Türkiye'de suyun geleceği

Azalan su kaynakları karşısında çevreci bir ekonomiye geçmenin zamanı geldi, geçiyor.
Türkiye'de suyun geleceği

Molino Cucina #n
Molino Cucina ile birlikte

Molino Cucina’nın en yenisi: Cacio e Pepe Tat almak, biyolojiyle açıklanabilecek bir duyu almanın ötesinde olabilir mi? Bazı lezzetleri sevmenin, bazı ikilileri birbirine çok yakıştırmanın ailemizden, toplumdan, okuduklarımızdan etkilendiği söylenebilir mi? Pierre Bourdieu, tat almanın sosyal bir duyu olduğunu ve sosyal uygulamalarla aktarıldığını düşünüyor. Bu da hikâyenin sonunda bir kültür oluşturuyor, mutfaklara etki ediyor. Kolektif bir deneyim, ortak beğeniler... Peynir ve biberin uyumu da böyle açıklanabilir mi? Kökleri Roma İmparatorluğu'na dek uzanan Cacio e Pepe belki de bunu ispatlıyor. Bu köklü ortak beğeni Taze günlük makarna üreticisi Molino Cucina’nın mevsime göre yenilenen menüsüne peynir ve biberin ahengini Fusilli ve Bucatini şekillerindeki taze makarnalarla buluşturan lezzetli bir üye ekleniyor. Molino Cucina: Molino Cucina taze, katkısız, günlük olarak üretilen el yapımı makarnaları mevsime göre seçilen soslarla eşleştirip, porsiyonlar hâlinde İstanbul'da aynı gün içinde ulaştırıyor. 100 lira ve üstü alışverişlerde ücretsiz teslimat fırsatı sunan Molino Cucina'da her gün 10.00-20.00 arasında sipariş verenler, 1-3 saat içinde taptaze, kendileri için üretilmiş İtalyan restoranı kalitesindeki makarna ve sosları, şık paketlerle teslim alıyor. Her paket taze makarna, sos ve yönlendirme notu içeriyor. Böylece iyi yemek meraklıları, beş dakika gibi pratik bir sürede restoran kalitesinde bir makarna deneyimini evlerinde deneyimleyebiliyor. Molino Cucina'nın menüsünde Pappardelle Ragu, Tagliatelle Ragu, Spaghetti Tartufo Nero, Spaghetti Pesto, Fusilli Pesto, Penne Pomodoro, Rigatoni Norma, Spaghetti Pomodoro gibi çok sayıda çeşit bulunuyor. Taze makarna ve sosların oluşturduğu bu menü, yeni bir lezzetle genişliyor. Cacio e Pepe: Molino Cucina'nın soslarının ve menüsünün mevsimin en güzel lezzetlerine göre yenilendiğini söylemiştik. 2021'in ilk aylarının favorisi, menünün yeni lezzeti Cacio e Pepe olacak gibi görünüyor. Fusilli ve Bucatini şekillerindeki makarnalarla beraber sunulan Cacio e Pepe bazı İtalya bölgelerinde "peynir ve biber" anlamına geliyor. Anlamından da tahmin edilebileceği üzere kara biber ve peynir içeriyor. Parmesan, pecorino peyniri ve manda tereyağı kullanılarak hazırlanan bu lezzetli sos, fusilli ve bucatini gibi makarnalarla eşsiz bir uyum sağlıyor. Molino Cucina’nın menüsünü keşfetmek ve 3 alımlarda %10, 5 alımlarda %15 indirim fırsatından yararlanmak için bu adresi ziyaret edebilir, iştah açan Instagram sayfalarını yakından inceleyebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Covid-19 salgını, küresel kapitalist toplumumuzun gündelik şehir hayatı ve uluslararası tedarik zincirlerinin kırılganlığı konusunda iki önemli hatırlatma yaptı. Ekonominin sürdürülebilirliği için yerel üreticilerin vazgeçilmezliği ve şehir hayatında doğaya erişimimizin kısıtlı olması. Yerel üretimin ve doğanın ise tükettiğimiz her diğer ürünle paha biçilemez bir ortak paydası var: Su. 

