Yoksa siz zincirleştirdiklerimizden misiniz?

Verimlilik, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik ve denetim zincirlerine bağlı restorancılık; 20. yüzyılın yemek sektörünü tanımlayan kavramlardan.
Yoksa siz zincirleştirdiklerimizden misiniz?

16 Haziran - TazeDirekt - Apéro
Tazedirekt ile birlikte

Sürdürülebilir yaşam için: Tazedirekt Marmara Denizi’nde görülen müsilaj problemiyle karşı karşıya kalınca çevreye verdiğimiz zararla tekrar acı bir şekilde yüzleşmek zorunda kaldık. Çevreye dokunan tek bir adımın dahi tüm ekolojik düzeni etkilediğinin farkında olmak zorunda olduğumuz bu dönemde, çevreyi ilgilendiren tüm sistemlerin dengede tutulabilmesi için organik tarıma ve sürdürülebilir yaşamın iyileştirici gücüne başvurmaktan başka bir şansımızın kalmadığı açıkça ortada. Organik tarımı destekleyerek hem kendimize hem de gelecek nesillere temiz toprak, temiz su ve temiz hava bırakmak gayesinde olan Tazedirekt ; sürdürülebilir yaşam için çalışan üreticilerle bilinçli tüketicileri buluşturmak için çalışıyor. Organik kutular : Yerel üreticileri desteklerken tüketicinin ne yediğini de önemseyen Tazedirekt, kolay ve ulaşılabilir sağlıklı seçeneklerin yer aldığı organik kutu çözümleri sunuyor. Mevsiminde, kaynağı belli ve pestist analizli ürünlerin yer aldığı kutu seçeneklerinden Organik Yemiş Kutusu içerisinde; pikan cevizi, organik safawi hurma ve organik kabuklu badem bulunurken vitamin ve mineral deposu Organik Meyve Kutusunda ise hepsi organik portakal, kiraz, muz ve nektarin yer alıyor. Ekolojik hijyen : Sürdürülebilir yaşam için gıda dışı kategorilerde de ekolojik ürünleri tüketiciyle buluşturan Tazedirekt’te ; doğa ile uyumlu bitkisel bazlı ve mineral ham maddelerden üretilmiş çamaşır temizleyicileri, hızlı durulanma özelliği sayesinde su israfını engelleyen deterjanlar, tamamen geri dönüştürülebilir kağıtlardan üretilen kağıt havlu ve tuvalet kağıdı çeşitleri bulunuyor. Birlikte yol aldığı üreticilerle ortak sürdürülebilir üretim ve tüketim sorumluluğuna sahip olan Tazedirekt’in ürün seçkisine bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

1980’lerde küreselleşmenin soframıza attığı donuk ve hızlı yemek golüne dair enteresan bir Barış Manço şarkısı vardır: Lahburger. Oryantalist ezgilerle diyar diyar dolaşıp lahmacun gibi yâr bulamadığını anlatırken, elektrogitar ve enfes klavye solosuyla da “Hamburger, batıya açılan pencere, pencereden uçtu tencere” şeklinde yeni gelen misafire sitem eder.

19. yüzyılı devirirken ABD'de ıskartaya çıkan atlı tramvayların düşük maliyetle yemek vagonlarına dönüşmesi, araba sevdasının ve sinemaların yükselişiyle direksiyondan ayrılmadan atıştırma modası, hamburger süksesinin başlangıcı sayılabilir. Dick ve Mac McDonald kardeşlerin 1948’de kervana katıldıkları arabaya servis restoranı da birkaç küçük değişimle dünyaya yön veren sistemin kapısını aralar. Daha verimli bir restorana dönüşmek isteyen ikili menüyü sadeleştirir, yiyecekleri karton kutulara doldurup bulaşık derdinden kurtulur, garsonları ortadan kaldırır. Basit, işlevsel, modüler yiyeceklerin sunulduğu, bir örnek giyinen genç çalışanlarla dolu, mama sandalyesinin bile düşünüldüğü tertemiz, renkli, ışıltılı bir aile ortamına dönüşür.

Fast food zinciri denklemi: Yüksek hız, büyük hacim, düşük fiyat ilkeleri üzerine inşa edilen bu sistemde, gıdaların pişirilmesi ve servisi için Ford’un montaj hattı prosedürüyle işçiler birer robota dönüştürülürken, Taylorizme göz kırpan zaman ve verimlilik kaygısıyla da en iyi tek yol hesaplanır. Tek tip ürünler için beceriden arındırılmış işler parçalara bölünür, rutine bağlanır. Birbirinin yerini alabilen homojen işçilerin ızgarada önce hangi köfteyi çevireceği, patatesi kaç dakika kızartacağı, müşteriye hangi cümleyi söyleyeceği bile standartlaştırılır. Burger King ve Wendy’s gibi hamburgercilerin yanında Pizza Hut, KFC, Taco Bell, Dunkin’ Donuts, Subway ve zehirlenme skandallarına çözüm bulamasa da Chipotle gibi düşük fiyatlı hazır yiyecek işletmeleri, McDonald’s’ın önünü açtığı restoran zinciri modeliyle hayatımıza dâhil olur.

