yemeği
14 Eki 2020

YAZARLAR

Berkok Yüksel
A former child writing about food and London for Aposto.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.





