Ye takipçim ye: Sofradaki güce modern bir yaklaşım

Nasreddin Hoca’nın kürkü ya da Dante’nin ucu sivri parlak ayakkabıları, modern çağda birer sosyal medya istatistiği olarak karşımıza çıkıyor.
Ye takipçim ye: Sofradaki güce modern bir yaklaşım

EG by Brothers 7 Nisan
Extra Gastronomy by Brothers ile birlikte

“Extra Gastronomy by Brothers” ’la müziğe, lezzete, farklı coğrafyalara yolculuk

Gastronomiye ait deneyimlere ve tat, koku ve aromaların uyumuna dikkat çekmeyi amaçlayan gastronomi serisi Extra Gastronomy'ye bu yıl Brothers ev sahipliği yapıyor. Müzikten seyahate, sinemadan sohbetlere; pandemi döneminde özlediğimiz tüm…

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Nasreddin Hoca hayatı boyunca hiç Napoli’de bulundu mu ya da Dante’nin yolu Akşehir’e düştü mü, bilinmez; fakat ikisinin de kıyafetlerine, yani statülerine yemek yedirdikleri benzer anılar vardır.

Hoca, günlük kıyafetleriyle gittiği bir ziyafette ilgi göremeyince, allı pullu kürkünü giyip sofranın baş köşesine buyur edilir, kuzunun en hasını mideye indirirken yaşanan ikiyüzlülüğü de “Ye kürküm ye” sözünü lügatimize kazandırarak yerer. Dante ise Napoli kralının verdiği davette, bohem aydın profilinin tohumlarını eken tüm dönem şairleri gibi basit ve kaba kılığı sebebiyle salonun en ucuna, gözden ırak, itibarsız köşesine yerleştirilir. Her sofraya aynı ikram yapılmadığı için sınıf ayrımından payına düşen sönük tabaklara sinirlenerek daveti terk eder. Saygın konuğunu tanımayan ve hatasını telafi etmek isteyen kralın bir sonraki davette güç odağına en yakın bölgede, hemen yanındaki masada ağırladığı Dante, pek az kişiye nasip olan bu şeref için krala değil, ilginin gizli öznesi olarak gördüğü pahalı giysilerine teşekkürlerini sunar. Tabii bunu iğneleyici üslubuna yaraşır bir yöntemle, etleri kıyafetine sürerek, şarabı omuzlarından dökerek, av kuşlarını da kollarına asarak yapar.

Yemek, doyuracağı milletten ya da ülkeden önce coğrafyasını seçer. Ancak havanın, suyun, toprağın elverdiği ölçüde yerini bulup geliştiği zaman seçme sırası insana geçer. İşte bu noktada yemeği sınıfsal, dinsel, etnik kimlikleri simgeleyen kültürel bir kod şeklinde değerlendirip temele gücü ve iktidarı yerleştirmek yanlış olmaz. Lasswell’in meşhur iletişim modelini sofraya uyarlayacak olursak, yiyecek kaynaklarına erişimden gıdanın paylaşımına ve tüketimine; kimin, hangi yiyeceği, nerede, ne zaman, nasıl alıp dağıttığı ve yediği, gücün belirlediği bir görev paylaşımı, diyebiliriz. Tarih, söz konusu bu statü eşitsizliklerini simgesel dildeki mitolojiye dayandırdığından, ortaya çıkan egemenlik ve tabiiyet ilişkisi gözümüze çoğu kez meşru gelir. Yüzyıllardır süregelen hikâyeler, tüketenle tüketilenin farklılaşmasını, sofrada sahnelenen iktidar savaşlarını tanıdık kılar.

Orta Çağ’ın son çeyreğinde olgunlaşmaya başlayan sofra adabında misafirlerin ağırlandığı salonun gösterişi, insanların sofraya yerleşimi, Osmanlı’da “tör” de denen baş köşeye oturtulacak kişinin ve o kişinin sağında ya da solunda yemek yiyeceklerin seçimi, masa ve sandalyelerin değişen yüksekliği, hizmet sıralaması, ağırlanan misafire göre masadaki yemeklerin çeşitliliği, kesilen hayvanların servis edilen bölümleri, porsiyonların miktarı, yemeğin sosyal sınırları çizmedeki rolüne iyi birer referanstır.

Tabii konuyu yalnızca altın varaklı aristokrat salonlarla sınırlamak, sığ bir hata olur. Zira Artun Ünsal’ın İktidarların Sofrası’nda anlattığı gibi kırsalda, geleneksel ev sofralarındaki yiyecek bölüşümünde de aile içi statü vurgusu karşımıza çıkar. Kamusal alandaki geleneksel ziyafetleri sırtlayan erkek iktidarına göre en güzel lokmalar önce aile büyüklerine ve erkeklere giderken, çoğu kez servisten sonra ayrı bir sofrada yemek yiyebilen kadınların ve çocukların kalanlarla idare ettiği görülür. Bazı kadınlar, esas davet sofrasına kabul edilseler de onların boşalan tabaklarına takviye gelmez. Hatta Orta Asya kültüründe, konukların saygınlık derecesine göre pay edilen koyunlarda, ikinci sınıf bölge olarak değerlendirilen ön ayağın bile kendi içinde en önemsiz yerinin yalnızca gelinlere servis edildiği yazar.

Yemek ve statünün gölgesi, ejder meyveli zengin davetlerde ya da aile büyüğünü baş köşeye oturttuğumuz kalabalık sofralarda hâlâ hissedilse de artık farklı sınıftan Hinduların kirlenmemek adına yan yana yemek yiyemediği, yiyecek alışverişi yapamadığı kast sistemi kadar katı pratiklerden söz etmiyoruz. Nitekim Nasreddin Hoca’nın kürkü ya da Dante’nin ucu sivri parlak ayakkabıları, modern çağda birer sosyal medya istatistiği olarak karşımıza çıkıyor. Mekânın en güzel yerinde kimin oturacağını, hangi masanın ikramlarla donatılacağını, hangi tabakların daha özenli hazırlanacağını, ilgi, alaka ve hizmetin önce kime sağlanacağını kıyafetler değil, popülerlik tayin ediyor. Hâl böyleyken bize de Hoca’nın repliğini güncellemek düşüyor: “Ye takipçim ye”.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

✨ Yemekte kimlik, evladiyelik NFT

Yemekle kimlik arasındaki ilişkiyi yeni nesil baharatçılar, eski nesil tasarımcılar ve Nasreddin Hocalı Danteli sofralarla anlatıyoruz. Bir de NFT çıkardık.

07 Nis 2021

İllüstrasyon: Duru Ekşioğlu

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Daday'da iki gün: Hasattan kışa

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Reyhan Ülker

·

24 Eki 2026

Daday'da iki gün: Hasattan kışa
apéroapéro
∙

HİKAYE

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Büşra Soydemir

·

17 Eki 2026

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi
apéroapéro
∙

HİKAYE

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Emre Onar

·

10 Eki 2026

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e
apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları