Pazar yoklaması


Schweppes … Ne istediğini bilenlere… Tatil modumuzu daim kılacak, keyifli anlarımıza eşlik edecek ferah bir şeylere ihtiyacımız olduğunda ne istediğimizi çok iyi biliyoruz: Elbette, mükemmel tariflerin baş tacı Schweppes . Bizim gibi ne istediğini bilen apéro okurlarını bugün Schweppes Tonic Water ile ferahlatan bir mocktail hazırlamaya davet ediyoruz. Bakalım menüde ne var? Schweppes Tonic Water ve yaz meyveleriyle hazırlanan ferahlatıcı ve lezzetli bir tarif: Hyper Peach . Hazırlanışı: Öncelikle miksere bolca buz koyuyoruz. Sonra içine bir adet dilimlenmiş şeftali ve 0,5 cl şeftali şurubu ekliyoruz. Tabii ismine boşuna Hyper Peach dememişler ama yazın tadını çoğaltmak için 2 adet çilek de bizden olsun diyor ve onları da miksere atıyoruz. Yüksek bir şeftali deneyimi için son olarak 5 cl şeftali suyu ekliyor ve mikseri karıştırıyoruz. Karşınıza çıkacak renkler şimdiden içinizi açmış olmalı… Hazırlanan karışımı bardağa döktükten sonra ferahlatıcı dokunuşu yapmak üzere bizi en sevdiğimiz “ schhh ” sesiyle buluşturan Schweppes Tonic Water’ı karışıma ekliyoruz. Voila! İşte bu kadar. Schweppes ’in farklı lezzetleriyle daha pek çok mocktail tarifiyle buluşmak isterseniz şuraya davetlisiniz. Niye soruyorsak, siz zaten ne istediğinizi biliyorsunuz .
Daha fazlasını öğren →
“Şu zor günde pazarın ve pazarcının hâli nicedir?” dedik, cumartesi Feriköy Ekolojik Pazar'a düştü yolumuz.
“Daha bizde satış fiyatlarına çok yansımadı. Tarlalar geçen senenin yakıtıyla sürüldü. Şimdilik bizde sadece nakliye masrafında artış var,” diyor Zafer Bey, fiyat artışlarını sorunca. Eylül-ekimde asıl fiyat artışını bekliyor. Pandemiden öncesi-sonrasının satışlarını sorunca ona da sonbahar diyor Zafer Bey, domateslerini dizerken. Yazı sonuna kadar yaşayalım diyor gibi. Sonrasına bakarız.

Yeşillik alışverişinde
Derken çapraz tezgâhta yaban naneleri aldığımız Fatma Hanım’ın sesini duyuyoruz. Fatma Hanım’ın tezgâhı yeşilinden: darı otu, dereotu, maydanoz, sirkem… Her cuma gecesi Zonguldak’tan çıkıyor yola Feriköy’e, oradan dönüyor tarlaya. Öyle ilaçladım bitti yok; üç kez otlar yolunuyor organik tarım olduğu için. Daha oturmadan çıkıyor salı gecesi yola, Göztepe Pazarı’na bu defa.
“Zonguldak’tan 400 liraydı İstanbul’a mazot, git-gel. Şimdi 2000 lira.” Biri gelip soruyor, Fatma Hanım: “Maydanoz 8 lira, demeti.”
Biraz ilerde özenle meyveleri diziyor Muzaffer Bey. Kayısı, domates, şeftali, nektarin, patlıcan, kabak, salatalık, sarımsak… Hepsi İzmir’den. Tezgâhın önüne her gelene ya bir kayısı ikram ediyor ya da kese kâğıdına fazladan üç-beş kayısı atıyor. “Bu pazarda herkes benim kayısımı satar,” diyor sonra, “İzmir’den geliyorum. 1981’den beri organik tarım yapıyorum ben. Organik, organik olmadan önce.”
Müşteri geliyor: biraz fiyatlara göz gezdiriyoruz. Patlıcanın kilosu 20 TL, şeftali 50 TL derken “Enflasyon nasıl yansıdı tarıma Muzaffer Abi?”, “Bak şimdi,” diye başlıyor anlatmaya: “Bu şeftali geçen sene 30 liraydı. Şimdi oldu 50 lira. Girdiler 300-400 kat arttı. Biz fiyatları o kadar artıramadık. Bu bakteriler var toprağa döktüğümüz, o yükseldi 100’den 500’e, kükürt oldu 30 kat pahalı. Ben yüksek öğretmen emeklisiyim, köylüyüm. Misal 5 yıldızlı otelde bir hafta kalmak için turistten 4 kat fazla ödemem gerek. Adil midir bu şimdi?”
Değildir. Peki nasıl çözeceğiz bu işi Muzaffer Abi? En azından tarımda? “Girdiler ve organik kültürünün oturması için yardım istiyoruz biz. Sadece girdilere yardım yeterli değil. Bak şimdi bu şeftaliyi böcek yemiş şuradan, şeftali de sakız yapmış kendini korumak için. Bak bu var ya, hepsinden daha iyi şeftali, kendini korumaya aldığı için. Ama kim biliyor? Bunun iyi olduğunu anlatmak gerek, bunu fenomen yapmak gerek, anlıyor musun?”