Sınırsızlık ve delilik: “Dolar kaç oldu? Altın mı alsak?" derken GSYİH büyümesine odaklı dengesiz kapitalist gerçekliğin kökten fonksiyonel bir ekolojik sistem dengesine bağlı olduğunu unutmamız beklenebilir. Ancak ekonomiye verilen bu önceliğin çevreci muhasebesini yapmak zorundayız. Ünlü çevreci ekonomist Kenneth E. Boulding’in dediği gibi: “Sınırlı kaynakların olduğu bir dünyada sınırsız ekonomik büyüme olabileceğini sadece bir deli ya da bir ekonomist düşünür." 

Senaryolar: Su yenilenebilir ancak sınırlı bir kaynak. Dünya haritasını gözünüzde canlandırdığınızda tüm o maviliğin sadece %2,5’i tatlı su ve bunun %70’i buzullar içinde saklı. Eğer dünya üzerindeki tüm suyu beş litrelik bir şişede düşünürsek, insanların erişebileceği tatlı su sadece bir yemek kaşığındaki miktara denk gelir. Artan nüfus ve aşırı enerji kullanımı yüzünden dünyada kişi başına düşen kaliteli su miktarı giderek azalıyor. Dolayısıyla, su kıtlığı riskinde olan kıyıdaş ülkeler arasındaki jeopolitik riskler artıyor. Örneğin, Fırat ve Dicle Türkiye’nin kontrolünde ancak Suriye ve Irak için hayati önem taşıyor. 1966’da Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın Türkiye’ye dayattığı kredi koşulu dâhilinde Suriye’ye saniyede giden 350 metreküp su 1987’de saniyede 500 metreküpe çıkarıldı. Eğer Türkiye su tasarrufu için bu miktarı azaltırsa veya tamamen keserse Türkiye’ye su göçü veya sınırda sıcak çatışma riskleri sürreal senaryolar değil. Büyük Etiyopya Barajı ve Mısır için oluşturduğu su kıtlığı riskleri hakkında Mısır’ın eski başbakanı Anwar Sadat’ın “Susuzluktan ölmeyi beklemeyeceğiz; Etiyopya’ya gidip orada ölürüz." sözleri mesele su olduğunda devletlerin kırmızı çizgisinin ne kadar kırmızı olabileceğini özetliyor. 

Su fakiri bir ülke: Lakin ve maalesef azalan zamanın bilincinde kolektif bir endişe yok. Türkiye sanıldığının aksine su zengini bir ülke değil. Tam tersine, ulusal su kullanımında tarımın sektör payı %70 olan Türkiye, tarımsal sulama kıtlığı riskinin en yüksek olduğu 9. ülke. Suyun yenilenebilir olması da bir teselli değil. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık su miktarı 1921’de 13 milyon nüfusla 8 bin metreküpken 100 yıl içinde altıda bir oranına gerileyerek bugün kişi başına 300 metreküp olarak hesaplanıyor. Sebepleri ise kontrolsüz nüfus artışı, çevreye karşı sorumsuzluk, rant ve israf ekonomisi. Ezcümle, Türkiye’nin 5-10 yıl içinde tehlikeli kuraklık sorunları yaşayacağı ve 20 yıl içinde 100 milyon nüfusla su fakiri bir ülke olacağı öngörülüyor.

Sonuç olarak, pozitif GSYİH oranlarını uygarca gelişmek sandığımız ama doğayı ilkelce yok ettiğimiz bu dönemde, ekonomik bir çevreciliğe değil ama çevreci bir ekonomiye ihtiyacımız var. Bunun için de her politik ve ekonomik kararımızda çevreci-demokratik bir sağduyu göstererek sadece sınırlı suyu değil, tüm doğayı ve yaşattığı topluluğu korumalıyız. Ekonomik büyümek ekolojik denge pahasına olmamalı. Tozlanmış kapitalist merceklerimizi yıkayıp doğa ve insanlık için yeniden kalibre etmenin zamanı geldi. Eğer berraklığı bugünden ulusal bir öncelik hâline getirmezsek hatalarla dolu bulanık bir gelecek bizi bekliyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

💦 Suyla şaka olmaz

Haftanın menüsü biraz sulu: Suyun içindekiler, tarımda sulama, su politikaları ve dahası.

20 Oca 2021

Molino Cucina ile birlikte
💦 Suyla şaka olmaz

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli