Döner sermaye


Fıçı biranın geleceği: Pubinno Biranın en leziz hâline nasıl ulaşırsın? Tabii ki Pubinno sayesinde. Nedir? Fıçı biranın en verimli ve kalitesi standart şekilde servis edilmesini sağlayan yapay zekâ tabanlı akıllı bira muslukları üreten Pubinno , teknolojiyi damak zevkimizle birleştirerek alışkanlıklarımızı değiştiriyor. Neden önemli? Mükemmel birayı sunmak için tutkuyla çalışan Pubinno, daha sürdürülebilir bir dünya için üzerine düşen sorumluluğu üstlenerek ürettiği teknolojiyle küresel bira endüstrisine sürdürülebilir bir dokunuş getiriyor. Pubinno Selections: Satış noktalarındaki fıçı bira kalitesine dair anlık verilerden beslenen Pubinno Selections , bir harita üzerinde Türkiye'de yüksek kalitede fıçı bira tadabileceğin mekânları gösteriyor. Neler oluyor? Avrupa’nın en prestijli teknoloji start-up’larını belirleyen The Europas ’ta yarışan Pubinno, Apple, Google gibi şirketlerin yatırımcılarının da bulunduğu bir jürinin değerlendirmeleri sonucunda final turuna kaldı . Pandeminin en derinden etkilediği yeme-içme sektöründe faaliyet göstermesine rağmen Pubinno, endüstrinin dijitalleşmeye olan ilgilisiyle %400 büyüme gösterdi. Geçtiğimiz temmuz ayında İspanya ofisini açmanın mutluluğunu paylaşan şirket, pazar bölgelerinde yerel ekipler ve ofisler kurmaya devam ediyor. Fıçı biranın geleceğini yakından takip etmek için burayı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Döneri yemesi, izlemesi ve hatta bir porsiyon daha söylemesi pek tabii keyifli fakat dönerin sonu gelince kepenkler ertesi gün açmak üzere inince bazı sorular kafaları kurcalıyor. Çılgın bir gıda enflasyonuna denk geldiğimiz şu günlerde her gıdada yaşanan fiyat artışı gibi ette de hızlı bir pahalılaşma var. Et fiyatları günden güne artarken ve takiben döner her döndüğünde fire üstüne fire verirken esnaftan çiftçiye, kasaptan tüketiciye kadar herkes zedeleniyor.
Uzun süredir yeme-içme segmentinden biraz dışarı çıkıp bu işin tarım ve hayvancılık kısmına odaklanmak istiyorum. Gıda enflasyonunun pandemide hızla yukarı tırmanışı, üreticilerin ve tüketicilerin pandemi sonrası “yeni normale” aldanışı, ilkim krizleri, orman yangınları, su sorunları, Rusya-Ukrayna savaşı ve döviz deparları derken yediğimiz ürün keyif unsurundan çıkıp resmen piyasa değeri kazandı. Artık bir ürünü ertesi gün aynı fiyata alamaz olduk. Gün be gün ayçiçek yağının fiyat artışını, sütün litresinin şahlanışını, etin kilosunun çeyrek altınla yarışmasını izlerken zihnen ve ruhen yorulduk. Aklıma mukayyet olmam için konuyla ilgili tarım ve hayvancılık yazarlarını daha sık okumaya, Elif sayesinde de Sencer Solakoğlu’nu takip etmeye başladım.
Sencer Solakoğlu Bursa Karacabey’deki Feyz Çiftliği’nin kurucusu, aynı zamanda TÜSEDAD (Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı. Feyz Çiftliği sıfır karbon ayak iziyle üretim yapıyor. Solakoğlu, aynı zamanda nitelikli bir çiftçi olarak da sosyal medya kanallarından hayvancılık ve tarımla ilgili bilgilendirme yapıyor. Çiftçi TV’de “İzle Feyz Al” adında bir eğitim programı da var. Sorumluluğu yüksek, işiyle ilgili hassas ve duygusal, kısacası hem toprağı hem de piyasayı iyi tanıyor. Bilirkişi olarak kendisiyle ette yaşanan krizi, tarım ve hayvancılıkta son yıllarda yaşanan sorunları konuşmak üzere iletişime geçiyorum.
Başlangıç noktası
Türkiye’de gerek tarım gerek hayvancılık alanında yüklü sorunlar var. Sencer Bey’e bunun ilk olarak ne zaman başladığını soruyorum. Yaşadığımız bu son krizin 4 yıldır artarak devam ettiğini, 2015 yılında gözle görülür bir hasar yaşandığını söylüyor. Pandemiyle birlikte tedarik zincirinin kırılması yerel üretimin önemini ortaya koysa da ithal edilen yem fiyatlarının artmasının maliyet baskısı yarattığını söylüyor: “Fiyatlar serbest ekonomi kurallarına göre belirlenmediği için ürün fiyatları aynı hızda değişemedi ve sektör çok ağır maliyet darbelerine maruz kaldı.” diye ekliyor. “O hâlde kırmızı ete sürekli zam gelmesi, diğer ülkelere göre kıyaslandığında son birkaç yıldır nasıl bir artış izliyor?” diye sorunca “Türkiye ete en az zam yapan ülkelerin başında geliyor. 2018 yılında başlayan ekonomik krizde fazla konuşulmadı ancak ülke ekonomisinin zayıf bir döneminde hayvancılık yanlış yönetimle ciddi tahribatlar aldı. Bizde zamlar yeni yeni gelmeye başlıyor ancak takdir edersiniz ki üretimi telafi etme şansı yok.” sözleriyle bilançoyu ortaya koyuyor.
Solakoğlu, tarımı ticaretten önce bir döngü olarak gördüğünü ifade ediyor. Yani toprağa esnaf muamelesi yapamazsınız, tohumu ektiğiniz gibi ertesi gün hasat alamazsınız. Hâl böyle olunca onun kendi içindeki yolculuğa uyumlanmanız gerekir, tarımda her şeyin doğasına özgü bir zamanlaması vardır. Konuyu fazla dağıtmadan son cümlesindeki “zamlar yeni yeni gelmeye başlıyor” demesine takılıyor aklım ve son zamanlarda yaşanan gıda enflasyonunda et fiyatlarının diğer artış sebeplerini ve başka bir deyişle et krizinin nereden geldiğini soruyorum. O da çok basit bir denklemle özetliyor: “Süt hayvanlarının kesilmesi, ahırların boşalması ve kesilen hayvanların yerine hayvan almamayı tercih eden çiftçiler hızla üretimden çekildi. Tüm bunlar yine fiyatların artmasına sebep oldu.”
Kırılgan denklem
Et ve süt üretim olarak birbirine bağlı kırılgan bir denklem. Sütü üreten hayvan doğum yaptıktan sonra ya damızlık ya da etlik hayvan üretiyor. Fakat günümüzde yaşanan sorunun kaynağında çiftçi süt üretmek için yüklü maliyetlerin altına girdiği zaman hayvanına bakmak yerine onu kesmek zorunda kalıyor. Böylece yeni damızlık ya da etlik hayvan doğmuyor. Bu da ne süt var demek ne de etlik hayvan… Çiftçinin bir hayvan yetiştirmesi ve maliyetini çıkarması için neredeyse diğer hayvanını kesmesi gerekiyor. Solakoğlu bu durumu: “Alternatif gelir araçları (kur korumalı mevduat) sektörle ciddi rekabete girdi. İnsanlar sermayelerini risk almadan daha iyi değerlendirebiliyorlar. Bu sebeple sektörden çıkış hızla devam ediyor. Süt üreticileri anaç kesimi yapınca arkadan besilik üretimin azalması dengeleri çok bozuyor, bunun telafisi en az 3 yıl alacak. Ziraat Odaları kaynaklı bir bilgide çifti tarafından süte bu yıl 2,70 lira zam gelirken, raf fiyatlarında aynı dönemde 7 liralık bir artış görülüyor. Süt tek başına frenlendiği zaman gıda enflasyonuna hiçbir etkide bulunmuyor.” sözleriyle özetliyor. Kısacası süt ve hayvan kesimi etin fiyatını direkt olarak etkiliyor. Aylık ortalama kesim sayısı sorulduğundaysa buradaki bir başka probleme değiniyor: “2001 yılından beri belirli bir hayvan sayımı yapılmadığı için ortalama sayı verilemiyor.”
Çözüm: Verim odaklılık ve katma değer
Biraz aydınlık bir alana çekmek istiyorum sohbetin gidişatını. Konuyla ilgili önerilerini merak ediyorum: “Süt üretimi dengede tutulmalı. Süt üretiminin olmadığı yerde besilik hayvan olamaz. Süt bol olduğu zaman et üretimi de bol olur.” diyor. Devlet desteği ve yaklaşım ne şekilde olmalı diye soruyorum: “Destek verimlilik odaklı ve her bölgenin ihtiyacına göre olmalı. Erzurum’da ihtiyaç duyulan desteklemeyle Çankırı aynı olmamalı, olamaz da.” Her bölgenin ihtiyacına göre destek sağlanması coğrafyanın ve çiftçinin doğrudan ihtiyaçlarının değişmesiyle alakalı. Eğer yem ve gübrede dövize bağlı kalmayıp çiftçi kendi üretimini yapabilirse ancak bu işin altından o zaman kalkılabilir gibi gözüküyor. Üretimde dolarizasyona bağlı kalındığı sürece tarım ve hayvancılık sektöründe büyümek imkansıza yaklaşıyor.
Diğer yandan verimlilik odaklı bir destek planından sonra katma değer yaratacak ürünlere yatırım yapmak ve ürünleri markalaştırmak da stratejik önem taşıyor. Bu konuda Solakoğlu:“Verimli üretim ve markalaşma elzem. Hamallık yapmak yerine katma değerli uluslararası satışını yapabileceğimiz markalı ürünlere yönelmemiz gerekiyor.” diyor. Coğrafî işaret tescili ya da katma değeri yüksek ürünlere ağırlık vermek gibi bu konuda başvurulabilecek yöntemleri uygulamaya koymak elzem. Formül var, icraat az denecek bir noktadayız.
Tarım ve hayvancılık, ihracat değeri yüksek bir sektör olsa da burada da odaklanılacak konunun satıştan önce pazarlama ve markalaşma süreci olması gerekiyor. Rakamlara bakacak olursak Türkiye’nin ihracat yaptığı ürünlerin başında fındık geliyor. AA kaynaklarına göre fındık 2020-2021 ihraç sezonunda 292 bin 439 ton iç fındık ihracatı karşılığı 2 milyar 10 milyon 787 bin dolar gelir elde ediyor. Ete baktığımızdaysa kesin bir rapora dahi ulaşamıyorum.
Konu dönerden dolaylı yoldan çıkıyor ancak tüm bu kriz dönerin şarkını da döndürmüş oluyor. Anlıyorum ki tarım ve hayvancılıktan ne kadar uzak olursak o kadar sarayda yaşayan Marié Antoinette’lere dönüşüyoruz ve çiftçinin sorunlarını sadece “Ekmek yoksa, pasta yiyemezler mi yahu?” diyecek derecede algılıyoruz. Oysa çiftçi zaten kırmızı eti bize neredeyse zararına satıyor. Stratejik olarak planlanmış destekler, katma değer koyan ürünler ve markalaşma şöyle dursun; daha yolun çok başındayız. Tabii ki kazma-kürekleri alıp toprağa dalmamızı ya da politikaya girip devlet desteğini artırmamızı beklemiyorum ancak ne kadar bilgi edinip çiftçiye sahip çıkarsak bizim etimiz de bir o kadar çok döner diyorum…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Menü bu hafta çetrefilli: Dönerin Tatarlardan Anadolu’ya dönüşü, tarım ve hayvancılık politikalarının et fiyatlarına yansıması.
19 Eki 2022

YAZARLAR

Ceylin Atay
Food writer.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.
20 Haz 2026