Sakızlı şeftali
Neyin iyi gıda olduğunu, ne kadar ettiğini kaçımız biliyoruz? Neyi kerteriz alır olduk? Hangi market fiyatını, hangi kaliteyi? Konuşurken aramızda bir de süte gelen zamlardan sonra süt ürünlerinin durumunu ve yem piyasası kapsamında yumurtayı da konuşmak istiyoruz. Bir de tabii aklımızda Muzaffer Abi’nin sorusu var. Ürünün kalitesine göre fiyat kıyaslamak gerektiğini, ürünün değerini, üretim şartlarını anlatmayı nasıl başarırız? Ama öyle ders gibi değil, yaşam pratiklerinin içine katarak.
Şimdi Melda Hanım’ın yanındayız. Hiç yorum katmadan bir de soralım, belki birilerinin işleri tüm bu zorluklara rağmen iyi gidiyordur: “İşler nasıl gidiyor?”
“Baya bir sıkıntıdayız. Ne üretici kazanıyor ne biz kazanıyoruz. Bir sene öncesine göre mesela 15’li yumurtanın fiyatı daha yüksek ama biz daha az kazanıyoruz. 15’li yumurta 40 lira şimdi, sene sonunda 80 lirayı bulur diyoruz. Ne yapacağız diye kara kara düşünüyoruz. Mudurnu’dan geliyor bizim ürünler, gidiş-dönüş 6000 lira yol.” diye başlıyor anlatmaya. “Peki organik ürün satmanın bu dönemde ekstra ne gibi zorlukları var?”
“Bizim ürünlerimiz organik, hepsi sertifikalı. Fakat konvansiyonel ürünlerle neredeyse aynı fiyatlarımız. Yaban mersini satıyor karşıdaki arkadaşım bak, onda 150 lira kilosu, 220 lira Migros’ta. 40 lira biber markette, bizim pazarda 30 lira. Bazı ürünlerin fiyatı market fiyatını geçmiş olabilir ama çoğunda biz altına düştük. Haydi organik ve temiz ürünü bir tarafa koyalım, sonuçta burada yerli ürün satıyoruz, hiçbir şey ithal değil. Bunun desteklenmesi lazım.”
Desteği biraz açmasını rica ediyoruz Melda Hanım’dan: “Müşteri bile farkında değil organik ve yerel ürünün değerinin. Güvenmiyor diğer yandan, bu gerçekten organik mi diye soran çok oluyor. Bizim burada yanımızda sertifikalarımız var: ne nerede, nasıl üretiliyor hepsinin cevabı var. Türkiye’de 1985’te biyodinamikle başladı bu yolculuk. Ama şu an Türkiye’de üretilen organik ürünlerin %80’i yurt dışına gidiyor. En iyi ürün, yurt dışında, neden bizim halkımız yemiyor? Biz yıllardır bununla mücadele ediyoruz. Ne organik tarımın değeri biliniyor ne de tam olarak ne olduğu. Bu süreçte zorlu şartlardan dolayı çekilen veya iflas eden çok oldu üretici ve pazarcı tarafında. Gittikçe kötüye gidiyoruz. Müşterimizi hâlâ buraya çekemiyoruz. Gelen de pazarlık yapıyor, yüksek buluyor fiyatları.”

Seçmece bunlar
Aklımızda pazara gelirken de asıl bu soru vardı aslında. Artan fiyatlar, fiyatların girdilere yansıması, pandeminin etkileri bir tarafa, pazar ve özellikle de organik pazar kültürünü nasıl yerleştirebiliriz?
Melda Hanım, neye ihtiyacımız olduğunu sorunca yalnızca “destek” deyip geçmiyor. Desteğin nasıl sağlanabileceğine dair de düşünmüş. Bir iş planı var aklında: “Benim uzun zamandır düşündüğüm bir çözüm var. Organik pazarların haftada bir değil, belediyeye ait sabit bir pazar olarak kurgulanması gerektiğini düşünüyorum. Hatta İstanbul'da bir Anadolu’da bir Avrupa’da, ulaşımın rahat olduğu bir bölgede. Biz normal pazar gibi değiliz, arkada evraklarımızı asabileceğimiz, gösterebileceğimiz bir yer olması bile mühim. Tarım Bakanlığı her daim kontrol ediyor. Soğuk tutulması gereken ürünler için dolapların olacağı, daha sağlıklı bir ortama ihtiyaç var.”
Şehir dışından gelen üreticiler için sabit pazarın ne kadar elzem olduğuna da değiniyor: “Diğer yandan şehir dışından gelen çok fazla üretici var. Onlar sırf pazarlar için onca yolu gidip geliyorlar, mazot bu fiyat olmuşken. Bir pazardan diğerine kadar arabada uyuyorlar. Yazık değil mi onlara? Kimse farkında değil. Dolayısıyla esas ihtiyacın organik pazarlar için sabit pazarlar olduğunu düşünüyorum. Böylece hem alışkanlıkları hem kültürü değiştirebilir hem de pazarcılara ve alışveriş yapanlara daha iyi bir ortam sağlayabiliriz.”
Sonuç olarak hepimiz farkındayız: üreticilerin tarafında da satıcıların tarafında da girdiler arttı. Pek tabii, biz tüketicilerin de masrafları. Bir yemek kültürü yayını olarak amacımız ahkâm kesmek, büyük alt metinlerle büyük mesajlar göndermek, gıda sektöründeki enflasyonu bir yayın olarak çözmek değil. Amacımız, farkında olduğumuzu bir kere daha söylemek. Farkında olana bir kez daha hatırlatmak. Farkında olmayana, dünyadan "küçük" bir mesaj göndermek. Kalıcı çözümlerin üzerine gidilmesi gerektiğini bir kere daha hatırlatmak. Hem Muzaffer Abi’nin hem Fatma Hanım’ın hem Zafer Bey’in hem Melda Hanım’ın hem de nice yemeğimizi sofraya taşıyanların hatırını sormak ve sesine kulak vermek.
“Yeter memleketin derdini dinlemekten yoruldum,” diyebilirsin. Hepimiz. Bu noktada iki seçenek beliriyor zihnimizde ilk etap için: sofraya yemeğini taşıyanlarla tanışmak ve domatesini emekli olunca dalından koparmadan önce elinle seçmek için pazara gitmek: hayata karışmak. Ya da koltuğundan sipariş verip haberleri de es geçip evde kahveni yudumlamak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta menüde bolca soru var: Hangi pazara gideyim: organik mi semtteki mi? Üreticinin girdileri daha ne kadar artacak? Şişli %100 Ekolojik Pazar'da üretici ne söylüyor?
20 Tem 2022

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Fas mutfağı, tek bir tarif ya da birkaç simge yemekle açıklanabilecek bir mutfak değil. Essaouira'da bir sabah pazarda başlayan gün; alışverişten pişirmeye, sofradan gündelik hayattaki rutinlere kadarki küçük ayrıntılarla bunun nedenini kendiliğinden anlatıyor.
01 Ağu 2026

Fas mutfağında briouates, ince yufkaya sarılan ve üçgen biçiminde hazırlanan en yaygın atıştırmalıklardan biri. Etli, peynirli ya da sebzeli farklı iç harçlarla yapılabilen bu tarif, özellikle aile sofralarında, çay saatlerinde ve ramazan döneminde sıkça yer buluyor. Warqa adı verilen geleneksel Fas yufkasıyla hazırlansa da baklava yufkasıyla da benzer bir sonuç elde edilebiliyor.
01 Ağu 2026

Pastilla, Fas mutfağının en karakteristik yemeklerinden biri. Geleneksel olarak güvercin ya da tavuk etiyle hazırlanan bu kat kat börek, kıyı şehirlerinde deniz ürünleriyle de yorumlanıyor. İnce yufka, baharatlar ve farklı dokuların biraraya geldiği bu tarif, Fas mutfağının çok kültürlü lezzet anlayışını yansıtan en bilinen örneklerden biri.
01 Ağu 2026

Meskouta, Fas'ta ev mutfağının en bilinen keklerinden biri. Bölgelere göre limonlu, yoğurtlu ya da portakallı farklı versiyonları hazırlanıyor. Özellikle turunçgillerin bol yetiştiği dönemlerde yapılan portakallı meskouta, çayın yanında ikram edilen klasik ev tatlıları arasında yer alıyor.
01 Ağu 2026

Tarımda kriz çoğu zaman üretim, iklim ya da ekonomi üzerinden tartışılıyor. Oysa gözden kaçan daha temel bir mesele var: Bilginin kim tarafından üretildiği. Tarımsal bilginin köyden laboratuvara, devletten piyasaya ve bugün algoritmalara kadarki süreçlerini izleyerek çiftçinin bu değişimde nasıl edilgenleştiğini ve neden yeniden bilgi üretiminin öznesi olması gerektiğini tartışıyoruz.
25 Tem 2026




