Tablodaki istiridyeyi bul


Ne yediğinizi önemseyen online pazar: Tazedirekt
Denetim, vergi ve danışmanlık şirketi Deloitte Türkiye'nin Taze Gıda Tüketicisi Araştırması özellikle pandemi dönemiyle tüketici tercihlerinde fiyat kadar güvenlik başlığının da belirleyici olduğunu gösteriyor. Organik ve denetimli üretim…
Daha fazlasını öğren →

İnceleyeceğimiz ilk tablo, eserlerinde dünyevi zevkleri sembolize etmek için sıkça istiridyeleri kullanan ressam Jan Steen’in en ünlü istiridye tablolarından biri olan İstiridye Yiyen Kız.
Tablo, ilk bakışta sıradan bir portre gibi görünüyor. Masada yarısı yenmiş bir ekmek, beyaz şarap, porselen bir şarap testisi, tuz, karabiber ve bıçakla birlikte istiridyeler var. Bir yandan yeni açtığı istiridyelere tuz ve karabiber döken genç kız bir yandan gözümüzün içine bakıyor. Üzerindeki zarif saten giysilerine aldanıp kendi hâlinde bir genç kız sansak da eserin detaylarına dikkat ettiğimizde sanatçının resimde istiridye kullanmasının nedenini daha iyi anlıyoruz.
17. yüzyılda tuzlanmış istiridyelerin tehlikeli “aşk iksirleri” olarak görüldüğünü düşünürsek bize istiridye uzatanın postürüne ve yüz ifadesine tekrar baktığımızda bizim için istiridye hazırladığını ancak bize sadece bir istiridyeden daha fazlasını, hatta kendisini sunduğunu fark ediyoruz.
Odadaki yatağın varlığı aynı bağlamda şehvetli bir hazırlığa işaret ederken, karabiber ise sadece istiridyelerin tadını iyileştirmekle kalmıyor, aynı zamanda söylenene göre afrodizyak etkisini de artırıyor. Jan Steen, istiridyelerle yedi ölümcül günahtan ikisini; oburluk ve şehveti sembolize ediyor ve böylece hazzın iki farklı hâlini tek bir sembolle ifade etmiş oluyor.
İnceleyeceğimiz ikinci istiridyeli tablo, Jan Brueghel the Elder’ın Tanrıların Ziyafeti. Peleus ve Thesis’in Düğünü adlı eseri.
Tanrıların ziyafeti, sanat tarihi boyunca çeşitli sanatçılar tarafından sıkça işlenen bir konu. Peleus ve Thesis’in evliliği Troya efsanesinde anlatılan olaylar zincirinin ilk halkası. İstiridyeler, bir önceki tablomuz gibi gündelik sahnelerin resmedildiği tabloların yanı sıra, mitolojik sahnelerin tasvir edildiği eserlerde de sıkça karşımıza çıkıyor.
Olimposlu tanrıların Peleus ve Thetis’in evliliğini kutladıkları bir şölenin ve bir mağaranın içindeyiz. Tabloda ayrı ayrı birçok tanrı ve tanrıça seçilebilse de gözümüzü parlayan pürüzsüz beyaz teniyle, incilerle ve takılarla süslenmiş aşk tanrıçası Venüs (Yunan mitolojisinde Afrodit) alıyor. Bir eli masadaki istiridyelere uzanırken üzerindeki Cupid'in güller yağdırmakta olduğunu görüyoruz. Resmin sağ yarısında arkası dönük olmasına rağmen dikkat çeken ve parlayan bir başka tanrıça da evlilik ve doğum tanrıçası olarak bilinen ve Olimpos tanrıları arasında kraliçe vasfına sahip olan Juno (Hera). Juno’yu içki içtiği hanımla koyu bir sohbete dalmış olan Merkür’e (Hermes) istiridye uzatırken yakalıyoruz.
Günlük hayatta menülerde karşılaştığımız yiyecekler sanat tarihinde birçok farklı temayı sembolize etmek için kullanıldı. İstiridyenin de sanatçılar tarafından bir yiyecekten daha fazlasını anlatmak için kullanıldığını farklı sanatçıların tablolarını inceleyerek anlamak mümkün. Bir sonraki müze ziyaretinizde içinde istiridye tasvir edilen bir esere rastladığınızda sanatçının sembollerini deşifre ederken bu yazıyı hatırlamanız dileğiyle…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü aşkla hazırlandı: Afrodizyak gıdalar, plasebo tutkular, aşka prelüt kokteyller
10 Şub 2021

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




