Böyle pasta yapmayı neden öğrendik?


Evde Spor yapmanın en kolay yolu: Heryerdepilates
ABD'de haftada en az iki kez egzersiz yapan 2 bin katılımcıyla yapılan bir araştırma, katılımcıların üçte birinin pandemi sona erdiğinde spor salonlarına daha az gideceğini gösteriyor. Bir başka araştırma, spor salonuna döndüğünde rahat…
Daha fazlasını öğren →
Bahar benim için mayıs ayıdır. Kot ceketlerin özgürlüğe kavuştuğu, kedilerin gölgeleri mesken etmeye başladığı ve sofraların yaz bereketine göz kırpmaya yeltendiği gönül ve iştah açan bir dönem. İnsanın içine doğduğu aya ayrı bir sevdası ister istemez oluyor. Hele ki doğum günü ayın ortasına doğru olunca ilk iki hafta yaklaşan kutlamanın heyecanıyla, son iki hafta da kutlamadan kalan hâletiruhiyeyle geçiyor. Bugün benim doğum günüm.
Doğum günlerimde etrafımdakilere çaktırmadan duyduğum heyecanı doğum günü denince akla gelen yegâne yemek elemanı olan pastaya asla duymadım. Pastaya karşı tepkim kendi doğum günümde pastayı vetolamak ve yerine güzel bir rakı sofrası kurmanın da ötesinde bir hâl aldı. Doğum günü kutlamalarında pasta dağıtılırken nezaketle pasta diliminin tek kenara yakın olmasıyla dengesi şaşmış plastik tabağı ele alma nezaket ritüeline de artık dâhil olmuyorum. İkramı ret başlarda ayıp geliyor ama Batılılaşma ve bireyselleşme kisvesi altında bir sahte modernite hissi de vermiyor değil.
Yıllar boyu pasta yemeye karşı dimdik duruşum sonunda daha entelektüel sorgulamalara maruz kaldığımda doğum günü kutlamalarıyla pasta ilişkisini ağız tadı değil akıl fikir düzleminde ele almam gerekti. Neden doğum günlerinde pasta kesiliyor?
Her pasta Roma’dan çıkar: Pasta âdeti farklı şekillerde tarihin ve atlasın çeşitli noktalarına serpişiyor. Kutlamalarda pastanın atası kuruyemişler ve buğday unuyla hazırlanan keke benzer yemeklerin kullanımı Roma dönemine tekabül ediyor. Genelde düğünlere ait bu âdet, nadiren asilzadelerin yarım asırı devirdikleri doğum günlerinde de dostlar, Romalılar ve vatandaşlarla birlikte masada yerini buluyor. Tatlıların kek formatında kutlamalara dâhil olmaları özünde garip değil, hatta Roma keklerinin bugünkü kesme âdetinde bildiğimiz yaş pastaya benzerliği şempanze-insan akrabalığından hâllice denebilir; kesinlikle bir bağ var ama yine de uzak.
Beni seven pastama mum diksin: Üstündeki mumların tarihi biraz daha geriye dayanıyor. Antik Yunan’da tapınak rahiplerinin av tanrıçası Atena’ya adaklarında ayı temsil ettiği için hilal şeklinde tatlıların üstüne ay ışığını simüle edecek şekilde mum yakılırmış. Yine bir kek durumu var fakat ortada kutlama yok, daha ulvi, ruhani bir ortamda loş mum ışığı ve kabul edilmesi umulan adaklar var.
Modern pasta: Doğum gününde pasta kesme âdeti Almanya’da Orta Çağ'da da görülüyor. 17. yüzyıla kadar ekmekten hâllice keklerle devam eden mumlu tatlılar, 18. yüzyıl Almanya’sında pişirme aletleri ucuzlayınca bir nebze daha yaygınlaşmış. Çocukların doğum günleri için pastalar zengin ailelerde dekore edilmeye, günümüzdeki kremalı hâllerine yaklaşmaya başlanmış. Kinderfeste denen bu doğum günü partilerinin âdeti de sabah yakılan mumların akşama kadar pasta üzerinde durması ve pastanın yemekten sonra yenmesi. Küçücük çocuklara eziyet, "Alman disiplini" hayranları için de önemli bir gelenek gibi.
Yaygınlaşma: Sanayi Devrimi’yle beraber pasta üretim metodları yaygınlaşıyor, şeker gibi temel içerikler ucuzlaşıyor. Bu sayede Charles Dickens romanlarında yüzüne kömür bulaşmış çocuklar dahi yılda bir gün rafine şekerin kremayla harmanlı hâlinden tadabiliyorlar. Artık pasta kesmek, halkın geçmiş aristokratik düzende asilzade âdetlerinden birini hayatlarına dâhil edebilmelerinin sembolü oluyor.
Yatsıya kadar yanan mum: Günümüzde artık pasta vazgeçilmez bir doğum günü gıdası. Pagan ritüellerinden sınıf atlama hayallerine uzanan macerası artık diyette aile bireylerinin bir seferlik günahları, limonata eşlemesi ve yarım kalmış plastik tabakların çöp doldurmasına vardı. Karantina döneminde mum üflemenin pasta yüzeyindeki bakteri oranını %1400 (bin dört yüz) artırmasını öğrenmemiz de cabası.
Pastalar 3 bin yıllık geçmişiyle miladını doldurdu. Yeni bir âdette anlaşıp rafine şekeri yoğun renklendirici kullanımının ve toplu üretiminin normalleştiği pastalardan kopmak için geç değil. Benim tavsiyem, emek yoğun, dostlarla beraber sofra hazırlanan, sohbeti zengin bir rakı gecesi. Bu cuma, bu âdetin başlangıcı için ilk adımı atacağım. Geçirdiğimiz yıllara yanan mumlarla değil, o yılları geçirdiğimiz kişilere ve penceremize konan boncuktan kuşlara kalkan kadehlerle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Ege'nin balıkları ve balıkseverliğinin geçmişine bir bakış, doğum günü pastasının tarihinde pagan ve sınıfsal âdetler.
12 May 2021

YAZARLAR

Berkok Yüksel
A former child writing about food and London for Aposto.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.