Bugün zincir restoranlarda “menü” denince aklımıza ilave patates kızartması ve içeceğin gelmesi, modern menü kavramını şekillendiren Escoffier’nin kemiklerini sızlatsa da yine McDonald’s’a borçlu olduğumuz bir yeme şeklidir.

Big Mac ekonomisi: 2013 yılında bir ABD vatandaşının McDonald’s’tan ayrı kalabileceği en uzak mesafe 185 kilometre olarak belirtiliyordu. Bugün, tüm gezegene yayılmış 39 bine yakın şubeyle güneş ancak Zimbabwe ya da İzlanda gibi bir avuç ülkede Big Mac’siz doğuyor. Günde 68 milyon insan hamburgeriyle mutlu mesut yaşıyor. Sayının ciddiyetini kavrayabilmek için Kraliçe Elizabeth dâhil tüm Birleşik Krallık’ın toplanıp birer Big Mac ısırdığını düşünebilirsiniz. Tabii farklı ülkelerde tek tipliğini koruyabilen bir ürün, ekonomide de belirleyici kritere dönüşebiliyor. The Economist dergisinin her yıl yarım ağızla da olsa yayımladığı “Big Mac Endeksi”, yaşam maliyetinin nerede yüksek, nerede düşük olduğunu, hangi paranın değerli ya da değersiz olduğunu anlatıyor. 

Önlenemez Mcdonaldlaşma zinciri: Roma’da açılan McDonald’s’a fırlatılan makarnaların Slow Food ve ardından Slow Life akımlarını ateşlemesi, insanların hıza tepkisini ortaya koymasına rağmen, farklı alanlarda birçok sektör Mcdonaldlaşmadan nasibini almıştır. Sosyolojik incelemeden çok kara ütopyayı andıran Toplumun Mcdonaldlaştırılması kitabında Ritzer, hazır yiyecek restoranlarında geçerli ilkelerin hayatımıza girdiğini, McÜniversiteden McDoktora, McGazeteden McEğlenceye kadar insanları yutan bir kafese dönüştüğünü söyler. Buna göre Mcdonaldlaştırma süreci dört adımdan oluşur: verimlilik, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik ve denetim. Tüm işlemleri ATM’ye devredip müşteriyi veznedara çevirerek verimliliği artıran bankalar, ürün ve servisin hesaplanabilir nicel yönüne vurgu yapıp bol karbon ayak iziyle dünyaya yayılan ucuz ve “hızlı giyim” öncüsü H&M, dünyanın neresinde olursa olsun müşterisini şaşırtmadan ona öngörülebilir, aynı tip otel odası sunan Hilton, labirent misali mağaza planına kondurduğu oklarla ziyaretçileri denetleyen ve tüm ürünleri görmek zorunda bırakan IKEA, Mcdonaldlaşmış sektörlerden küçük birer örnektir. 

Günümüzde bu dört basit maddenin dünyanın her yerinde McDonalds-vari planlı ve öngörülebilir topluluklar yaratmış olması, akla biraz da bu durumun parodisi olan Truman Show filmini getirse de bilinçlenen tüketici profiliyle çok daha fazla insanın “Bu işte bir iş var,” deyip Truman gibi toplumun Mcdonaldlaştıramadıklarına katılması, umut vadeden bir gelişme olsa gerek.


Kaynaklar

Carlo Petrini ve Gigi Padovani. (2012). Slow Food Devrimi - Arcigola’dan Terra Madre’ye: Yeni Bir Yaşam ve Yemek Kültürü, 2. Baskı, İstanbul: Sinek Sekiz Yayınevi.

George Ritzer. (2019). Toplumun Mcdonaldlaştırılması, 6. Baskı, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Paul Freedman. (2007). Yemek, Damak Tadının Tarihi (çev. Nurettin Elhüseyni), İstanbul: Oğlak Yayıncılık.

Vedat Ozan. (2020). Kokular Kitabı IV - Lezzetler, 3. Baskı, İstanbul: Everest Yayınları.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🍴 Kabuk + kök + kılçık = 0

Haftanın menüsü: Kabuktan kılçığa; her şeyin değerlendirildiği sıfır atık restoranlar ve toplumun McDonaldlaştırdıkları: zincir restoranlar

16 Haz 2021

Tazedirekt ile birlikte
İllüstrasyon: Duru Ekşioğlu

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Bilginin toprağı: Bilgi neden tarımın merkezinde?

Tarımda kriz çoğu zaman üretim, iklim ya da ekonomi üzerinden tartışılıyor. Oysa gözden kaçan daha temel bir mesele var: Bilginin kim tarafından üretildiği. Tarımsal bilginin köyden laboratuvara, devletten piyasaya ve bugün algoritmalara kadarki süreçlerini izleyerek çiftçinin bu değişimde nasıl edilgenleştiğini ve neden yeniden bilgi üretiminin öznesi olması gerektiğini tartışıyoruz.

25 Tem 2026

Bilginin toprağı: Bilgi neden tarımın merkezinde?
apéroapéro

HİKAYE

The Bear’e veda: Her şey yolunda

Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.

18 Tem 2026

The Bear’e veda: Her şey yolunda
apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar